CRI Türk Dış Haberler

Barack Obama’nın 2015 Temmuz Ulusal Askeri Strateji Belgesi, Donald Trump yönetiminin 2017 Aralık Ulusal Güvenlik Stratejisi ve 2018 Ocak tarihli Ulusal Savunma Stratejisi Amerikan yönetiminin 21. yüzyılda küresel liderlik iddiasına karşı meydan okumaların tespit edildiği temel belgelerdi. Bu strateji belgeleri temel olarak Çin ve Rusya’nın gücünün sınırlanmasına odaklanmıştı. Biden yönetiminin Mart 2021’de yayımladığı Ulusal Güvenlik Stratejisi Belgesi’nde de Rusya ve Çin’e özel vurgu yapılan bir dünya tarifi vardı:

“Yükselen milliyetçilik, gerileyen demokrasi, Çin Rusya ve diğer otoriter devletlerle artan rekabet ve hayatımızın her yönünü şekillendiren teknolojik devrimin yaşandığı bir dünya ile karşı karşıyayız.”

Biden’ın strateji belgesinde Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Orta Doğu’yu bütünüyle boşaltmadan Rusya ve Çin’e odaklanacağını gösteren şu ifadeler yer aldı:

“En güçlü askeri varlığımız Hint-Pasifik bölgesi ve Avrupa’da olacak. Orta Doğu’da terör ağlarını bozmak, İran’ın saldırganlığını caydırmak ve diğer önemli ABD menfaatlerini korumak için gerekli miktarda kuvvet bırakacağız.”

BIDEN’IN “NİZAM-I ÂLEM” KANUNLARI

İnsan hakları, demokrasinin korunması gibi maddelerin yanı sıra Biden yönetimini en çok kullandığı kavram; “müttefiklerle birlikte hareket etmek.” Orta Doğu’da gerekli miktarda kuvvet bırakmayı eş zamanlı olarak Rusya ve Çin’le mücadeleyi önünde koyan Biden yönetimi soyunduğu bu siyasette daha çok “müttefik” desteği talep etmesi manidar.

Ekonomist dergisinin 22 Nisan tarihli Amerika baskısında “Overload” başlığıyla çıkan analiz, Biden yönetiminin sadece Trump’tan değil Obama yönetiminden de farklı bir yaklaşım içinde olduğunu ileri sürüyor. Ekonimist’e göre; “Amerikan’ın küresel rolünü yeniden şekillendiren” Biden’ın dış politikası, ne Trump ne de Obama’nın siyasetine benziyor. Ekonomist’in iddiasına göre, Biden, “kurallara dayalı” ve “otoriter rejimlerin bu kuralların altını oymadığından emin olduğu” bir dış politika rolü benimsiyor.

100 GÜNDE ORTA DOĞU’DA NE OLDU?

Donald Trump’ın damadının hazırladığı “100 yılın anlaşması” planıyla İsrail’in Kudüs’ü başkent ilan etmesi, Tel Aviv’le körfez ülkeleri arasında doğrudan diyaloğun sağlanması, İran’la 2015 yılında yapılan nükleer anlaşmadan 2018 yılında ABD’nin çekilmesi Biden’ın Orta Doğu’da önceki yönetimden devraldığı icraatlar olarak öne çıkıyor.

Biden yönetime geldiğinde İsrail’de Netanyahu ve Suudi Arabistan’da Prens Selam yönetimiyle arasına ölçü koydu. Biden’ın Netanyahu’yu göreve geldikten bir ay gibi geç bir süre sonra araması “nihayet” başlığıyla manşetlere taşındı. Yine Biden yönetimi, Trump döneminde Filistin’e kesilen maddi yardımları tekrar başlattı. İsrail’in tepki gösterdiği bu karar Filistin ve Birleşmiş Milletler (BM) tarafından memnuniyetle karşılandı.

İRAN VE SUUDİ ARABİSTAN HATTINDA YUMUŞAMA

Biden’ın Suudi Arabistan’da fiilen yönetimi elinde bulunduran genç Prens Selman yerine Kral Selman’a telefon açması da yeni dönemde Kaşıkçı cinayetinin dikkate alındığının göstergesi olarak yorumlandı. Nitekim Kral Selman’la Biden görüşmesi CIA’nın Kaşıkçı raporunun açıklamasına bir gün kala yapıldı.

Viyana’da İran’la nükleer masaya geri dönüş için görüşmelerin başlaması, Suudi Arabistan’ın da İran’la uzlaşma arayışlarını teşvik edici rol oynadı. Biden adaylık sürecinde Yemen’deki savaşa desteği sonlandırma vaadinde bulunmuştu. ABD Kongresinin bu konudaki vaatlerin yerine getirilmesi yönündeki baskıları devam ederken Riyad yönetimi, dış politikasını yeni döneme göre ayarlamaya girişti. Veliaht Prens Selman’ın Suudi Arabistan resmi kanalına verdiği son röportajı bu ayar çabasının göstergesiydi.

“İran bir komşu devlet ve biz kendisiyle iyi ve seçkin ilişkiler kurma arzusundayız. İran’ın refah içinde olmasını ve aramızda karşılıklı çıkarların olmasını isteriz.”

Financial Times gazetesi de nisan ayı başında İran ve Suudi Arabistan arasında Bağdat’ta üst düzey görüşmeler yapıldığını yazmıştı. Reuters ajansına Orta Doğu’dan konuşan kaynaklar da bu görüşmelerin ikinci turunun Viyana’daki nükleer görüşmelerin seyrine göre planlandığını ileri sürdü. Bütün bu trafiğin ortasında American Enterprise Institute kıdemli analisti Michael Rubin, CIA Direktörü William Burns’un Bağdat’ta İranlı yetkililerle görüşmek için gittiğini yazdı. Bu iddia CIA tarafından yalanlansa da İran tarafı hem Suudi Arabistan’la diyalogdan hem de nükleer masanın yeniden kurulması için yürütülen çabalardan memnun.

Öte yandan İran’la nükleer müzakerenin hayata geçmesi Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin İran’la yaptığı ticaret anlaşmalarının yeniden canlanmasına yol açması bakımından önemli. Bu durumda Biden yönetimi Trump döneminde NATO’da ortada çıkan çatlakları bir nebze onarma imkânı bulabilir.

AFGANİSTAN’DAN ÇEKİLME

“America is back” (Amerika geri döndü), iddiasıyla göreve başlayan Biden, Trump döneminde Doha Zirvesi ile karara bağlanan Afganistan’dan çekilme takvimini de uygulamaya koydu. Taliban’la yapılan Doha görüşmelerinde çekilme için son tarih 1 Mayıs olarak belirlenmişti. Biden burada 11 Eylül’ü çekilme için son tarih olarak güncelledi. Pentagon ayrıntı vermemekle birlikte aşamalı çekilmenin başladığını duyurdu. Çekilme sonrası Taliban ile Kabil yönetimi arasında iç savaş çıkmasını önlemek için planlanan İstanbul Zirvesi ise ertelendi.

TÜRK – AMERİKAN İLİŞKİLERİNDE DERİNLEŞEN KRİZ

Afgan barış görüşmelerinin İstanbul’da yapılması teklifi Washinton’dan gelince Türkiye-ABD ilişkilerinde kısmi yumuşama beklentisi oluştu. Ancak Biden’ın 1915 olaylarını “soykırım” olarak tanımlaması Türk-Amerikan ilişkilerinin uzun yıllar gergin seyredeceği beklentisini kuvvetlendirdi.

Biden’ın Orta Doğu ve Kuzey Afrika Koordinatörlüğüne Obama döneminde DEAŞ’la Mücadele Özel Temsilcisi olan Brett McGurk’u getirmesi de Ankara tarafından tepkiyle karşılanmamıştı. McGurk Suriye’nin kuzeyindeki PKK’nın uzantısı olan PYD/YPG unsurlarının güçlendirilmesi için özel çaba harcamıştı.
Suriye’den bakıldığında Biden döneminde Pentagon’un PYD’ye verdiği destek artarak devam etti. Fırat’ın doğusu her an Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bir gerilim olası adresi olarak bekliyor. Nitekim Biden’ın “soykırım” ifadesini kullanmasının ardından Bloomberg’e konuşan bir Türk yetkili, Türkiye’nin Biden’a yanıt olarak Suriye’nin kuzeyine operasyon yapma seçeneğinin olduğunu söylemişti.

Yine Doğu Akdeniz’de Yunanistan’a verilen aktif destek, Ankara’yı Türkiye karşıtı bloklaşmayı bozmak için yeni arayışlara yöneltti. Bu kapsamda Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile Türkiye arasındaki ilişkileri onarmaya yönelik diplomatik ve istihbari temaslar hız kazandı.