Global Times /  Fabio Massimo Parenti

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Çin arasındaki mevcut husumet, bir önceki ABD yönetiminin ticaret, teknoloji ve sağlık konularında aldığı önlemler sayesinde geçen 4 yıl içinde daha da ileriye gitti. 

ABD Başkanı Joe Biden’ın, G7 toplantıları ve uluslararası güvenlik konusundaki 2021 Münih Konferansında yakın zamandaki açıklamaları seçim kampanyası düşüncelerini yansıtıyor: Rusya ve Çin’e karşı mücadele amacıyla ABD-Avrupa bağlantılarının güçlendirilmesi. Bir kez daha bu yeni eski başkanlık sırasında yenilenmiş bir McCarthyizmin ağırlığıyla yaşayacağımız görülüyor. 

Eski kapitalist komüniste karşı rekabeti, demokrasi karşı otokrasi olarak yeniden adlandırıldı. Bazı açılardan “yeni” slogan “Amerika döndü, dünyaya liderlik etmeye hazır”, “Önce Amerika”dan daha tehlikeli olabilir. İlki, ABD’nin 2. Dünya Savaşından sonra kazandığı, ancak G20’nin kurulmasından bu yana son 20 yıl boyunca hali hazırda kaybettiği rolünü yeniden oynama arzusunu temsil ediyor. Bu rol ayrıca, ABD önderliğindeki neoliberal küreselleşmenin yarattığı felaketlerden, BRICS grubunun kurulmasından sonra ve Çin’in uluslararası rolünün yeniden başlaması yoluyla yıprandı. 

İkincisi (“Önce Amerika”), özellikle Çin ile yurt dışında geniş çapta oynanmasına rağmen yeni yönetim için halen var olan iç zayıflıklar ve bölünmelere odaklanılmasına yönelik bir girişim. Ek olarak, ABD Kongresindeki iki partili Çin karşıtı tutumu hepimiz iyi biliyoruz ve Biden’ın başkan yardımcısı olarak, eski Başkan Barack Obama altındaki Asya-Pasifik stratejisinin yeniden dengelenmesindeki rolünü hatırlıyoruz. Ne yazık ki, onlar için bunların modası geçti ve mevcut dünya güç dengesiyle karşılaştırıldığında geri kaldı. 

Yakın zamanda kurulan dünyanın en büyük serbest ticaret bölgesi olan Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (RCEP) anlaşmasını ve Çin ile AB arasındaki Kapsamlı Yatırım Anlaşması görüşmelerinin sonucunu bir düşünün. 

Biden yakın zamanda, Foreign Policy dergisinin bir yıl önceki mart/nisan sayısında yayımlanan makalede hali hazırda anlatılan ABD’nin uluslararası “stratejisini” hatırladı. Biden, 2021 Münih Konferansı’nda odaklandığı konuşmasında, Avrupa ile yeniden bir araya gelmek, danışmak ve güven ile liderlik pozisyonunu geri kazanmak amacıyla ABD-Avrupa temel taşı olan ortaklığına odaklandı. 

Bunun stratejik amacı nedir? Dışişleri Bakanlığında bu ay başındaki konuşmasında da belirttiği üzere Rusya ve Çin’e karşı gelmek için mi? “Rusya’dan gelecek tehdit” ve “Çin ile uzun dönem stratejik rekabet”, Hint-Pasifik ittifakları için referanslardır. Köprüler kurmak yerine, Biden’ın çok taraflılığı, “bir tek taraflının çok taraflılığı olarak çerçevelemelidir”. 

KARŞILIKLI SAYGI YENİDEN TESİS EDİLMELİ

Biden’ın küresel olaylar vizyonu aşağıdaki gibi özetlenebilir:

“İklim değişikliği, nükleer silahsızlanma ve küresel sağlık güvenliği gibi çıkarlarımızın birleştiği konular üzerinde Beijing ile iş birliği yapmak istense bile Çin’in tacizci davranışları ve insan hakları ihlalleriyle mücadele etmek amacıyla ABD müttefikleri ve ortaklarıyla birleşik cephe kurulmasıdır”. 

Çin ile Rusya’ya bu kadar saygısızca ve ideolojik açıdan bakıldığı sürece ortak çıkarlar bir noktada birleşemez. Karşılıklı saygı yeniden tesis edilmelidir. Teorik olarak, Avrupa, ABD, Rusya ve Çin arasında bir köprü kurulmasına yardımcı olabilir, ancak böyle yapabilmesi için AB’nin önce bağımsız bir ses bulması gereklidir. Bu en azından kısa dönemde ihtimaller içinde değildir. Bu yüzden, ABD’nin dünyaya egemen olma girişimlerinin bitmeyeceğine dair tartışacağımız birçok unsur bulunuyor ve hatta Avrupa Birliği (AB) gibi, onların da daha büyük iç çatlaklar ve zayıflıklarla  ilgilenmeleri gerekiyor.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un 8 Aralık’ta Rus Uluslararası İşler Konseyi’nde dikkati çektiği gibi, Batı’nın Rusya ve Çin ile neden uzlaşmaya gidememesinin kilit nedeni, tek kutuplu bir dünya düzenini sağlama ya da yeniden kurma girişimiyle bağlantılıdır. 

ABD’nin “ilk önce uzun dönem strateji belirlemeden”, Çin ile jeopolitik bir yarışma başlatması, Kishore Mahbubani’nin “Çin Kazandı Mı?” kitabında “Amerika’nın en büyük hatasıdır.” deniyor. Yazar, ABD’nin dünün stratejileriyle bugünün dünya olaylarına yaklaşma mantıksızlığını doğru bir şekilde saptıyor. Bana ve diğer bilim insanlarına göre, salgın kurulu eğilimleri hızlandırdı ve Çin’in dünyadaki statüsünü yükseltti. Neden? Çünkü, Çin’in vatandaşını koruduğunu ve ekonomisini diğer ülkelerden daha hızlı ve daha iyi kurtardığını gösterdi. ABD’nin son 10 yılda küresel yardıma gerçek bir taahhütte bulunduğunu görmek zor. Biden ekibi, dünyaya yaklaşım sloganında “liderlik” değil “dayanışma göstermelidir“.

Dünya güçleri barışçıl bir birlikte var olmak için uluslararası bir uzlaşmaya varabilecekler mi? İnsanlık için paylaşımlı bir gelecek toplumunu teşvik etmedeki fikir ve uygulama, en ileri vizyon ve tek çıkış yolu olarak kalmaya devam ediyor.