China Daily / Wu Hailong

Çin Kamu Diplomasisi Derneği Başkanı Wu Hailong, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Birleşmiş Milletler’deki (BM) meşru konumunu yeniden kazanmasının 50. yıl dönümü dolayısıyla, dünyanın BM liderliğindeki uluslararası düzeni desteklemesi gerektiğini söyledi. Başka uzmanlar da yakın zamanda Beijing’de düzenlenen bir forumda, BM ile küresel yönetimin karşı karşıya olduğu fırsatlar ve sorunlar hakkında fikir alışverişinde bulundu. 

Geçmiş 70 yılda BM ile bağlı kuruluşlar ve diğer çok taraflı kuruluşlar dünya çapında barış ile gelişmeyi ilerletmek için ciddi çabalar gösterdiler ve insanların bazı konulardaki beklentilerini tam olarak karşılayamamasına rağmen, BM halen ülkelerin en geniş temsilcisi ve geniş yetki ile etkiye sahip. Ancak hızlı değişen bir dünyada ve karmaşık uluslararası durumda BM, bazı benzeri görülmemiş sorunlarla karşı karşıya bulunuyor. 

BM BENZERİ GÖRÜLMEMİŞ SORUNLARLA KARŞI KARŞIYA

İlk olarak, bazı ülkeler, hizipler oluşturarak, sahte çok taraflılık uygulayarak, ideolojik çatışmalar başlatarak ve yaptırımları kullanma yoluyla diğer ülkelere baskı yapmaya çalışarak, uluslararası ilişkileri düzenleyen temel kuralları baltalamaya çalışmak suretiyle BM Sözleşmesi’nin amaçları ile ilkelerini görmezden geliyorlar. 

BM toplantıları ve görüşmelerinde onlar, kendi değerleri ile kurallarının evrensel değerler ve kurallar olduğunu iddia ederek bunu diğer ülkelere dayatmaya çalışırken, çifte standarda başvurarak, genellikle ahlaki üstünlüğü aradılar, diğer ülkelere öğütler verdiler, eleştirdiler, saldırdılar ve açıkça onların iç işlerine müdahalede bulundular. Onlar BM’yi, kendi ulusal çıkarlarına hizmet etmek için tasarlanmış özel bir kulüp olarak görüyorlar, işlerine yaradığında kullanıyorlar ve çıkarlarına hizmet etmeyeceğini fark ettiklerinde görmezden geliyorlar. Bu korkunç eylemler, BM üyeleri arasında karşılıklı güven ile iş birliğine ciddi biçimde zarar verdi ve BM’nin otoritesini ve dünyayı yönetme yeteneğini zayıflattı.

İkincisi Covid-19 salgını bütün dünyada, insanların yaşamı, sağlığı ve ekonomik faaliyetleri için ciddi bir tehdit oluşturmaya devam ediyor. Yeni koronavirüs zaten dünya çapında 240 milyondan fazla insana bulaştı ve 4,89 milyondan fazla ölüme yol açtı.Uzman bir BM kuruluşu olan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Covid-19 aşılarının dünyada eşit dağıtılmasını temin etmek için COVAX’ı başlattı fakat küresel “aşı açığı” halen çok büyük, aşı dağıtımı adil değil, birçok gelişmekte ve az gelişmiş ülkede aşı tedarik sorunu halledilemedi. Ayrıca virüsün devam eden mutasyonları, ülkelerin önleme ve kontrol önlemleri için yeni sorunlar yarattı. Ne yazık ki, bütün bunlar arasında bazı ülkeler, kendi sorumluluklarını diğerlerine atmaya çalışarak, salgına karşı küresel mücadeleyi baltalıyorlar. 

BM’NİN ROLÜ ZAYIFLADI

Üçüncüsü, salgın özellikle gelişmekte olan ülkeler olmak üzere küresel ekonomiye büyük darbe vurması, işsizliğin artmasıyla, gelirlerin düşmesiyle ve yoksulluğun artmasıyla sonuçlandı. Salgının etkileri ve insan faktörü küresel endüstriyel tedarik zincirlerini kırılgan ve istikrarsız hale getirdi. Ekonomik zorluklarının üstesinden gelmek için bazı ülkeler büyük miktarlarda para bastı, bu yüzden ekonomik sorunlarını diğer ülkelere aktardı. Bazıları umutsuzca kendi bilim ve teknoloji sektörlerini diğer ülkelerinkinden ayırmaya çalışarak, dünya çapında bilim ile teknolojinin gelişimini ciddi şekilde engelledi. Bu bakımdan, birçok ülkenin kalkınma sorunlarını aşmayı amaçlayan BM Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Gündemi hedeflerine ulaşması mümkün değildir. 

Dördüncüsü, iklim değişikliğinin yol açtığı olağanüstü hava olayları daha sık ve daha yıkıcı hale geldi. Küresel sıcaklıklar, artan sera gazı emisyonları yüzünden yükselmeyi sürdürürse, olağanüstü hava olayları daha sık meydana gelebilir, büyük zararlara sebebiyet verebilir. Ükeler sıcaklık yükselişini 1,5 veya 2 derecenin altında tutmak için fosil yakıtların kullanımını yakında azaltmazsa, dünya feci sonuçlarla karşılaşabilir. 

Beşincisi, BM’nin rolü yukarıda bahsedilen faktörler yüzünden zayıfladı, ancak BM ayrıca fazla personel, düşük verimlilik, yavaş hareket etme ve zayıf uygulamadan mustariptir. Hızla değişen dünyada, insanlık birçok yeni sorunla karşı karşıya bulunuyor ve BM’nin yeni sorunlara uyum sağlaması ya da onların üstesinden gelmesi giderek daha zor hale geliyor. Bu yüzden BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in yakında tamamlanan BM Genel Kurulu 76. Toplantısı’nda “etkili çok taraflılık” uygulanmazsa insanlığın büyük tehlike altında olacağını ve dünyanın, üzerinde kurulduğu değerleri yeniden yapılandırmak için bir “BM 2.0”a ihtiyaç duyduğunu ifade etmesi şaşırtıcı değil. 

BM BÜTÜN ÜYE ÜLKELERİN YARARINA ADALETİ SAVUNMALI

Bu tür sorunların üstesinden gelmek için uluslararası toplumun, uluslararası hukuka ve uluslararası ilişkileri düzenleyen kurallara dayalı BM merkezli dünya düzenini desteklemesi zorunludur. Bütün ülkeler birbirine saygı duymalı ve eşit davranmalı, kendi çıkarlarını ortak küresel çıkarların üstüne koyanlara ve diğer ülkelere yaptırım dayatanlara karşı çıkmalıdır. Uluslararası toplum, ülkeler arasındaki çatışmaları önlemek için ortak çaba göstermeli, bütün ülkelerin kendi ulusal koşullarına en uygun siyasi sistemi ile kalkınma yolunu seçmelerini sağlamalı ve farklılığa saygı göstermelidir. 

Aynı derecede önemli olan, bütün BM üyesi ülkeler, BM Sözleşmesi altında yükümlülüklerini yerine getirmeli ve yeni küresel sorunları aşmada BM’nin öncü rolü oynamasını desteklemelidir. BM kendi açısından, kapasite inşasını desteklemeli, reformları derinleştirmeli, verimlilik seviyesini iyileştirmeli ve bütün üye ülkelerin yararına adaleti savunmalıdır. 

Salgını kontrol altına almada uluslararası toplumun, sınır ötesi enfeksiyon riskini en aza indirmek için önlemler alması ve gelişmekte olan ülkeler ile az gelişmiş ülkelerin nüfuslarını aşılayabilmesi amacıyla dünya çapında eşit aşı dağıtımını temin etmesi gerekiyor. Dahası küresel ekonominin toparlanmasını desteklemek için bütün ülkelerin, diğerlerinin pahasına kendilerinin çıkarı için ekonomik ve mali politikalar ile araçları kullanmaktan kaçınması, küresel endüstriyel ve tedarik zincirlerinin istikrarını sürdürmesi, her türlü korumacılığı ortadan kaldırması ve bölgesel ticaret ile yatırım serbestliğini teşvik etmesi gerekmektedir. İklim değişikliğinin üstesinden gelmek için bütün ülkeler, karbon emisyonlarının zirvesi konusunda net hedefler belirlemeli ve ortak, fakat farklılaşmış sorumluluklar ilkesine uygun olarak karbon nötrlüğü sağlamalı, yeşil ve düşük karbon kalkınma yolunu takip etmelidir.