Türkiye, 26 Nisan Pazartesi günü yapılan kabine toplantısının ardından 29 Nisan’dan başlamak üzere 17 Mayıs’a kadar sürecek bir tam kapanmaya geçtiğini duyurdu.

Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Celalettin Kocatürk, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu “Güne Başlarken” programına konuk oldu. Kocatürk, koronavirüs salgınındaki son durum ve “tam kapanma kararı” hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Kapanmaların süresini önceden belirlemenin çok doğru olmayabileceğini aktaran Prof. Dr. Celalettin Kocatürk, pozitiflik oranının bir hedefin altına ininceye kadar kapanma uygulamanın daha doğru olduğunu belirtti.

VİRÜS GİDEREK GÜÇLENİYOR

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu hedefi 5 bin olarak açıkladığını ifade eden Kocatürk’ün açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Bu hedefe acaba 17 günlük süreç içinde ulaşılır mı? Onu bekleyip göreceğiz. Bu öncelikle halkın uyumuna bağlı. Her fırsatta dışarıda olmaya çalışırsak bu 5 bin rakamı yeterli olmaz. 5 bin rakamı da 100 binde 50 civarında hastamız olacak anlamına geliyor. Şu anda İstanbul ve çevresinde 100 binde 800 oranımız var. Türkiye’de de bu 100 binde 400 civarında. Umarım başarırız.

Ben 17 günlük süreyi beklemiyordum. Benim için sürpriz oldu, çok da iyi oldu. Ancak yanlış anlaşılmasın, ben bir sağlık çalışanı olarak böyle düşünüyorum. Bir birey olarak düşündüğünüz zaman, bundan sosyoekonomik olarak psikolojik olarak kötü etkilenecek grupların mutlaka desteklenmesi gerektiğine inanıyorum.

Kapanmanın çok daha erken başlamış olması gerektiğini düşünmüştüm. Hatta 9 Mart’ta yapılan açıklamada da bunu söylemiştim ne yazık ki, böyle olmadı. Virüsü arkadan takip ediyoruz. Bu virüs görebildiğimiz kadarıyla giderek güçleniyor. Aşılara karşı, ilaçlara karşı… Doğru düzgün bir ilacımız da yok biliyorsunuz. Çok daha zorlu bir mücadeleye doğru gidecek, eğer yeterli tedbir almazsak. Bir müddet sonra aşıların etkisi azalınca yeni mutasyonlar bize yepyeni başka virüsmüş gibi davranan yeni hastalıklara neden olabilecek. Dolayısıyla hepimizin bu işten kurtulabilmesi için aşılama yapmak gerekiyor. Bütün aşı şirketlerinin patentlerini serbest bırakıp bilgileri paylaşıp tüm dünyada bu aşının üretilmesi lazım ki, bu işten kurtulalım.

Yaz ayına gireceğiz ama güney yarımküre kış ayına girecek. Afrika’da ve güney yarımküre de çok ciddi bir hastalık seyredecek. Bu sürede belki başka mutasyonlar olacak. Biz sonbahara girdiğimizde aşılamayı tamamlamamışsak ki, tamamlasak da fark etmez çünkü bu arada belki başka mutasyonlar geliştiği için gelecek olan yeni virüs bizim aşılarımızdan da kaçabileceğinden bizi tekrardan hasta edebilecek. Böyle kaotik bir durum sürekli olup gidecek ya da 6 ayda bir yeni aşı tipleriyle aşılanmamız gerekecek. Bunun önüne geçmenin tek yolu tüm dünyayı aşılamak ama bu nasıl mümkün olur bilmiyorum. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) aşıların patentinin kaldırılması önerisini reddetti. Nasıl olacak bilmiyorum ama bence başka bir çözüm yok.

TÜRKİYE’YE ÖZGÜ BİR MUTASYON YOK

Mutasyonların bildirildiği bir sistem var. O sisteme girip bu mutasyon dünyada başka bir yerden girilmiş mi, diye bakıyoruz. Bazı mutasyonlar çok nadir bildirilmiş, Türkiye’den bildirilen birçok mutasyon var ama bu Türkiye’ye özgü bir mutasyondur, diyebileceğimiz henüz bir mutasyon olmadı. Nadir görülen ya da ilk defa burada görülen mutasyonlar var fakat onun yayıldığını görmedik. Ancak önünde sonunda olacak. Ne kadar çok hasta olursa virüs o kadar çoğalıyor, demektir. Virüs çoğalınca da elbette mutasyon olacak, bu virüsün doğasında var. Bir gün ‘Türkiye mutasyonu’ dediğimiz bir mutasyon da olacak.

Çin şu anda son derece güvenli bir yer olarak görülüyor, İsrail aşılamayı tamamladı ve açıldı. Ama bitti mi, bitmedi. Nasıl ki, birkaç kişiden başlayıp bütün dünyaya yayıldıysa yine mutasyon gelişmiş ve aşıdan kaçan bir virüslü bir kişi uçağa binecek ve İsrail’e gidecek ya da bir gün Çin’e gidecek. O işte yeni bir hastalığı başlatacak orada. Belki de bu kâbus böyle sürüp gidecek ve biz sürekli yeni aşılarla aşılanmak zorunda kalacağız. Yani bu mutasyon insanlık için hep kötü yönde gidiyor, insanlığın aleyhinde gelişiyor. Bir türlü SARS ya da MERS’te olduğu gibi lehimize gelişip de kendini sonlandıracak hale gelmedi ne yazık ki.

PCR TESTLERİ MUTASYONA KARŞI ETKİLİ Mİ?

Son iki aydır hastalığın başvuru şikâyetleri farklılaşmaya başladı. Eskiden, boğaz ağrısı, ateş, ishal, öksürük, koku ve tat kaybı gibi bozuklukla başvururken son zamanlar da belli belirsiz bir sırt ağrısı, hafif bir burun tıkanıklığı, hapşırık, burun akıntısı gibi böyle daha çok nezle gibi üst solunum yolu şikâyetleriyle gelen hastalar var. Üstelik test yapıyorsunuz negatif çıkıyor, tekrar tekrar test yaptığınızda onlar da pozitif buluyorsunuz. PCR negatif çıkıyor ilk seferinde bu hastalarda, bu hastalara PCR pozitifliği konana kadar ortalıkta dolaşmaya devam ediyorlar ve çoğu genç insanlar. Bulaştırmaya da devam ediyorlar. İlk çıktığında PCR üç hastanın birini kaçırıyor, diye düşünüyorduk ama son zamanlarda geliştirilen teknolojiyle PCR’nin doğruluğu yüzde 80’lere kadar arttı. Ancak bahsettiğimiz hastalarda ilk seferde saptanamayabiliyor bu da ciddi bir risk oluşturuyor.

TÜRKİYE’DEKİ AŞILAMA ÇALIŞMALARI

Sağlık Bakanlığının bildirdiğine göre altyapımız oldukça iyi ve günde 1 milyonun üzerinde aşı yapma kapasitesine sahibiz ama elimizde ne yazık ki, yeterli aşı yok. Sağlık Bakanımızın bildirdiğine göre, elimizde sadece 8 milyon aşı var ve bu ikinci dozunu olacakları da düşündüğümüzde son derece yetersiz olduğu görülüyor. Sinovac firmasından geleceğini tahmin ettiğimiz aşılar da şu anda elimizde değil. Bir tedarik sorunu var, tüm dünyada var. Bizim gibi aşı almak isteyen ülkeler var ama ne yazık ki alamıyor.

Dolayısıyla elimizde yeterli aşı olsa biz tüm Türkiye’nin aşılamasını 3 ayda bitirebiliriz. Yüzde 70 toplum bağışıklığını oluşturacak kadar ama o kadar aşı az gelecek gibi görünüyor. Yerli aşıların da hazirandan önce olmayacağını varsayıyorum. Dolayısıyla bizim aşılanmanın tamamlanması ve toplum bağışıklığını elde etmemiz en erken sonbahar gibi görünüyor.

Toplumda aşıya karşı bir güvensizlik var. Şu anda Türkiye’de en fazla Sinovac aşısı yapıldı. Ben de aşı gönüllüsüydüm. Ben o aşının yararlı olduğuna inanıyorum, ben de yakınlarım da Sinovac aşısı olduk. Ancak ilk açıklandığı gibi ölümü engelleme oranının yüzde 100 olmadığını anlıyoruz. Aşılanan nüfusun arttıkça rakamların değiştiğini görüyoruz. Ama mutlaka ki, aşı etkili. Fakat burada bir kararsızlık var. Son günlerde en çok aldığımız soru hangi aşıyı yaptıralım? Şimdi Sputnik aşısı da gelecek Türkiye’ye sorular da artacak. Burada hangi aşıyı bulursanız onu yaptırın, diyoruz ama beklentimiz şu; Şili yaklaşık 5 buçuk milyon çift doz Sinovac aşısını olan ve aşının üzerinden iki ay geçmiş olan kişilerin verisini açıkladı. Biz de bilim dünyası olarak bunun sonuçlarını bekliyoruz. Bizde de 8 milyon çift doz aşılanmış kişiler var. Tahminen 5 milyonu Sinovac aşısıyla aşılanmış ve üzerinde de iki ay geçmiş bir grup var. Bu grubun verilerini daha net bir şekilde açıklarsa Sağlık Bakanlığımız daha iyi olur. Bizim şu bilgiye ihtiyacımız var; kaç kişi aşılandı? Kaçı hastalandı? Kaçı hastaneye yattı? Kaçı entübe oldu ve kaçı hayatını kaybetti? Eğer bu bilgiyi açıklarsak sanıyorum aşı kararsızlığı ve karşıtlığıyla ilgili soru işaretleri biraz daha yerli yerine oturur.

KANSER VE KRONİK HASTALARA UYARI

Şimdi 17 günlük bir kapanma var. Bu kapanmalar kanser hastaları ve kronik hastaların tedavisinde gecikmelere neden oluyor. Oldukça ciddi bir süre bu kapanma süresi. Ben bu sürede bir cerrah olarak en çok akciğer kanserlilerin etkilendiğini birebir biliyorum. Hastalar çünkü ne yazık ki şikâyetlerini erteliyorlar. Çalışmalar gösterdi ki, akciğer kanseri tanı ve tedavisi gecikiyor yaşam ömrü azalıyor. Eğer kişilerin bir şikâyetleri varsa lütfen çift maskelerini takıp hastanelere müracaat etsinler. Tanı ve tedavi gecikmeleri Covid-19 korkularından çok daha ciddi durumlara yol açabilir.”