CGTN / Keith Lamb

Komplo teorilerini destekleyen kimseler genellikle folyo şapka takan deliler olarak ciddiye alınmazlar. Bu Çin ile ilgili olmadığı sürece böyledir. Bu durumda en çirkin iddialara bile itibar edilebilir. 

Covid-19 salgını 2020 yılının ilk aylarında ortaya çıktığında, Batı medyasının Çin’i olayın ortasında hiç hoş olmayan bir yerde tarif etmesine tanıklık edecek kadar “şanslıydım.” Birleşik Krallık’ta Covid-19 salgınıyla mücadelenin ilk günlerinde tanık olduğum kaosla ters düşen bir eylem birliğine, hızlı organizasyona ve genel bir iyi niyete tanıklık ettim. 

Gerçeklik ile habercilik arasındaki bu keskin fark beni, her zaman dogmatik olarak Covid-19’un suçunu Çin’e bağlamaya çalışma girişiminde bulunan farklı siyasi aktörlerin beslediği Batılıların Covid-19 haberciliğine kuşkuyla yaklaşmama yol açtı. Covid-19 salgını söz konusu olduğunda, bize söylendiği şekliyle, küresel yönetim sistemimizin en yüksek noktaları bile artık amaca uygun değil. Örneğin, Çin karşıtı anlatıyla uyumlu adım atmayan Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) “Çin etkisi tarafından içine sızılması” gerekiyordu.

Çin ve Covid-19 salgını söz konusu olduğunda, her türlü iftiraya inanmamız istendi. Covid-19 salgını Çin’e yayıldığı zaman, bize Çinlilerin kirli olduğu ve her türlü tuhaf yaratıklarla beslendiği, bu yüzden Covid-19 salgınının orada başladığı söylendi. Daha sonra, önceden pek çok uyarıya sahip olan Batılı hükümetler Covid-19 krizini oldukça kötü biçimde ele aldığı zaman, Çin’in Covid-19 salgınından çektiği acılardan alınan zevkin orijinal anlatısı kısa sürede Çin’in teknolojik yetersizliği anlatısıyla desteklenen bir laboratuvar sızıntısı teorisine dönüştü. 

Hiç şüphesiz, insanlar evlerinin içinde kilitliyken aktif hayal gücü için çok zaman vardı. Ancak aktif bir hayal gücünü olabildiği kadar uygun bulsam da bunun pozitif bilim tarafından desteklenmesi iyidir. Örneğin, çok yakında Batı basını İtalyan kanser hastalarından alınan kan örneklerinin yeniden testten geçirildiğini, Covid-19’un Ekim 2019 gibi erken bir tarihte İtalya’da dolaşıyor olabileceğini bildirdi. Ne yazık ki, bilim bile doğru olarak rapor edilemez. Aslında bilimsel rapor Covid-19’un hiç olmazsa Eylül 2019’dan önce İtalya’da yayıldığını gösteriyor. Eylül 2019’da toplanmaya başlanan kan örnekleri, bu kanser hastalarının zaten Covid-19 için antikorlara sahip olduğunu gösteriyor. Covid-19 için antikorların oluşması bir ya da iki hafta sürdüğü için virüsün ağustos ayında da yayıldığını tahmin edebiliriz. 

GERÇEKLİK İLE HABERCİLİK ARASINDAKİ KESKİN FARK

İkincisi, eylül ayından önce veri olmaması, Covid-19’un daha önce yayılmadığı anlamına gelmemektedir. 959 kan örneğinden 111’inde SARS-CoV-2 RBD’ye özgü antikorlar olduğu tespit edildi. Örneklemin 10’da biri basitçe Covid-19’u savuşturamaz, göz açıp kapayıncaya kadar aylar önce yayılmış olması gerekiyordu. Gerçekte bu tam olarak makalenin ileri sürdüğü şeydir. Bu araştırmanın sebebi, Covid-19’un İtalya’da yayılmasının, Washington’ın “Çin virüsünün” komplocu anlatısına uygun düşmemesiydi. İtalya’nın ilk iki Covid-19 vakası, iki Çinli turistin Roma’da SARS-CoV-2 için testinin pozitif çıktığı 30 Ocak 2020 tarihinde kaydedildi. 

Ancak İtalya’da laboratuvarda teyit edilen ilk vaka 20 Şubat 2020 tarihindeydi -İtalya’da ya da yurt dışında pozitif vakalarla muhtemel temas geçmişi olmayan bir erkek-. Üstelik Covid-19’un hızlı yayılmasının büyük ölçüde hastaneye yatışa yol açması “Covid-19’un birkaç ay önce daha az belirtiye sahip biçimde İtalya’da olduğunu” gösterdi. Böylece, muhtemelen Covid-19 Çin’de başlamadı. Elbette, SAGE dergilerinde yayımlanan ve meslektaş denetiminden geçen, “İtalya’da salgın öncesi dönemde SARS-CoV-2 antikorlarının beklenmeyen tespiti” başlıklı bilimsel makalenin finansmanı uygunsuz bir önyargıya yol açabilir.

Belki de Xinjiang’daki “mezalimlerle” ilgili haberlerin doğrudan Washington tarafından fonlanması gibi, bu haber de doğrudan Beijing tarafından fonlanabilir mi? Bunun yanıtı “hayır” olarak yankılanıyor. Bu çalışma, İtalya Kanser Araştırmaları Derneği (AIRC) ve İtalya Sağlık Bakanlığı tarafından finanse edildi.

Sonuç olarak önemli soru şöyle; bu bilgi niçin sadece şimdi Batı basınında yayımlanıyor? Sebebi araştırmanın yeni yayımlanmış olması değil. Bu kanıt Kasım 2020’de dünyaya sunuldu. Biliyorum çünkü yayımlandığı ay haberleştirmiştim.  Gerçek şu ki, bu haberler kurumsal medya tarafından yayılan Çin karşıtı anlatıya ve Çin’i olumlu bir açıdan bakışla haberleştirmeyi umutsuzca reddeden derin devlet çıkarlarına uygun düşmüyordu. Tahminimce bu sebeple, şimdi bile haberler Covid-19’un Çin’de keşfedilmeden aylar önce İtalya’da büyük ihtimalle mevcut olduğunu gösteren kanıtların tüm sonuçlarını araştırmamaktadır.