CGTN / Cui Xiaotao

G7 dışişleri bakanları toplantısında, Çin’in Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’ndeki insan haklarının ana konulardan biri olarak sunulması şaşırtıcı olmadı. Toplantıdan sonra yayımlanan bildiride, Xinjiang’daki sözde insan hakları ihlalleri ve suistimal hakkında derin endişeler dile getirildi. Bu kesinlikle Joe Biden yönetiminin perde arkasındaki kışkırtmasından kaynaklanıyordu. Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yeni yönetim göreve geldiğinden bu yana sürekli “insan hakları ihlallerini” kullanarak Çin’e baskı uyguladı ve birkaç müttefikle birlikte Çin’i topluca eleştirenleri ortak açıklamalar ve başka yollarla ayartmaya çalıştı.

Yönetim, Çin’deki insan hakları durumunu, ülkesindeki sistemik insan hakları ihlallerine odaklanmak yerine, sözde endişelerini ve kınamalarını ifade etmek için mümkün olan her fırsatı değerlendirecek kadar gerçekten önemsiyor mu? Açıkçası, durum bu değil. Yönetimin aralıksız karalamasının arkasında pek çok hegemonik ve jeopolitik hesaplama var. Her şeyden önce insan hakları söylemi üzerindeki tekeli korumak geliyor. Geçmişe bakıldığında, Amerikan insan hakları diplomasisinin her zaman söylem hegemonizmi yolunu izlediği sonucuna varmak kolaydır. Biden yönetimi, bu hegemonik uygulamayı sürdürdü.

Amerikan insan hakları tanımları ile standartlarını tek ve evrensel gerçek olarak görüyor, her ülkenin farklı tarihsel, sosyoekonomik ve politik koşullarını görmezden geliyor ve uluslararası insan hakları uygulamalarının çeşitliliğini reddediyor. Yönetim, bu hegemonik zihniyete dayanarak, diğer ülkelerin insan hakları politika ve uygulamalarını pervasızca eleştirerek ve keyfi olarak bastırarak, insan haklarının ahlaki yüksek zeminine sahip çıkmaya devam ediyor.

İkincisi, insan haklarını, yerel halk duyarlılığını kışkırtmak ve Batılı müttefikleri yurt dışında harekete geçirmek için siyasi bir araç olarak kullanmak. Soykırım, zorla çalıştırma, toplama kampları ve toplu gözaltı, Biden yönetimi tarafından sık sık Xinjiang’daki insan hakları durumunu gözden düşürmek için kötüye kullanılan bilindik kelimeler haline geldi. Bu kışkırtıcı ve yanıltıcı sözler, gerçekleri bilmeyen sıradan Amerikalıların sempatisini kazanabilir ve öfkesini kolayca uyandırabilir ve Biden yönetiminin Çin politikasını desteklemek için Çin karşıtı bir atmosferin yaratılmasına katkıda bulunabilir.

Aynı zamanda yönetim, müttefiklerinin paylaştığı Batılı demokratik değerleri defalarca vurguladı ve Xinjiang’daki sözde insan hakları koşullarını, uluslararası arenada Çin karşıtı bir ortam oluşturmak amacıyla bu ülkeleri harekete geçirmek için kullanmaya çalıştı.

ABD’NİN HEGEMONİK ZİHNİYETİ

Son olarak, Washington jeopolitik çevreleme stratejisini uygulamak için insan hakları meselelerinde Çin’e suçu yüklemeye çalışıyor. Biden yönetimi için, etnik azınlıkları ve dini konuları içeren Xinjiang’daki insan hakları siyasi olarak istismar edilebilir. Xinjiang, Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin Avrasya’dan geçmesi için de kritik bir konumda bulunuyor.

Burada insan haklarıyla ilgili yalanları yayarak sorun çıkarmaya çalışmak, Çin’in uluslararası imajını lekelemek, Çin’in batı sınırlarının istikrarını bozmak ve Kuşak Yol İnisiyatifi’nin uygulanmasını engellemek gibi birden fazla jeopolitik amaca ulaşabilir. Dolayısıyla, Biden yönetiminin insan haklarıyla Çin’e yönelik amansız saldırıları, onu kontrol altına almak ve bastırmak için jeopolitik ve hegemonik amaçlarına hizmet etmektir. Sözde ahlaki sorumlulukla gizlenen bu tür davranış, sonuçta Çin’in insan hakları başarılarını gözden düşürmez.

Çin’in görüşüne göre, insan haklarının uygulanmasına ilişkin sabit bir standart yoktur. Her ülkenin ekonomik, sosyal ve kültürel koşullarına göre uygun insan hakları geliştirme yollarının araştırılması gereklidir. Çin, mutlu bir yaşam sürmenin asli insan hakkı olduğuna inanıyor. Mutlu bir yaşam, terörizm gibi şiddetli saldırılardan uzak olmayı ve yaşam standartlarının sürekli iyileştirilmesini içerir.

Gerçekler, Çin’in Xinjiang’daki yaklaşımlarının aşırıcılığı ortadan kaldırmada ve insanların gelirleri ile yaşam standartlarını iyileştirmek için profesyonel beceriler edinmelerine yardımcı olmada etkili olduğunu göstermiştir. Bu çabalar aynı zamanda aşırı düşüncelerden etkilenen insanların topluma yeniden kazandırılmasına da yardımcı oldu. ABD’nin suçlamalarının aksine, Çin’in Xinjiang politikası, yerel halkın yaşamlarının mutluluğunu artıran insan haklarının korunması ve geliştirilmesinde başarılı bir uygulamadır. Bir yalan, binlerce kez tekrarlansa bile gerçek olmayacaktır. Çin, insan haklarını geliştirme yolunda ilerlemeye ve bu kötü niyetli suçlamalar ile iftiraları yenmek için somut insan hakları kazanımlarını kullanmaya devam edecek.