Global Times / He Zhigao

Birleşik Krallık’ın Hint-Pasifik bölgesine doğru eğilmesiyle ilgili son büyük haber, yeni yayımlanan dış ve savunma politika incelemesiyle bölgeyi yeniden dünya gündemine alacak şekilde su yüzeyine çıktı.

Hint-Pasifik kavramı en başta Japonya’nın eski Başbakanı Shinzo Abe tarafından ortaya atıldı ve daha sonra önceki Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yönetimi tarafından kullanıldı. Doğu’ya doğru küresel güç kayması bağlamında, bölgedeki sözde benzer düşünen ülkeler tarafından kademeli olarak kabul edildi.

Birleşik Krallık’ın, Avrupa Birliği (AB) ailesini terk ettikten sonra yeni bir diplomatik ve stratejik konum aramak ve parçalanmış iç siyasetinde fikir birliğine varmak zorunda kaldığı bir zamanda, Hint-Pasifik’e yönelme kararı da bu bağlamda geliyor. Hükümet salı günü yayınlanan bu incelemede, bölgenin ekonomi, güvenlik ve değerler açısından Birleşik Krallık için neden önemli olduğunu ayrıntılı olarak açıkladı. Birleşik Krallık açısından, ister Asya-Pasifik ister Hint-Pasifik olarak adlandırılsın, bölgenin önemi pek değişmedi. Birleşik Krallık’ın bölgeye olan hevesi, konseptin popülaritesinden başka bir şey değil. Diğer bir deyişle, Birleşik Krallık, bölgede paydaş olduklarını iddia eden ülkelerin sadece bir takipçisidir.

Birleşik Krallık, Hint-Pasifik bölgesinde pay almak istiyorsa uygun bir bahaneye ihtiyacı var. Başbakan Boris Johnson’ın nisan ayı sonunda Hindistan’ı ziyaret etmesi planlanıyor. Hindistan birçokları için uygun bir seçim. Giderek artan nüfusu ve güçlü bilimsel ve teknolojik yetenekleri olan büyük bir pazar. Batı ile de aynı “değerleri” paylaşıyor. Buna ek olarak, Hindistan’ın Çin’i dengelemedeki rolü, Birleşik Krallık’takiler de dâhil olmak üzere pek çok kişi için aşikârdır.

Ancak Birleşik Krallık ile Hindistan arasındaki iş birliğinin niceliği ve kalitesi sınırlı kalacaktır. Birleşik Krallık, AB ile serbest ticaret anlaşması müzakereleri gecikti. Birleşik Krallık ile Hindistan arasındaki herhangi bir yeni ticaret anlaşmasının uzun zaman alması bekleniyor. Öte yandan, Hindistan’ın demokrasisi, kast sistemi tarafından engellenen kırılgan, dar Batı tarzı bir demokrasidir. Birleşik Krallık, Hindistan ile iş birliği içinde “değerleri” artırmak isterse, sonuç son derece sınırlı olacaktır.

BİRLEŞİK KRALLIK VE DİĞER AVRUPA ÜLKELERİNİN BATI MERKEZLİ ZİHNİYETLERİ DEĞİŞMEDİ

ABD, Birleşik Krallık ve AB gibi dış güçler Hint-Pasifik bölgesinde nüfuz sahibi olmak istiyorlarsa, bir hedef bulmaları gerekiyor. Bu ülkeler, hangi biçimde olursa olsun, Çin’e karşı koyma niyetlerini gizlemiyorlar. Çin, Güneydoğu Asya ile yıllardır uğraşıyor ve orada derin bir etkiye sahip. Güneydoğu Asya ülkeleri de çıkarlarını azami yapmak için taraf olmaktan kaçınıyor. Küçük Batı grubunun Güneydoğu Asya ülkelerini elde etmeye çalışarak Çin’in etkisine karşı önlem alması zor olacak.

Birleşik Krallık ve diğer Avrupa ülkelerinin Batı merkezli zihniyetleri değişmedi, bu nedenle Hint-Pasifik ülkelerine eşit bir şekilde muamele edemeyecekler. Örneğin, Hindistan 2019’da Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) açısından Birleşik Krallık’ı geride bıraktı. Birleşik Krallık, Hindistan’ı eski bir koloni olarak gören eski bir emperyalist zihniyete sahip. Şimdiye kadar birçok Hintli, Hindistan’ın topraklarını genişletmesine ve demir yolları inşa etmesine yardımcı olduğu zaman Birleşik Krallık’ın sömürge dönemini hatırlıyor. Ancak Hindistan’ın uygun olmayan sistemi Birleşik Krallık’tan miras aldığını fark edemiyorlar. Bu, bugüne kadar onları rahatsız eden sistematik sorunlarına neden oldu. Hindistan başka bir Birleşik Krallık olamaz veya gerçek anlamda küresel bir güç olma hedefine ulaşamaz.

Hindistan ve bölge ülkeleri için en çok ihtiyaç duydukları şey istikrarlı bir atmosfer, açık bir ekonomik ortam ve inovasyona dayalı kalkınma unsurlarıdır. Bu ihtiyaçlar için Çin bir motor rolü oynayabilir. AB, Asya-Pasifik bölgesinde uzun yıllardır kendi planlarını yapıyor ve Güneydoğu Asya ülkeleri, Japonya ve Güney Kore ile iyi ilişkiler içinde. Bu, Birleşik Krallık’ın Hint-Pasifik’e katılımı açısından zorluklar yaratacaktır. Birleşik Krallık, AB, Çin, Japonya ve Güney Kore’den gelen rekabetle karşı karşıya kalacak. Londra’nın varlığı bölge için belirsiz bir faktör haline gelecektir. Birleşik Krallık gerçekçi bir şekilde çalışmaz ve bölge ülkelerine tepeden bakmaya devam ederse, arzuladığı hedeflerine ulaşamayacaktır.