CGTN / Keith Lamb

Joe Biden’ın yabancı bir liderle ilk yüz yüze görüşmesinin Japonya Başbakanı Yoshihide Suga ile olması çok konuşuldu ve Biden’ın Çin’in yükselişini önleme niyeti olarak alkışlandı.

İşin çoğunu karşılıklı ittifakları oluştursa da, Amerika Birleşik Devletleri (ABD)-Japonya iş birliğinin, ABD’nin Sovyetler Birliği ve Çin’den yana olduğu 2. Dünya Savaşı’nda Japonya’nın yenilgisinden doğduğunu belirtmeye değer. Elbette bu ittifak birçok akademisyenin gereksiz bir hareket olduğuna inandığı iki atom bombasının atılması pahasına gerçekleşti.

Belki bazıları bu tarihin bugün çok az önemi olduğunu düşünebilir ama aslında ortaya çıkan ortak stratejik kalıplar var. İlk olarak, Avrupalı olmayan bir güç olarak Japonya’ya asla sömürgeciler kulübüne giriş izni verilmeyecek. Sömürgeciliği savunmazken, Batı dışında hiçbir güce eşit davranılmayacağı ilke olarak belirlendi.

İkincisi, açık ki, ABD dış politikasını her ne pahasına olursa olsun kendi hegemonyasını sürdürme üzerine uyguluyor. Bu, sadece iki atom bombasının atılması ile değil, aynı zamanda ABD’nin faşizmle savaştaki kullanışlılıkları ortadan kalkınca Çin ve Rusya’ya karşı olmasıyla da açık hale geldi.

Batı dünyası dışında bağımsızlığın büyümesine izin vermeme ilkesi bugün Çin ile devam ediyor. Çin piyasaya dönük büyümeyi kabul edebildiği ve düşük düzeyli ürünler ürettiği sürece her şey temel olarak iyi. Ancak, Çin bu statünün üzerine çıkmak isterse, tıpkı Japonya gibi, ABD tarafından hedef alınır.

Biden ile Suga serbest ve adil bir ekonomik düzenin ülkelerini nasıl birleştirdiği ile ilgili konuştular. Ama 1980’leri hatırlayanlar Japonya’nın büyümesinin ABD’de nasıl dehşete neden olduğunu ve sonunda iki ülke arasında çakışmanın basında açıkça tartışıldığını da hatırlayacaklardır. ABD dolarını Japon yeni karşısında değerini düşüren 1985 Plaza Anlaşması’nın Japonya’nın kalkınması için zararlı olduğu ileri sürümüştü. Japonya öyleyse hiç şüphesiz, kendisinin her zaman, ilkeli ekonomik ilişkilerle ilgili konuşmaların aslıda diplomatik ahlakın bir parçası olduğu, yabancı bir ülke olarak görüleceğinin farkında olacaktır.

ABD DIŞ POLİTİKASINI KENDİ HEGEMONYASINI SÜRDÜRME ÜZERİNE KURUYOR

Çin’in Japonya’nın en büyük ihraç pazarı olduğunu dikkate alarak, Çin-Japon ilişkisinin yıkıcı olması çok zor. Kesinlikle Çin’in yükselişi Japonya için artın fırsatlar sunmaya devam edecek ve Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (RCEP) anlaşmasının imzalanması iki ülkenin yakın ilişkiler istediğini kanıtlıyor. Basitçe ifade edersek, savaş Çin ve Japonya’nın çıkarına değil. Bu haliyle, Japonya’nın askeri ve ekonomik gelişmesini sıfıra indirmiş bir ülke olan ABD onlardan, ekonomisi Japonya’ya birçok faya sağlayan Çin’in durdurulmasına katılmaya çağırdığında Japonların bilinçaltında nelerin olduğunu kim bilir? Belki de, Japonlar derinlerde sadece Biden’ın toplantı sonrasındaki konuşmasındaki ikili konuşmanın çok farkındadırlar. Bu konuşmada Biden herhangi bir ironi belirtisi olmadan, “Egemenlik ile toprak bütünlüğüne saygılıyız ve anlaşmazlıkları barışçı biçimde çözmeye ve zorlamaya karşı çıkmaya bağlıyız.” dedi.

Açıkça, Vietnam ve Irak, sadece ikisini anmak gerekirse, ABD’nin bilincinde emperyal macera olarak görülmez. Japonya’nın 2. Dünya Savaşı’nda yenildiğinden bu yana Amerikan askerlerini “misafir ediyor” olması gerçeği, güç söz konusu olduğunda, davet ile işgal arasında açık bir fark olduğu gerçeğine işaret ediyor. Bu farklılık kısa süre önce Irak’ın ABD’nin çekilmesini istediğinde ortaya kondu, ama bu istek kibarca reddedildi. Japonya’nın artan askeri harcamaları sadece Çin’e muhalefet etmek olarak değil, Japonya’da ağırlanan ABD’nin sert gücüne karşı bir önlem olarak görülebilir. ABD bir kez daha Japonya’nın kalkınmasının kesintiye uğraması gerektiğine karar verirse, Japonya’nın askeri büyümesi gelecekteki bir Plaza Anlaşması girişiminde pazarlık kozu olarak kullanılabilir.

ABD-Japonya ilişkilerinin ekonomik ve askeri çelişkilerine ek olarak, özellikle Hint-Pasifik bölgesindeki “gelişmekte olan ülkelerde” ortak çevre değerleri, karbon nötr ve temiz teknolojinin gelişmesi, her iki tarafı da etkiliyor. Ancak bu açıklamalar Japonya, ABD’nin de rızasıyla, radyoaktif suyu Pasifik’e dökmeye hazırlanırken açıkça değersizdir.

Bu potansiyel felakete, çevre güvenliklerine zarar verdiğini düşünen Doğu Asya devletleri doğal olarak karşı çıkıyor. Böylelikle ABD ve Japonya’nın Doğu Asya güvenliğini sürdürmek için birlikte çalışma ilkesi, Japonların da hiç şüphesiz farkında olduğu, ABD hegemonyasını sürdürmek için sadece yuvarlak konuşmaktır.