CGTN / Mustafa Hyder Sayed

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden’ın geleneksel olarak iç politikayı ele aldığı 28 Nisan’daki Kongre konuşmasında, Washington’a en büyük dış politika sorunu olarak görünen şeye birden fazla atıfta bulunarak bir istisna yaptı; Çin. Biden’ın politika konuşması, Donald Trump, Barack Obama ve George W. Bush da dâhil olmak üzere seleflerininkiyle tutarlıydı. Amerikan halkına, ABD çıkarlarının bir dış düşman tarafından tehdit edildiğini gösterdi ki, bu genellikle Washington’da fikir birliği toplamak için kullanılan ve Beyaz Saray tarafından ülke içinde güçlendirilmiş bir stratejidir.

Biden, Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) yeniden katılarak, Çin ile iklim değişikliği konusunda çalışarak ve ortaklarla çok taraflı diplomasiyi yeniden tesis ederek Trump’ın dış politikadaki tek taraflı yaklaşımından uzaklaşırken, Çin politikalarında önemli bir fark var mı? Washington ile görüş ayrılıklarının olduğu alanlarda kötü yönetim iddiasıyla Beijing’e meydan okumak ABD’nin çıkarlarını ilerletebilecek somut bir politika mı?

Kongre konuşmasında Biden, ABD’nin “21. Yüzyılı kazanmayı hedeflediğini” belirtti ve “Çin ve diğer ülkeler hızla yaklaşıyor. Geleceğin ürün ve teknolojilerini geliştirip hakimiyet kurmalıyız.” dedi. Washington, Çin politikasını şekillendirip geliştirirken, Beijing’in temel çıkarlarının ne olduğunu ve Washington’ın çıkarlarının Beijing ile nasıl ve nerede farklılaşabileceğini belirlemesi ve anlaması zorunludur. Beijing’in temel çıkarları ile politikaları yanlış anlaşılırsa ve Washington, Çin politikasını bu yanlış anlaşılan politikalara dayandırırsa, bir karışıklık, geri tepme ve politika sisi sarmalı ortaya çıkacaktır. Singapur Ulusal Üniversitesi Asya Araştırma Enstitüsü’nde Araştırmacı Kishore Mahbubani’nin son kitabında belirttiği gibi, “Çin Kazandı mı?”, “Çin’in hedefi, Çin’in dışında yaşayan 6 milyar insanın hayatını etkilemeye çalışmak değil, Çin’deki 1,4 milyar insan arasında barışı ve uyumu korumaktır”.

ABD, ÇİN’İ ELEŞTİREN POLİTİKA BEYANLARINDAN VAZGEÇMELİ

Dahası, Çin ile rekabetin bir olay olmadığını, bir süreç olduğunu anlamak önemlidir. Washington, meşhur rekabet “asasını” almayı seçemez ve bundan böyle Washington’ın yenilenebilir enerji, teknoloji ve yapay zekâ konularında dünyaya liderlik etmeye çalışacağını ilan edemez. Çin 1979’dan beri, sürekli olarak yerel ekonomik büyümeye odaklanıyor, güçlü bir orta sınıf inşa ediyor ve nüfusunun harcanabilir gelirini artırıyor. New York Times ve Ulusal Halk Radyosu Nisan 2019’da, eski ABD Başkanı Trump’ın, Çin’i tartışmak için eski başkanlardan Jimmy Carter’ı aradığını ve Trump’ın, Çin’in “nasıl ilerlediği” konusunda endişeli olduğunu duyurmuştu. Carter, telefon görüşmesinde Trump’a şunları söyledi; “1979’da Çin ile diplomatik ilişkileri normalleştirdim. 1979’dan beri Çin herhangi biriyle kaç kez savaştı biliyor musunuz? Hiç. Ve biz savaşta kaldık.”

Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi ve dünyanın Gayri Safi Yurt İçi Hasılası’na (GSYİH) en büyük katkısı olan statüsü, Çin’i, “Asya Yüzyılı” denen şeyin ön saflarına taşıyan on yıllardır odaklanmış ve tutarlı politikaların bir sonucudur.

ABD’nin, kendine özgü dünya polisi rolüne devam etmesi artık sürdürülebilir ve gerçekçi değildir. Kasım 2020’de imzalanan Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması, genellikle Washington’ın partizanı olarak kabul edilen Vietnam, Güney Kore, Japonya ve Avustralya’yı içeren kilit Asya ekonomileri arasında proaktif olarak ekonomik iş birliğini devreye aldı ve kurumsallaştırdı. Çin ve Avrupa Birliği (AB), 30 Aralık 2020’de muazzam bir yatırım anlaşması olan Kapsamlı Yatırım Anlaşması (CAI) yapıldığını duyurdu ve Avrupa Komisyonu, bunu “Çin’in üçüncü bir ülkeyle şimdiye kadar imzaladığı en iddialı anlaşma” olarak adlandırdı.

Covid-19 salgını, çoğu devleti kendi ülkelerindeki ekonomik büyümeyi canlandırmaya öncelik vermeye zorladı ve önümüzdeki yıllar tam olarak bunu yapmaya hazırlanacak. Beijing’in ekonomik kaldıracının devreye girdiği yer burasıdır. Çin ekonomisi, salgın sırasında çoğundan daha iyi gitti ve finans kurumlarından ve devlete ait işletmelerden finansman ile yatırımı harekete geçirme yeteneği halen eşsiz. ABD ve belki de Hindistan dışında, muhtemel Çin yatırımlarını düşürecek bir ülke yok.

Washington, sınırlarının ötesinde, özellikle de Çin’in etkisini bir şekilde azaltmak veya engellemek istediği Asya’da artan müdahaleye hazırlanıyor gibi görünüyor. Bununla birlikte, Beijing ekonomik büyümeye, iç talebi artırmaya ve sosyal istikrar ve uyumu sürdürmeye odaklanmaya devam edecek. Washington’ın Beijing’e yaklaşımını gözden geçirmesi için bir fırsat var. Biden, Çin’i uluslararası sistemde payı olan ve yüzleşmek yerine önemli konularda danışılması gereken büyük bir güç olarak kabul etmeli.

ABD hükümeti ayrıca ABD ile Çin şirketlerinin ortak girişimler oluşturabileceği veya her iki hükümetin de ortak araştırma ve geliştirme yapabileceği iş birliği ve yakınlaşma alanlarını genişletmeye çalışmalıdır. Dahası, iç milliyetçiliği kışkırtmanın yanı sıra Çin’i eleştiren politika beyanlarından vazgeçmeli ve bu anlaşmazlıklar ile çekinceler özel diplomatik kanallarda dile getirilmelidir.