CGTN

Harvard Üniversitesinde kıdemli araştırma görevlisi William H. Overhalt, Washington merkezli bağımsız siyasi haber sitesi The Hill’de, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden yönetimini, Çin konusundaki dış politikasında uzman eksikliği konusunda eleştirdi ve kusurlu varsayımları ile Taiwan, Kuzey Kore ve Anchorage Zirvesi’nde diyaloğu sürdürürken küstahça bir yaklaşım seçimi dâhil olmak üzere bir dizi alanda yaptığı gerçek dışılığın altını çizdi. 

1. Overhalt, yazdığı makalesinde, “Amerika, Sovyet uzmanlığı olmadan bir Soğuk Savaş liderliğini kabul eder miydi? Çin’i ne kadar tehlikeli bir hasım olarak görürseniz, Çin’in gerçekten anlamak o kadar önemlidir.” dedi. Konu çok açık, Biden’ın ekibi Çin’i anlamıyor ve açıkçası anlamaya da çalışmıyor. Beijing’i yaptıklarından ötürü kavrayan ve kapsamlı ortak çıkarlar alanı bulan incelikli, karmaşık ve çok yönlü ilişkiler izlemek yerine Biden yeniden, Çin’i küresel bir tehdit ve herkes için tehdit olarak basitçe karikatürleştirerek yurt içinde tatmin edici olmasını tercih ediyor.

Bu, “müttefikler ve ortaklıklar” üzerine inşa edilen dış politika konusunda tekrar edilen sözlerle çatışıyor. Makalede bahsedildiği gibi, Biden’ın hataları, Kurt Campbell gibi bu başarısızlıkları denetleyen kişileri yeniden atayan ve sonunda amaçlarına ulaşamayan gereksiz kışkırtmalarda bulunan eski ABD Başkanı Barack Obama yönetiminin aynasıdır. Bugün, ABD dış politikasıyla ilgili her iki partinin en büyük ancak en popüler varsayımlarından biri şudur; Çin, ABD ile egemenlik konusunda sıfır toplamlı bir ele geçirmeyle uğraşıyor ve diğer ülkelere kendi modelini dayatarak, kendi küresel düzenini oluşturmaya çalışıyor. Bu yüzden Washington, mümkün olan her yerde Beijing’i kontrol altına almak ve Çin’in ekonomik gelişmesini sınırlandırmak için kaynaklarının tümünü kullanmalı ve onu düşman bir devlet olarak tanımlamalıdır. 

Çin’e karşı bu rekabetçi baskı, Amerika’nın kendi baskın dünya görüşünün kaçınılmaz bir ürünü olsa bile, içeride Beyaz Saray’ı çatışmacı politikalara kilitliyor ve dengeli bir ilişki için çok az alan sağlıyor. Biden’ın Çin’e karşı tavrı Trump’ınki gibi çılgınca değil, ancak ulusal çıkara karşılık iç popülerliği tercih etti. Örneğin, yeni yönetimin yaptığı en büyük hatalardan biri, eski ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Xinjiang’da baştan savma ve kusurlu ‘’soykırım’’ ilanını, büyük diplomatik yansımalarına rağmen benimsemekti.

Bu, korumacı önerilerle birleştiğinde, Biden’ın iklim değişikliği gibi hususlarda Çin ile sözde “iş birliğine” zarar verirken, eş zamanlı olarak sahte zorla çalıştırma iddialarıyla güneş enerjisi üretimine de zarar verme girişiminde bulunuyor. 

ÇİN KÜRESEL EGEMENLİK PEŞİNDE DEĞİL

Çinli öğrencilerin sahip olabilecekleri belirsiz birlikteliklere dayanarak Çinli öğrencilere vize vermeyi reddetmek gibi politikaları da izleyerek Biden, Çin’de ABD’nin güvenilirliğine zarar vermeye devam ediyor. Bu hataların sonucu olarak ve düşmanca ima edilen fikirleri sürdürerek, Biden yönetimi, Çin konusunda diğer ülkelerde sahip olduğuna inandığı birliği sağlayamadı ve aynı şekilde diplomatik manevrasını küçümsediği Beijing’e karşı şeytani ve sapkın görüşe çok fazla yer verdi. 

Biden, görünüşte Trump’a göre daha az kaotik ve yıkıcı olabilir, ancak mutlakiyetçi ABD hakimiyetinin peşindeki stratejik bakış açısından daha iyi değildir. Birkaç ülkenin kâğıt üzerinde belirsiz taahhütlerde bulunmasını sağlamak bir şeydir, faaliyetleri ciddiye almak onlar için başka bir şeydir. Örneğin, G7 açıklaması en iyimser görüşle muğlak ve sözsel olsa da, Biden, Ukrayna gibi ülkelerin Çin karşıtı açıklamalar yapmasını sağlamak için gülünç bir şekilde Rusya ve Çin’i bölmeye çalıştı. Anlaşılan Biden, Birleşik Krallık ve Avrupa Birliği’nin (AB) şimdi Beijing ile ilişkiyi yeniden canlandırdığı ve onun umduğu şekilde asla ayrışmayı sürdürmeyeceği gerçeğini de gözden kaçırıyor. 

Çin ve onun diğer ülkelerle olan ilişkileri konusundaki bu temel yanlış anlamalar, Trump yönetiminin olduğu gibi sonunda çok az şeyin başarılacağı bir Çin politikasına doğru yönleniyor. Çin küresel egemenlik peşinde değil, kendi ulusal kalkınması arayışında ve kırmızı çizgilerini, diğer ülkelerin işlerine karışmak ve dünya çapında siyasi sistemi için mücadele etmenin aksine ulusal egemenliğin konuları olarak belirliyor. 

Sonuç olarak, Amerika’nın her şeyi sıfır toplamlı rekabete yatırma, kendi çıkarlarından feda etme ve kademeli olarak bu süreçte kendini tecrit etme kibri ülkeye gelecek yıllarda bazı zor dersler verecektir. Biden, deneyimli ve saygın bir siyasetçi fakat onun gibiler Çin’i anlamıyor ve anlamaya da çalışmıyorlar.