Haber: Mehmet Emre Öztürk

Güney Kore Cumhurbaşkanı Moon Jae-in, Joe Biden’ın göreve geldikten sonra Beyaz Saray’da ağırlanan ikinci lider oldu. İlk lider ise Japonya Başbakanı Yoshihide Suga olmuştu. Zirvelere bakıldığında, Biden hükümetinin Hint-Pasifik bölgesine stratejik bir öncelik verdiği ve Japonya-Güney Kore ile iş birliğinin güçlendirilmesi için girişimde bulunması söz konusu.

Zirve ardından yapılan ortak açıklamada, iki lider Güney Kore-Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ittifakı için “yeni bir sayfa” açıldığının altını çizdi. Moon Jae-in, güvenlik ve ekonomi alanındaki ittifakı güçlendirme sözü vererek, Biden’ın Çin’e yönelik politikasını kapsamlı bir şekilde desteklediği ortaya koydu. Zirve ardından ortaya çıkan bildiri metninin, Kore Yarımadası ve çevresini istikrarsızlaştırarak ABD için “yeni bir sayfa” açma fırsat yaratabileceği uzmanlar tarafından gündeme getiriliyor.

Zirvede Kuzey Kore politikasına beyan düzeyinde yer verilmesi ve detaylı bir plana yer verilmemesi dikkat çekenler arasındaydı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) Kuzey Kore yaptırımlarının tam olarak uygulanması için çağrıda bulunan ortak bildiri, Pyongyang’ın kırmızı çizgisi olan yaptırımların hafifletilmesinin gündemde olmadığını gösterdi. 2018 Panmunjom Deklarasyonu ve Singapur Bildirisi, iki Kore ile ABD arasında yol haritası olarak belirlendi. Söz konusu bildirilere kısa süre önce değinen Kuzey Kore İşçi Partisi’ne bağlı Rodong Gazetesi “çöp” ifadelerine yer vermişti. Pyongyang zirve ardından sessiz kalmayı tercih etse de daha önce yapılan açıklamalar, müzakere için gerekli ortamın hazır olmadığını gösteriyor.

Kuzey Kore ile diplomatik yoldan iletişime geçilmesi kararı alındığı ve artık bu sürecin Pyongyang’ın iradesine kaldığı ise diğer şaşırtıcı açıklama oldu. Biden yönetiminin Sung Kim’i Kuzey Kore özel temsilci olarak atadı. Kim’in “Koreler arası diyalog ve iş birliğine destek” vermesi planlanıyor. Yakın zamana kadar ABD’nin Endonezya büyükelçisi olarak görev yapmış olan Kim, Barack Obama döneminde Kuzey Kore ile çok taraflı “Altılı Görüşmelerde” özel elçi olarak görev yapmıştı.

TAIWAN KONUSUNDA ABD BASKISI SONUÇ VERDİ

Ortak bildiride, ABD-Güney Kore ilişkisinin Kore Yarımadası’nın çok ötesine uzandığını belirtilerek geniş kapsamlı bir stratejiye vurgu yapıldı. Özellikle, Güney Çin Denizi ve Hint-Pasifik stratejisi kapsamlı bir şekilde ele alındı. Nisan ayındaki ABD-Japonya zirvesinin ortak açıklamasıyla karşılaştırıldığında, Çin’e doğrudan hitaptan kaçınılsa da ABD’nin çıkarları için ortak hareket edildi.

“Taiwan Boğazı’nda barış ve istikrarın sağlanması” gibi ifadeler yer verilen ortak bildiri Çin tarafından tepki ile karşılandı. Bu ifadeler Güney Kore ve ABD tarafından ilk kez resmi bir belgede yer aldı. Güney Kore Dışişleri Bakanı Dışişleri Bakanı Chung Eui-Yong ise durumu meşrulaştırma adına “Taiwan” söylemini “çok yaygın bir ifade” yorumladı. Taiwan ile ilgili ifadelerin farklı bir boyutu da söz konusu. ABD’nin ileride bölgesel bir askeri iş birliği talep etmesinin zeminini hazırlamış durumda. ABD gelecekte bir askeri iş birliği Güney Kore’deki ABD kuvvetlerinin Taiwan’daki duruma müdahale hakkı tanıması” gibi endişe verici sonuçlar doğurabilir.

ABD’NİN “FÜZE” OYUNU

Moon Jae-in, askeri kuvvetlerin kontrolü (OPCON) anlaşmasının tamamen Güney Kore’ye geçmesini sağlama girişimleri boşa çıkarken ABD, çıkarları için Güney Kore ordusunu bir kez daha kullanma fırsatı yakalamış olacak. İş birliği konusunda ABD öncülüğündeki Dörtlü Güvenlik Diyaloğu’nda (QUAD) öne çıkarıldı. Ortak bildiride QUAD’dan “açık, şeffaf ve kapsayıcı bölgesel çok taraflılık” olarak bahsedilirken, Güney Kore’nin gelecekte gruba katılabileceğine dair sinyaller verildi.

Dışişleri Bakanı Chung Eui-yong zirveden sonra bir röportajda, “Açık, şeffaf ve kapsayıcı olma ilkesine uyulduğu sürece dört ülke ile bazı alanlarda iş birliği mümkündür.” dedi. Mart ayında da benzer açıklamalara yer veren Seul yönetimi resmi olarak QUAD’a dâhil olmak istemiyor. Fakat ABD’nin baskısı ile çeşitli alanlarda iş birliği yoluna gitmesi şaşırtıcı olmayacaktır.

OPCON’dan sonuç alamayan Moon yönetimi zirvenin kazanımlarından biri olarak ABD-Güney Kore Füze Yönerge şartlarının erdiğini açıkladı. Gelişen Güney Kore Savunma Sanayisi ve bu fırsatla ortaya çıkacak orta menzilli Güney Kore balistik füzelerinin menzili, Kuzey Kore ve Çin’deki büyük şehirleri kapsayacağı için Biden yönetimi füze direktifini kaldırmayı çok fazla düşünmüş olmamalı. OPCON ile olası bir savaş durumunda bu füzelerin nerede nasıl kullanılacağına ABD’li generaller karar verecek.

Güney Kore Başbakanı Chung See Kyung anlaşma öncesinde Twitter üzerinden ilk sinyalleri vererek söz konusu adımı bir bağımsızlık girişimi olarak değerlendirmişti. Chung, “Füze kullanımı sınırlamalarının kaldırılması kabul edilirse, Kuzey Doğu Asya’daki askeri dengesizliği çözmek için bir fırsat yaratmak mümkün olacak. Kore Cumhuriyeti’nin bağımsız savunma hayalinin gerçekleşeceğine inanıyorum. ” satırlarına yer vermişti.

“GÜNEY KORE-ABD DEMOKRASİ VE YÖNETİŞİM KONSEYİ”

Ortak açıklamanın bir bölümünde yer alan “Demokratik bir ülke olarak, insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü geliştirme iradesini paylaştık.” İfadeleri ardından Güney Kore Cumhurbaşkanlığı tarafından “Güney Kore-ABD Demokrasi ve Yönetişim Konseyi (DGC)” kurulacağı ve tüm dünyada demokrasi ve insan hakları sorunları için ortak çalışmalar yürütüleceği duyuruldu. ABD’nin bölgede böyle bir kuruluşa sahip olması ileride Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi ve Hong Kong meseleleri üzerinde yeni bir propaganda oluşumunu tetikleyebilir.

Bu zirvede Moon Jae-in yönetimi, kendi çıkarlarını dikkate alarak Güney Kore-ABD ittifakını güçlendirmeyi seçti. Çin ile olan ilişkilerini koparmak istemediği için bazı açıklamalardan uzak durdu. Fakat bu sessizliği ABD bir fırsata çevirerek baskı politikasına çevirdi.

Moon, ABD tarafından emperyalist rekabette önemli bir oyuncu olarak görülmüyor. Ancak Moon’un hazırladığı zemin 2022 Mayıs ayında muhafazakârların oyuna hızlı bir giriş yapmasını sağlayabilir.