Financial Times / Camilla Cavendish

Sağ kanadın ta kendisi bir hükümet için bu haftanın “bütçe”si on yıllık Muhafazakâr parti siyasetinin şaşırtıcı bir şekilde tersine dönmesi oldu. Kurumlar vergisindeki zam, şansölye George Osborne’un imza attığı adımlardan birini sildi. Gelir vergisi eşiklerinde yapılan dört yıllık dondurma, şüphe duymayan pek çok aileyi yeni vergi aralıklarına sürükleyecektir. Boris Johnson hükümeti bir kez daha Muhafazakârlık hakkındaki varsayımları birbirine kattı ve muhalefeti arka planda bıraktı.

Şansölye Rishi Sunak’ın, arka koltuklardaki Tory milletvekilleri ve seçmenlerinin desteklerini korumak için dar bir penceresi var. Sunak muhtemelen, 1974’ten bu yana kurumlar vergisi ana oranındaki ilk artışla Brexit sonrası İngiltere’nin girişimlerini etkileyebileceğine dair bir mesaj göndermek yerine KDV’yi artırmayı tercih ederdi. Bütçe Sorumluluk Bürosundan alınan merkezi büyüme tahminleri bir yerde doğruya yakın çıkarsa, toplanan gelirler bu on yılın ortasına kadar günlük harcamaları karşılayabilir. Ama bu çok büyük bir “eğer”.

Bu aslında bir savaş zamanı bütçesiydi. Normal zamanlarda, tüm partilerden politikacılar vergi artışlarıyla ilgili endişelere son derece duyarlıdır. İki dünya savaşı, kamu harcamalarında büyük artışlara neden oldu ve savaş sonrası harcama seviyelerini savaş öncesi eşdeğerlerinden daha yüksek bıraktı. “Sunak’ın Bütçesi”, toplam vergiyi, 1960’lardan bu yana en yüksek Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’daki (GSYİH) en yüksek payında başı çekmeye bırakıyor.

Muhafazakârların, ideolojik olmaktan çok pragmatik oldukları ve zamana uyum sağladıkları için iktidarda kaldığı söyleniyor. Maliye politikasına gelince, liderler George HW Bush’un “dudaklarımı oku, yeni vergiler yok” sözünün versiyonlarını beyan edebilir, ancak bu her zaman işin sonunu getirmez. Margaret Thatcher’ın ilk Bütçesi, en yüksek gelir vergisi oranını yüzde 83’ten yüzde 60’a düşürmesiyle hatırlanıyor. Ancak, eş zamanlı KDV artışının yüzde 7 artması, kamu maliyesinin dengelenmesine yardımcı oldu.

BORIS JOHNSON HÜKÜMETİ MUHALEFETİ ARKA PLANDA BIRAKTI

Ronald Reagan, 1981’deki geniş kapsamlı kesintilerinin ardından gelen vergi artışlarını “gelir artırımı” olarak adlandırarak gizledi. George HW Bush, 1988 başkanlık kampanyasının merkezinde “yeni vergiler yok” demesinin ardından, Kongre tarafından bazı vergi artışlarını yasal olarak imzalamaya zorlandı ki bu, ona 1992 seçimlerine mal olmuş olabilir.

Bütçenin ardından, cüretkâr Sunak, kurumlar vergisi indirimlerinin “son birkaç yıldır” sermaye yatırımını önemli ölçüde artırmadığını ileri sürerek ortodoksiden koptu. Brexit’in bunda hangi rolü oynamış olabileceğinden bahsetmedi.

Sunak, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve diğer hükümetler tarafından planlanan değişiklikler göz önüne alındığında, İngiltere’nin önde gelen sanayileşmiş ülkelerinden oluşan G7 grubunda en düşük kurumlar vergisi oranını halen sunmaya devam edeceği fikrinden memnun. Ama Osborne, İngiltere’nin G20’deki en düşük kurumlar vergisi oranına sahip ülke olmasını istemişti.

Sunak ve partisi, açığı azaltmak için gerekli olan büyümeyi yalnızca özel sektörün teşvik edebileceği konusunda halen hemfikir. Gel gör ki, daha hızlı ekonomik büyüme ile daha küçük bir devlet arasındaki bağlantılar konusunda önceki hükümetlerden daha az emin görünüyorlar.

İşletmelerin, yeni kurumlar vergisi oranlarının yürürlüğe girdiği iki yıl içinde planlanan kâr hedefine karşı Bütçenin şimdi yatırım üzerindeki yüzde 130’luk “süper kesintisinin” cazibesini nasıl dengeleyecekleri henüz net değil. Üst düzey yöneticiler, önemsiz ödeneklerde yapılan değişikliklerden daha fazla vergi üzerindeki büyük sinyalleri kaydedeceklerdir. Brexit, Thatcher’ın yaptığı gibi, Britanya’nın “ticarete açık” olduğunu ileri sürmeyi daha da gerekli hale getirdi. Acilen uzun vadeli bir büyüme planına ihtiyaç var.

SİYASİ EKSENİN DEĞİŞTİĞİNE ŞÜPHE YOK

Muhafazakârlar genellikle emek veya sermaye yerine tüketime vergi koymayı tercih ederler. Bu nedenle, geniş tabanlı ve toplaması kolay KDV, başlangıcından bu yana neredeyse her Muhafazakâr hükümet tarafından artırıldı. Sunak’ın bunun yerine kâr elde etme kararı, orta vadede iş yatırımını nasıl iyileştirmeyi planladığına dair belirti azlığıyla bir risktir.

KDV adil bir oyun olsa dahi, Tory’lerin yakıt vergisi konusunda müzmin bir hoşnutsuzluğu vardır. Dünyanın en iddialı karbon nötr hedeflerinden birine sahip bir hükümetin, arka arkaya 11. yıldır yakıt vergisini dondurması tuhaf oluyor. Johnson hükümeti, kasım ayında Birleşmiş Milletler (BM) İklim Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak ve bu olayı Başkan Joe Biden yönetimindeki Beyaz Saray ile köprüler kurmak için kullanmayı umuyor. Bu hedef, başka şekillerde hafifletilebilecek olan ticari nakliye maliyetlerinden önce gelmelidir.

Arka plana bakıldığında, Bütçe’deki yeşil politikanın yetersizliği, mali müdahalenin ölçeği kadar şaşırtıcıydı. Para politikası komitesinin net sıfırı desteklemesi için yeni bir yetki alanı, potansiyel olarak güçlü olacaktır ve yeni altyapı bankasının ikiz yatırım öncelikleri olarak iklim eylemi ve ekonomik büyümeye sahip olmasında mutlaka yanlış diye bir şey yok. Ancak özel sermayeyi gereken ölçekte seferber etmek için daha fazlasına ihtiyaç duyulacaktır.

Siyasi eksenin değiştiğine şüphe yok. İşçi Partisi muhalefetine biraz sempati duymamak imkânsız. Sir Keir Starmer, Bütçe’ye cevabında “serbest piyasa ilkelerine geri dönmek için can attığını biliyoruz” dediğinde, sözler temkinli görünüyordu. Sunak özünde özgür bir pazarlamacıdır, ama patronuna oy veren seçmen, yüksek harcamalı, güçlendirici bir başbakanı destekliyordu.

Johnson, aşı uygulaması başarısı açısından şanslı bir politikacıdır. Bu “Bütçe” ona zaten anketlerde yükselmesini sağladı. Fakat o ve şansölyesi, ekonomik toparlanmaya doğru ip üzerinde yürürken acilen uzun vadeli bir vizyona ihtiyaç duyuyor.