CGTN / Bradley Blankenship

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu 23 Haziran’da 29 yıldır hep olduğu gibi ABD’nin Küba’ya uyguladığı ekonomik ambargosunun sona ermesini isteyen bir karar aldı. Oylamada sadece iki ülke -ABD’nin kendisi ve İsrail- karara karşı oy kullanır ve üç ülke -Kolombiya, Ukrayna ve Brezilya- çekimser kalırken, 184 ülke karar lehinde oy kullandı.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden yönetimi dünyaya “Amerika’nın geri döndüğünü” kanıtlamaya çalışırken, yani ABD’nin bir kez daha çokuluslu kuruluşlarda küresel lider olacağı anlamında, bu karar ABD’nin fiilen geniş uluslararası topluluk içinde ne kadar yalnız olduğunu hatırlatan başka bir olay oldu.

1992’den bu yana her yıl, Covid-19’un neden olduğu kısıtlamalar nedeniyle 2020 dışında, Genel Kurul ABD’nin Küba’ya karşı açıkça yasadışı ambargosunu kınadı. Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez Parrilla haklı olarak Genel Kurul’daki oylama sırasında ambargonun “Küba halkının insan haklarının büyük, açık ve kabul edilemez ihlali olduğunu” söyledi.

Parrilla ambargonun “zaten son dönemde salgından kaynaklanan ekonomik krizden etkilenen küçük bir ülkeye karşı sınır ötesi boyutu olan bir ekonomik savaş olduğunu” belirtti ve ambargo ve eski ABD Başkanı Donald Trump’ın koyduğu ek yaptırımların Küba için, bu hafta çok etkili olduğu bildirilen başarılı korona aşısını üretmeyi daha zor hale getirdiğine dikkat çekti.

Öte yandan, ABD’nin BM temsilciliğinin siyasi koordinatörü Rodney Hunter, oylama sırasında yaptırımların Washington’ın Küba’nın demokrasiye doğru hareket etmesini sağlamak, insan haklarını geliştirmek ve Küba halkının temel özgürlüklerini kullanmasına yardım etmek için kullandığı bir araçlar seti olduğunu” bildirdi. Hunter’a göre, ambargoya rağmen ABD “Küba halkına insani yardımlar yapan önemli bir ülke ve Küba’nın birincil ticari ortağı.” Hunter ayrıca demokrasi ve insan haklarını geliştirmenin bu çabaların merkezinde olduğunu söyledi. Ancak bazıları şüphesiz şimdiki yönetimde de görevlerine devam eden eski Başkan Barack Obama yönetimindeki yetkililer bir zamanlar açıkça kabul ettiği üzere, Hunter’ın çözümlemesi yanlış.

ABD BAĞIMSIZ KÜBA GERÇEĞİNİ KABUL ETMELİ

Küba’nın şimdiye kadar son deneme aşamalarında olan büyük umut vadeden iki korona aşısı üreten, gelişen bir biyoteknoloji sanayisine sahip olduğu gerçeği Küba’nın ambargoyu yenme gücünün göstergesidir. Her şeyden öte ihtiyaç icadın anasıdır ve ABD 50 yıldır -ilaç ve tıbbi cihazlar dâhil- teknolojiye Küba’nın uluşmasını engelliyor. Ama dahası, ABD bütün bu zaman içinde Küba’yı kendi yörüngesine sokmayı başaramadı. Ambargolar, yaptırımlar, sabotaj ve hatta doğrudan devlet terörü eylemleri her zaman püskürtüldü. Bütün bunlar şüphesiz uluslararası hukukun ve Küba halkının insan haklarının ihlaliydi (uluslararası toplum açıkça böyle düşünüyor).

Ambargo hakkında çeşitli gizliliği kaldırılmış ABD hükümet belgeleri herhangi bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ambargonun amacının yapay olarak Küba ekonomisini zora sokmak ve böylece halkın devrimci Küba hükümetine karşı bir karşı devrim başlatabileceği umudu ile hoşnutsuzluk yaratmak olduğunu açıkça gösteriyor. Fakat bütün bu çabalara rağmen, Küba halkı sayısız kere ABD emperyalizmine karşı yiğit direnişi ile bağımlılığa karşı bağımsızlığı tercih ettiğine karar verdi.

Bunun nedeni, ABD ya da İspanya egemenliği altında yaşamaları durumundaki yaşam standartları ile karşılaştırıldığında, Küba halkının şimdi daha önce olduğundan çok daha özgür ve mutlu olmasıdır. Neredeyse dünyadaki bütün ülkeler gibi, ABD’nin de bağımsız Küba gerçeğini kabul etmesi ve yardım etmek istediğini ileri sürdüğü halka sadece zarar veren bu Soğuk Savaş kalıntısı korkunç politikaya son vermesi gerekir.