CGTN / Andrew Korybko

Birleşik Krallık, Soğuk Savaş’tan bu yana en büyüğü olarak ilan edilen, Savunma, Güvenlik, Kalkınma ve Dış Politikasına ilişkin uzun zamandır beklenen değerlendirme raporunu yayınladı, ancak Çin hakkındaki her şey ne yazık ki, yanlışlarla dolu. Çin’i “açık toplumlar” ve Birleşik Krallık’ın ekonomik güvenliği için en büyük zorluk olarak tanımlayan belge, Çin hakkındaki çürümüş bilgi savaşı anlatılarını yayıyor. Ayrıca, İngiltere’nin değerleri de dâhil olmak üzere Çin’in “sistemik bir zorluk” olarak görülmesi de son derece yanlış. Bu sorunlara önerilen çözümler, daha fazla ticaret ve yatırım ki, bu iyi bir şey, fakat aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri (ABD) liderliğindeki Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (QUAD) ile daha derin ilişkiler de var ki, bu da sorunlu.

Rapor günümüzde Batı’da pek çok kişinin Hint-Pasifik bölgesini, küresel ticaret yolları üzerindeki hakim önemi nedeniyle “giderek artan bir şekilde dünyanın jeopolitik merkezi” olarak nitelendirmesi doğrudur, ancak pratikte Çin ile ilgili diğer her şey yanlıştır. Daha önce bahsedilen propaganda noktalarına göre, gerçeklerle karşı gelinmesi gereken ilki, Çin’in “açık toplumlar” için en büyük meydan okuma olduğudur. Bu yanlış iddia, Çin’in kendi iç siyasal, ekonomik ve sosyal modellerini başkalarına dayatmaya kararlı hegemonik bir güç olarak yanlış tasvir edilmesine dayanmaktadır.

Aslında gerçekte doğru olan tam tersidir; Çin’in Batı’nın “açık toplumlar” olarak gördüğü şeyle hiçbir sorunu yoktur. Bunu anlatan en iyi örnek, o ya en büyük ticaret ortağıdır ya da dünyadaki her bir “açık toplum” un en büyüklerinden biridir. Bununla birlikte, Çin’in çizgiyi çizdiği yer, bu “açık toplumların” Çin halkına kendi modellerini dayatmaya çalıştıkları zamandır, özellikle de Birleşik Krallık’ın eski kolonisi Hong Kong’da son birkaç yıldır küstahça yapmaya çalıştığı gibi. “Açık toplumlar”, “evrensel toplumlar” ile eş anlamlı olmamalı ve her toplum birbirinin modeline saygı göstermelidir. Emperyalizm dönemi sona erdi.

ÇİN VE BİRLEŞİK KRALLIK EKONOMİK OLARAK BİRBİRİNİ TAMAMLIYOR

Çin, Birleşik Krallık’ın ekonomik güvenliği için bir tehdit değil. Bir kez daha tersi doğru; Çin ile Birleşik Krallık ekonomik olarak birbirini tamamlıyor. Aynı zamanda köklü, kapsamlı ve tarihi ticari bağlara da sahiptirler. Tarihin bir döneminde, Britanya İmparatorluğu eski Çin için ekonomik bir tehditti, fakat ilişkiler 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana ve özellikle son kırk yılda eşitlendi. Çin’in sözde bir tehdit oluşturduğuna dair yanlış anlatı, diğer ülkeleri Çin ile ticaret ve teknoloji iş birliğinden uzaklaştırmaya çalışan eski Trump yönetiminin hayal gücünün bir ürünüdür.

Daha öncede bahsedilen bu açıklamalar, Çin’i herhangi biri için “sistemik bir meydan okuma” olarak kabul etmenin neden temelde bu kadar yanlış olduğunu açıklamaya yardımcı oluyor. Bir kez daha, ülke modellerinden hiçbirini ihraç etmiyor. İhraç ettiği her şey mal ve hizmetlerdir, ancak aynı zamanda bunların çoğunu da ithal eder ve fayda sağlar; yeni gelişim paradigması olan çifte dolaşım yoluyla çok daha fazlasını yapmayı planlamaktadır. Çin sistemi benzersizdir, bu da ona belirli sistemik avantajlar sağlar, ancak bunlar yalnızca aşırı rekabetçi sıfır toplamlı bir zihniyete sahipse bir “meydan okuma” olarak algılanır. Çin, kazan-kazan iş birliği felsefesini benimsiyor ve tüm ortaklarına yardım etmek istiyor.

BİRLEŞİK KRALLIK BREXİT SONRASI YAŞADIĞI KİMLİK KRİZİNE ODAKLANMALI

Bu gözlem elbette Birleşik Krallık’ın değerlendirmesinde belirtilmemiştir, ama olsaydı tüm belgenin çerçevesi yeniden düzenlenirdi. Çin ile ilgili her şeyi yanlış yapmak yerine, Birleşik Krallık muhtemelen her şeyi doğru yapmış olurdu. Birleşik Krallık dışişleri bakanının Soğuk Savaş zihniyetine karşı olduğunu söylemesi elbette memnuniyetle karşılanıyor, ancak ülkesinin halen nükleer savaş başlığı stokunu yüzde 40’ın üzerinde artırmak istemesi endişe verici. Bu açık bir çelişkidir. Birleşik Krallık’ın QUAD ile ilişkilerini yoğunlaştırmak istediğini ve Çin hakkında korkutucu olduğunu düşünürsek, bu nükleer bombaların gerçekten kime karşı olduğu merak uyandırıcıdır.

Nihayetinde uluslararası ilişkilerde önemli olan şey sözde değil, özdedir. Birleşik Krallık’ın yıllık değerlendirmesi senaryosuna sadık kalırsa ve şizofren gibi Çin ile ekonomik ilişkileri QUAD ile koordineli bir şekilde örtbas etme arayışını paralel olarak geliştirmeye çalışırsa, iki ülkenin ilişkileri düzelmeyecektir. Londra’nın kendi içine bakması ve Beijing’i yanlış bir şekilde “sistemik bir meydan okuma” olarak göstermesine neden olan kendi ulusal ruhundaki güvensizlikleri derinlemesine düşünmesi ve çok iyi bildiği diğer bu tür tasvirlerin yanlış olduğunu derinlemesine düşünmesi gerekiyor. Sorun Çin değil, Birleşik Krallık’ın ilk önce düzeltmek için odaklanması gereken Brexit sonrası yaşadığı kimlik krizidir.