The Washington Post / Jason Rezaian

İran’ın yeni cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, geçen hafta perşembe günü resmen göreve başladı ve son zamanlardaki olaylar bu dönemin kaygı verici bir başlangıç olacağını gösteriyor. Birkaç hafta önce Tahran ile Washington arasındaki müzakerelere dönüş görünse bile, şimdi gerilimin ve hatta askeri çatışmanın artması giderek daha olası olabilir.

İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in bir çatışma arayışında olabileceğine dair kanıtlar artıyor. Veya belki de Hamaney, kışkırtıcı bir tavrın taviz elde etmenin en iyi yol olduğundan emin. Her iki şekilde de Tahran’daki yeni hükümetin yön belirlemek için hazırlıksız olduğu ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden yönetiminin haklı olarak son derece ihtiyatlı yaklaştığı tehlikeli bir an.

Tahran yönetiminin inkâr etmesine rağmen, hafta sonu Umman açıklarında bir petrol tankerine insansız hava aracıyla düzenlenen saldırının arkasında İran rejiminin bulunduğuna dair büyüyen bir uzlaşma söz konusu. Tanker saldırısında iki mürettebat -biri İngiliz ve diğeri Romanyalı- öldürüldü. Özellikle önemli petrol rotalarında bölgesel istikrarsızlık yaratmak, İran’ın baskıyla karşılaştığı zaman kullandığı bir taktiktir. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, “Bir saldırı modelini ve diğer saldırgan tavrı izleyen bu saldırının gerekçesi olmadığını” söyledi. 

Bu arada adı açıklanmayan bir İranlı yetkilinin, İran’ın, Tahran tarafından rehin tutulan dört Amerikan vatandaşını da kapsayan potansiyel mahkûm değişimi planlarından vazgeçtiğini iddia etmesi, Tahran yönetiminin içe kapanmakla tehdit etmesinin diğer bir işareti olarak yorumlandı. Bütün bunlar, İran ile ABD’nin 2015 yılındaki nükleer anlaşmaya karşılıklı olarak uymaya dönüp dönmeyeceği konusunda İran ve dünya güçleri arasındaki görüşmelerin durduğu bir dönemde ortaya çıktı. ABD taraf olduğu sırada bağlı kaldığı anlaşmayı ihlal eden İran, hiç olmadığı kadar ileri santrifüjleri döndürerek, ilk kez nükleer silah yapmak için uygun seviyede uranyum üretiyor. Görüşmelere, Reisi haziran ayında seçildikten sadece günler sonra ara verildi.

Reisi’nin ekibi denetimindeki herhangi bir görüşmenin niteliği, yeniden başlayacaklarsa, muhtemelen görevi sona eren Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani yönetimindeki müzakereciler heyetinin yürüttüğü görüşmelere nazaran çok daha az diplomatik olacak. Ruhani’nin heyetinin deneyimli ve nispeten tecrübeli olduğu bir yerde -onların birçoğu ABD’de veya Avrupa’da eğitim gördü- Reisi’nin görüşmecileri muhtemelen daha önceki İranlı diplomat tipinin izlerini taşıyor; asık suratlı, dar görüşlü ve sahte davranışlara eğilimli. 

BIDEN YÖNETİMİNİN “AZAMİ BASKI” POLİTİKASI

Bu bulmacanın şifresini çözmek Biden yönetiminin göreve geldiği ilk günlerden bu yana karşı karşıya kaldığı bir sorun oldu ve Reisi’nin geçmiş konumları ile şimdiki açıklamaları herhangi bir gösterge ise çözüm daha da uzak görünüyor. 

İran’ın nükleer silah kapasitesiyle ilgili herhangi bir olasılığı ortadan kaldırmak için Tahran yönetimiyle ilişki kurmaya istekli ABD yönetimi, eski ABD Başkanı Donald Trump dönemindeki yaptırımları uygulamada tutmaya devam ediyor, aslına bakılırsa Biden yönetiminin yeni bir çıkmaza yol açmakla suçladığı “azami baskı” politikasını artırıyor. 

Sonuç olarak, nükleer kapasiteye sahip bir İran halen, Demokrat ve Cumhuriyetçi bütün yönetimlerin uygulamaya kararlı oldukları kırmızı bir çizgi olmaya devam ediyor. Biden’ın ekibi İran’a nükleer çalışmaları nedeniyle saldırmanın sadece İran’ın nükleer saatini geri alacağını, onu yok etmeyeceğini anlıyor. Bu yüzden ve Afganistan ile Irak’taki savaşların korkunç sonuçlarını tekrarlamak istemedikleri için gerektiği kadar havuç sopa politikası türünden diplomasiyi tercih etmeye devam ediyorlar. Bu çabalar sadece İran rejimi taviz vermeye hazır olduğunda uygulanabilir.

İran ekonomisi çok kötü durumda. Covid-19 salgınının beşinci dalga ve en kötü artışı ortasında, salgının kontrol altına alındığına dair bir işaret yok. Su sıkıntısı, İranlıların sokaklara dökülmesinin ve hayata kalmakla meşgul gibi görünen siyasi bir düzenle ilgili hüsranlarını dile getirme nedenlerinden biri haline geldi. Ruhani’nin dünya görüşü, ilişkiye girme ve ekonomik fırsat vaadi yoluyla İslam Cumhuriyeti’nin hayatta kalması ise, Reisi’nin dünya görüşünün kökleri “direniş” ideolojisine dayanıyor, onlarca yıldır İran’ın sınırlarının ötesine geçmemiş düzenin üyelerinin paylaştığı, İran’ın sorunlarının çözümünün, yerli üretim ve dua etmek olduğunu anlatan bir peri masalı. 

Reisi, geçen hafta salı günü yaptığı konuşmada, “Amerika’nın uyguladığı acımasız yaptırımları kaldırmaya çalışacağız. Ancak ekonomiyi yabancıların iradesine bağlamayacağız.” dedi. Ve eğer Hamaney’in tutumunun ne olduğundan emin değilsek, Hamaney, televizyondan canlı yayınlanan Ruhani yönetimine yönelik sert söyleminde tavrını belli etti. Hamaney, “Bu dönemde, gelecek nesillerin kullanması gereken çok önemli deneyim Batı’ya duyulan güvensizliktir.” ifadesini kullandı.  

Bu yaklaşım, kafa karıştırmak ve gözünü korkutmak için tasarlanmıştır. Bu İran’da bir kural haline geldi. Washington ve müttefikleri, uluslararası yasaları birçok kez ihlal eden Tahran yönetimi üzerinde destek, baskı ve kınama karışımı yoluyla etki yaratmaya çaba sarf etmeye devam etmelidir.