CRI Türk Dış Haberler Servisi

Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde hazırlanan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporunu yayınladı. Rapora göre, insan kaynaklı faktörlerden dolayı salınan sera gazları nedeniyle, gelecek 15 yıl içinde önemli sıcaklık artışlarını yaşanabilir.

Rapor, Glasgow’da düzenlenecek ve COP26 iklim zirvesine rehberlik edecek. Rapor çok sayıda tehlikenin yaklaşmakta olduğunun altını çiziyor. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, “IPCC Çalışma Grubu 1 Raporu insanlık adına bir kırmızı alarmdır.” dedi.

Yaklaşan iklim krizi ulusların karşı karşıya olduğu en büyük sorun olarak değerlendiriliyor. Yine de hükümetlerin, bu krizi görmezden gelerek iklimi etkileyen faktörler üzerinde yaptırım gücünü kısıtlı bırakması gelecekte kuraklık, gıda krizi ve iklime bağlı göçleri tetikleyebilir. 1997 Kyoto Protokolü ve 2015 Paris İklim Anlaşması’nın etkisini kaybettiği son günlerde, iklim krizinin tetikleyeceği göç dalgaları ve doğal afetler hükümetleri zorlu bir sürece sürüklüyor.

Raporda, iklim değişikliğinin birçok özelliği doğrudan küresel ısınmanın düzeyine bağlı olduğu aktarıldı. . IPCC Çalışma Grubu Eş Başkanı Panmao Zhai, “İklim değişikliği zaten dünyadaki her bölgeyi çeşitli şekillerde etkiliyor. Yaşadığımız değişiklikler ilave ısınma ile artacak.” ifadelerine yer verdi.

IPCC, önümüzdeki on yıllarda iklim değişikliklerinin dünyanın tüm bölgelerinde belirgin hale geleceğini öngörüyor. 1,5°C’lik küresel ısınma ile artan sıcak hava dalgaları, daha uzun sıcak mevsimlerin yaşanmasını tetikleyecek. 2°C’lik küresel ısınmada ise,  aşırı sıcaklıkların tarım ve sağlık için kritik eşiklere ulaşılacağı kaydedildi.

Raporda beklenen bazı senaryolar ise şöyle:

  • İklim değişikliği su döngüsünü etkileyecek. Bu, bazı bölgelerde daha yoğun yağış ve buna bağlı sel yaratacakken bazı bölgelerde ise yoğun kuraklık ortaya çıkaracak.
  • Yüksek enlemlerde yağışın artması muhtemeldir. Bölgeye göre değişen muson yağışlarında değişiklikler bekleniyor.
  • Kıyı bölgeleri, 21’inci. yüzyıl boyunca deniz seviyesinin sürekli yükselmesine tanık olacak, bu da alçak alanlarda daha sık ve şiddetli kıyı taşkınlarına ve kıyı erozyonuna katkıda bulunacak. Daha önce 100 yılda bir meydana gelen aşırı deniz seviyesi olayları, bu yüzyılın sonunda her yıl gerçekleşebilir.
  • Daha fazla ısınma, buzulların ve buz tabakalarının erimesini ve artıracaktır.

“BAŞARISIZLIK”

Yale Üniversitesinde Ekonomi Profesörü olan William Nordhaus, Foreign Affairs dergisinde yayınladığı bir makalede, iklim mücadelesini “başarısızlık” olarak nitelendirdi.

“Başarısızlık nasıl giderilir?” sorusuna yanıt arayan Nordhaus, ”Devletlerin iklim anlaşmalarını yeniden kavramsallaştırması ve mevcut kusurlu modeli farklı bir teşvik yapısı ile değiştirmesi gerekiyor. Ben bu modele ‘İklim Kulübü’ diyeceğim. Uluslar, kulüp modelini benimserlerse ve katılmayan uluslar için cezalar eklerlerse, uluslararası iklim anlaşmalarındaki bedavacılık sendromunun üstesinden gelebilirler. Aksi takdirde, iklim değişikliğini engellemeye yönelik küresel çabanın başarısız olacağı kesindir.” diyerek uluslararası yapılanmaların durumuna dikkat çekti.

İKLİM KRİZİ İLE MÜCADELE NEDEN BU KADAR ZOR?

Nordhaus, iklim krizi ile mücadelenin zorluğunu şöyle özetliyor:

“Üçüncü sınıf uluslararası anlaşmalar, küresel kamu mallarını içeren zorlu sorunlarla karşı karşıyadır.  Küresel kamu malları üzerinde anlaşmalar da zordur. Çünkü tek tek iş birliği yapmayan ülkeler, başka ülkelerin zararı pahasına kendi ülke ekonomisini kalkındırma politikası izlemeyi tercih edecektir. Zor sorunları çözmeye çalışan uluslararası iklim anlaşmaları üçüncü sınıfa giriyor ve büyük ölçüde amaçlarına ulaşamıyor. Bu başarısızlığın birçok nedeni var. Ayrıca, uzun vadeli küresel meselelerle ilgilenmeyen ve sorunu ciddiye almayı liderler tarafından da zayıflatıldılar. Ancak, zorlu iklim değişikliği sorununu çözmenin içsel zorluğuyla yüzleşmenin yanı sıra, uluslararası iklim anlaşmaları, nasıl yapılandırılmaları gerektiğine dair kusurlu bir modelde söz konusu. Temel kusur, teşvik yapısını gözden kaçırmak olmuştur. Ülkeler, küresel ısınmanın bir mahkum ikilemi yarattığını gerçekçi bir şekilde kabul etmedikleri için, gönüllülük esasına dayanan anlaşmalar üzerinde müzakereler yürüttüler ve bu nedenle kesinlikle başarısız olacaklar.

Kyoto Protokolü ve Paris Anlaşması gibi dönüm noktası niteliğindeki anlaşmalar neden başarılı olamadı?

Bunun nedeni, ülkelerin kendi ulusal çıkarlarını takip etme eğiliminin teşvik ettiği bedavacılıktı. Bedavacılık, bir tarafın maliyete katkıda bulunmadığı bir kamu malından faydalarından yararlanması ile başlar. Uluslararası iklim değişikliği politikası söz konusu olduğunda, ülkeler kendileri için ortaya çıkan maliyetten kaçınarak, diğer ülkelerin karbon emisyon azaltımlarına güvenmeyi tercih etti.

Bugün iklim değişikliği politikaları söz konusu olduğunda, uluslar yüksek sesle konuşuyorlar ama ellerinde hiç sopa yok.”

AVRUPA’DA İÇ GÖÇ KORKUSU

BM’nin son raporu Avrupa basınında geniş yer kapladı. Romanya Adevarul gezetesi uyarıların ciddiye alınması gerektiği belirterek: “Bütün bu çalışmalar Glasgow’da buluşacak üst düzey siyasetçilerin yetki alanına girmeli. Çünkü artık güvenliğimize yönelik tehditler, insanlığın kurduğu medeniyetin en temel koşullarını yok edecek şekilde. Çöl iklimi son hızla Avrupa’nın güneyindeki yerleşim bölgelerinde görülmeye başlayıp tarıma zarar verirse, o zaman Avrupa’da iç göç yaşanıp yaşanmayacağı değil, ne zaman yaşanacağı sorusuna yanıt aramalıyız.” satırlarına yer verdi.

TÜRKİYE’DE KURAKLIK ARTIYOR

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), haziran ayı sıcaklık ve yağış değerlendirmesi raporlarının ardından, son bir yıllık döneme ait kuraklık durumunu gösteren veriler yayınladı.  Standart Yağış İndeksi ve Normalin Yüzdesi Metodu şeklinde yayınlanan raporlarda Türkiye’deki kuraklık değerleri paylaşıldı. Temmuz ayının ilk haftasında yayımlanan sıcaklık ve yağış değerlendirmesine ilişkin raporlarda Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerindeki yağışların yüzde 98’e varan düşüşler kaydettiği ve artan sıcaklıkların kuraklığı daha belirgin hale getirdiği kaydedildi.

“2021 Haziran Ayı Meteorolojik Kuraklık Durumu” adlı raporda Doğu Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri olmak üzere ülkenin doğusu, güney Ege ve Aksaray ‘olağanüstü kurak’ olarak işaretlendi.