Fransa ile İngiltere arasında yaşanan “balıkçılık ve avlanma” krizi Avrupa’da yeni bir kutuplaşma yarattı. Yaşanan anlaşmazlık özetle Manş Denizi’nde İngiltere’ye ait Jersey Adası çevresindeki balıkçılık ve avlanma haklarıyla ilgili.

Bilindiği üzere İngiltere, Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılınca Manş Denizi’ndeki avlanma kuralları dâhil pek çok değişiklik gerçekleşti. Brexit’in ardından yapılan bazı düzenlemelerle Jersey’de avlanmaya devam etmek isteyen Fransa’ya ait gemilerin bir kısmına lisans ve izin belgesi çıkarıldı. Bu belgelerin verilmesindeki ölçüt, balıkçıların belirlenen tarihler arasında bölgede ne kadar faaliyette bulunduklarını ispat etmeleri.

Fransız yetkililerin bu noktada itirazları oldu. İzinlerle ilgili getirilen şartlar konusunda bilgilendirilme yapılmadığını söyleyen yetkililer, düzenlemelerin geçersiz olması gerektiğini savunuyorlar. Ada cephesinden yapılan açıklamada ise, gerekli evrakı gösteren herkese lisans verileceği belirtilse de Fransa, yeni koşulların kısıtlanmış alanlar yarattığı ve çok sayıda balıkçının işini kaybedeceği görüşünde.

Fransa’nın geçen hafta yaptığı bir açıklama gerilimi biraz daha tırmandırdı zira Fransa, Jersey Adası’na giden elektriği kesebileceğini hatta devamında farklı adımların da atılabileceğini duyurdu. Ada’nın elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 95’i, deniz altı bağlantılar yoluyla Fransa’dan geliyor. Şu ayrıntıyı da hatırlatmak gerekiyor ki, Brexit Anlaşması’na göre İngiltere ile AB, taraflardan birinin anlaşmanın bir kısmını ihlal etmesi durumunda başka alanda yaptırım hakkına sahip. İşte, elektrik de bu kapsamda yer alıyor.

Jersey Adası, Birleşik Krallık’ın ya da AB’nin bir parçası değil. Ada kendi hükümetine sahip ve İngiliz hükümetinden özerk durumda. Dolayısıyla balıkçılık ile ilgili kararlarda da son sözü hükümet söyleyebilir ama Ada’nın dış ilişkilerinin sorumluluğu Birleşik Krallık’a ait.

BREXIT MÜZAKERELERİNDEN POLİTİK ÇIKARLARA

Avrupa Komisyonu’nun bu konudaki tavrı Fransa’dan yana oldu. Fransa’yı haklı gören Avrupa Komisyonu, bilgilendirmenin sadece bir gün önce yapıldığına dikkat çekerek, tartışma için yeterli sürenin tanınmadığını bildirdi. Gerginlikten söz ederken sadece geçen hafta yaşananları baz almak doğru değil çünkü bu gerginliğin öncesi de var. Her ne kadar son yaşananlar gündeme daha fazla gelse de nisan ayında Fransız balıkçı tekneleri Boulogne Limanı’nda İngiliz gemilerin balık sevkiyatını durdurmaya çalıştı.

Son olarak ise Fransız balıkçı gemilerinin St. Helier Limanı’nda protesto eylemi yapması ve Kraliyet Donanması’na ait iki devriye gemisinin “önlem” amaçlı bölgeye gönderilmesi gerilimi artırdı fakat görüşmelerin devam edeceğinin açıklanması gerginliği bir nebze düşürdü.

Balıkçılık haklarıyla ilgili anlaşmazlığın ortasında İngiltere’nin ve ardından Jersey kıyılarında Fransız donanma gemilerinin ortaya çıkması önemli bir noktayı gösteriyor. Hatırlarsak, Birleşik Krallık gemilerini, Fransız tehdidinin ardından bölgeye gönderdi. Bu tutum hem Brexit sonrası dönemde küçük sorunların ne kadar hızlı tırmanabileceğine dair bir uyarı hem de bu sorunların çözülemeyeceğine dair bir örnek. Aslında Brexit süreci ve akabinde olanlar “balıkçılık ve avlanma” sorununun farklı alanlara yayılma riski taşıdığına da bir işaret.

Yaşananlar böyle bir tablo sunarken umut verici temenni; politik çıkarlar ve güvensizliğin hızla ortadan kalkması bununla birlikte teknokratların toplumsal fayda gözeterek finansal sisteme yarar sağlayan anlaşmaları keşfetmesi olacaktır.

Tuğçe Akkaş