CGTN / Tom Fowdy

2020 yılından bu yana Birleşik Krallık ile Çin arasındaki ilişkilerde bir belirsizlik ve soğuma süreci yaşandı.

Washington’ın uyguladığı baskı, Muhafazakâr Parti’deki sağcı milletvekilleri ve Hong Kong ile ilgili farklılıklar nedeniyle birçok yorumcu eski Başbakan David Cameron’ın Londra ve Beijing arasındaki ilişkilerin “altın çağı” olarak tanımladığı dönemin sona erdiğini açıkladı. Başbakan Boris Johnson’ın genellikle Çin hakkında olumlu bir görüş beslemesine rağmen, Britanya’nın, Çin ve ABD arasında stratejik rekabet açısından bazı yönlerden etkili bir şekilde “taraf seçmesi” gerekiyor. 

Sadece mart ayında Britanya ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi konusunda ticari yaptırımlar uyguladı. Yine de onların söylediği gibi, bir hafta siyasette uzun bir zaman ve üç ay çok uzun zamandır.

Bununla birlikte temmuz ayı başı itibarıyla Britanya hükümetinin bir kez daha Beijing ile ilişkilerini yeniden ayarlaması yönünde ve Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılmasının ardından bir gereklilik olarak görülen ekonomik ilişkilerin peşinde açıklık ve katılım politikasına geriye dönüşte artan sayıda işaretler var. “Uygur mahkemesi”, “soykırım önergesi” ve daha fazlası gibi Çin karşıtı faaliyetlerin siyasi girişimler olarak öne çıkmasına rağmen, en sonunda ticaret her zamanki gibi devam ediyor.  

İlk olarak, Britanya Dışişleri Bakanı Dominic Raab ile Çin Devlet Konseyi Üyesi ve Wang Yi arasında yakında yapılan telefon görüşmesi, iki ülke arasındaki “ticaret” kelimesinin vurgulandığını gösterdi. 

İkincisi, Britanya Maliye Bakanı Rishi Sunak’ın geçen hafta açıkça, Çin ile ekonomik ilişkilerin derinleştirmenin ve Beijing ile “istikrarlı ve olgun” bir ilişkiye sahip olmanın önemli olduğunu açıklaması, Çin ile ayrışmayı ve ABD ile ilişkiyi savunma arayışındaki Muhafazakâr Parti’deki şahinlere karşı açık bir tokattı.

Daha sonra üçüncüsü, Çin şirketi Nexperia’nın, Britanya hükümetinin herhangi bir vetosunu almadan, Britanyalı yarı iletken firması Newport Wafer Fab’ı satın alması, Washington’ın müttefiklerini engellemek için yapılmış bir anlaşma oldu. Özel ilişki, şu anda “Hint-Pasifik” mücadelesinde kendisini gösteren Britanya’nın dış politikasının açıkçası ana itici gücü olmaya devam ederken, uygulamada Britanya’nın Çin’e karşı olması sözsel ve semboliktir ve herhangi bir eylem ekonomik olarak zarar vereceğinden Huawei’yi yasak koymaktan kaçınmıştır. 

En nihayetinde Çin olmaksızın Brexit refahı yoktur. Şimdilik Londra, Çin’i ihracatı için dünya çapındaki en büyük potansiyel piyasası ve yabancı yatırımın önemli bir kaynağı olmaya devam ettiğini kabul ediyor. Sadece geçen hafta Çin elektrik aküsü şirketi Envision AESC, Japon firması Nissan ile ortaklaşa Sunderland kentinde 400 milyon dolarlık elektrikli araç aküsü fabrikası sözü verdi.

BRİTANYA ÇİN İLE BİRÇOK ALANDA ORTAKLIK KURMAYA HAZIR

Sonuç olarak Birleşik Krallık, çok düşük seviyeli yaptırımlar dâhil olmak üzere Çin karşıtı bazı parça parça açıklamaları benimsemiş olsa bile, ABD’nin ilişkileri yıkıcı ve ayrışmayı teşvik etme arayışındaki Çin politikasının daha dengesiz doğasını kopyalamaktan kaçındı. Aynı şekilde Avustralya’nın Çin’e yönelik daha saldırgan ve popülist yaklaşımından da kaçındı, ancak bu ayrıca coğrafya tarafından yatıştırıldı. Birleşik Krallık, Çin’den çok uzakta bulunuyor, bu nedenle “Çin tehdidi” teorisinin savunucuları, Canberra ile kıyasla kendini ortaya koymada daha zor durumda kalıyor. Stratejik çıkarlar, Çin ile canlı ekonomik ilişkilerin önemli olduğu düşüncesine henüz baskın çıkmadı. Elbette bu hassas bir denge olarak kalmaya devam ediyor. Britanya hükümeti kabinesinin Çin yanlısı ve Çin karşıtı üyeleri arasındaki daimi hizipleşme ileri geri sürüyor. 

Şahinler 2020 yılının büyük bölümünde günlerini yaşarken, ilişkiye doğru bir dönüş, onların ilişkiyi bozmak için gösterdiği çabaların çoğunun başarısız olmasıyla, şimdilik onların marjinal kaldığı görülüyor ve bazı meselelerde oyunun kurallarını değiştirici gerilimler meydana gelmezse bu durumun daha fazla değişmesi mümkün değil. Bu, Londra ile Beijing’in tekrar bir araya gelmesi ve Boris Johnson hükümetinin aradığı ekonomik ilişkilerin ilerletilmesine odaklanılması için siyasi alan olduğu anlamına geliyor. 

Boris Johnson’ın yerini daha neo-muhafazakâr bir sertlik yanlısının alması ya da daha fazla körü körüne bir yaklaşımı savunan İşçi Partisi’nin nüfuz kazanması durumunda gelecekte potansiyel riskler elbette devam edecek. Fakat şimdilik bir kimse söylemin ötesine bakabilir ve uygulamada işlerin her zamanki gibi kaldığı kabul edilebilir. Bölgedeki bir uçak gemisinin sembolizmi, Britanya’nın Çin ile birçok alanda ortaklık kurmaya halen hazır olduğu gerçeğine baskın çıkmıyor. 

Muhafazakâr sağın yanı sıra medya ortalığı karıştırmak için her zaman yan tarafta pusuya yatacak, bununla birlikte bu dostane ve yöntemsel olacağı anlamına geliyor, ancak her zaman hafifçe endişeli ve iki stratejik kampta olacak.