CGTN / Adriel Kasonta & Alfred de Zayas

Ne demişler; “tarih tekerrürden ibarettir ilkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak”, ancak bizim ikincisiyle karşı karşıya olduğumuzu öne sürmekten uzağız. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in, BM Genel Kurulu 76. Toplantısı’ndan önce söylediği gibi, bu zirvenin odağı Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Çin ile “Soğuk Savaşı” oldu. Guterres, Associated Press’e verdiği demeçte, “Geçmişten farklı ve muhtemelen daha tehlikeli ve yönetilmesi daha zor olacak bir soğuk savaştan ne pahasına olursa olsun kaçınmamız gerekiyor.” dedi. 

İlginç bir şekilde, eski Endonezya Devlet Başkanı Ahmed Sukarno’nun 18-24 Nisan 1955’te yapılan Bandung Konferansı’nda dediği gibi, aynı ikilem “insanlık tarihindeki renkli insanların ilk kıtalararası konferansına” katılanların düşüncelerini de meşgul etti. Endonezya’daki konferans, Afrika ile Asya ülkelerinin, yeni bağımsız sömürge ülkelerinin çoğunun katılımını ve uluslararası ilişkilerin yönetiminde önemli rol oynadığı varsayılan ülkeleri dışlayan 1945 yılındaki San Francisco Konferansı’na bir yanıtıydı. Bu bağlamda Bandung Konferansı, BM Sözleşmesi’ni ortaya çıkaran ve Batı’nın egemen olduğu ABD’deki San Francisco Konferansı’na kıyasla Üçüncü Dünya’yı daha fazla temsil ediyordu. 

O dönemde de bugün yaşadıklarımıza benzer şekilde iki jeopolitik “dev” -ABD ve Sovyetler Birliği- arasındaki gerilimler uluslararası istikrarsızlığın kaynağıydı. Nükleer savaş korkusu ve bağımsızlık öncesi şartlara dönüş, Küresel Güney ülkeleri arasında barış ve iş birliğini sağlamak için inanılmaz bir kararlılıkla sonuçlandı, bu da sonunda BM’nin seslerini duyurmak için muhtemel en iyi yer olacağı kararına sebep oldu. Bu ülkeler, disiplin ve emperyalizm arasındaki karşılıklı etkileşim resmen sorun olduğunda Bandung’da olduğu gibi uluslararası hukukun “evrensel” doğasını gerçekten Cenevre’ye getirdiler. Ancak daha da önemlisi konferans, küresel düzenin Avrupa merkezli yorumunu sorguladı. 

“BİR ARADA YAŞAMANIN BEŞ İLKESİ”

ABD’nin uyguladığı küresel emperyalizm, yeni sömürgeciliğin yerini aldığı zaman, Hintli tarihçi Vijay Prashad’ın dediği gibi “Bandung Ruhu”nu yeniden keşfetmek ve egemenlik, insan hakları ile uluslararası ekonomik düzen düşünceleriyle eleştirel olarak yeniden ilişki kurmak bizim görevimizdir. 

Aklımızdaki egemenlik ve uluslararası ilişkiler versiyonu “Bir arada yaşamanın beş ilkesine” dayanmaktadır; (1) toprak bütünlüğü ve egemenliğine karşılıklı saygı, (2) saldırmazlık, (3) uluslararası ilişkilere müdahale etmeme, (4) eşitlik ve karşılıklı çıkar ve (5) barış içinde bir arada yaşama. Bahsedilen ilkeler, BM Sözleşmesi’nde bulunduğu gibi, klasik uluslararası yasaların en yerleşik görüşleriyle, yani sözleşmenin 2 (1) Maddesi, 2 (4) Maddesi ve 2 (7) Maddesi ile uyumludur. 

Daha önce hayal bile edilemeyecek kadar keskin bir eşitsizlik ve yaklaşan çevre felaketi çağında, Bandung’dan öncekiler gibi aynı küresel yok olma tehdidi tarafından izlenmeye devam ediyoruz. Bu nedenle Çin’in BM Cenevre Ofisi daimi temsilcisi Büyükelçi Chen Xu ile tam bir görüş birliği içindeyiz. Xu, uluslararası düzen konusundaki son ortak açıklamasında haklı biçimde, demokratik ve adil bir uluslararası düzenin, insan haklarının ilerletilmesi ve korunması için temel olduğunu savunmuştu. 

ÇATIŞMA VE İŞ BİRLİĞİ ARASINDA SEÇİM YAPMALIYIZ

Aynı zamanda açıklamanın tam desteğiyle, bunun sadece tüm tarafların geçmişte birçok kez olduğu gibi herhangi bir istisna olmadan gerçek çok taraflılığı uygulamaya kendilerini adamaları halinde sürdürülebileceğine inanıyoruz. Görüşmeler çıkmaza girdiğinde, devletler ayak dirediğinde, onları bir uzlaşma ruhuyla “çözmenin” zamanıdır. Genel sekreter ne pahasına olursa olsun barışı, kalkınmayı ve insan haklarını sağlamak için kutsal bir göreve sahiptir. Onun arabuluculuğu ABD ile Çin tarafından samimiyetle kabul edilmelidir. 

İsviçre uzun bir arabuluculuk tarihine sahip tarafsız bir ülke. İsviçre Devlet Başkanı Guy Parmelin’den, ABD ile Çin arabuluculuk yapmasını istemeli. Hepimizin içimizdeki yırtıcıyı, ayrımcılığı ve kendini beğenmişliği unutması gerekiyor. BM Sözleşmesi dünyanın anayasası olarak görülüyorsa ve bütün ülkeler BM gündemini uygulamak için üzerine düşeni yaparsa, barışa ve refaha sahip olabiliriz.

Tüm insanlar BM Sözleşmesi’nin kabul ettiği benzer ihtiyaçları ve özlemleri paylaşır. BM mekanizmalarını, çok taraflılık ve uluslararası dayanışma ruhu içinde, herhangi bir devletin kendi özel dış politika hedeflerine varmak için onları suistimal etmesine izin vermeksizin uygulayalım. Çatışma ile iş birliği arasında seçim yapmalıyız ve sadece iş birliği insan türünün hayatta kalmasını sağlayabilir.