China Daily / Dmitri Trenin

Beijing ve Moskova’nın, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Afganistan’da süresiz olarak batağa saplanarak kalmasını istemesi fikri, ABD o bölge ile ilgilenirken Çin ve Rusya’nın kendi politikalarını izleyebilmesi için ABD’de bir miktar ilgi görebilir, ancak gerçek farklıdır. ABD’nin Afganistan’daki varlığı, sona ermekle birlikte, Washington’ın en önemli hasımları olarak gördüğü iki ülke üzerinde baskı kurma yeteneğini ciddi anlamda etkilemedi.  

Ancak, ABD Başkanı Joe Biden’ın yakın zamanda açıkladığı, ABD’nin dünyanın farklı yerlerinde ulus inşa etme deneyimlerini durdurma ve bunun yerine ABD’nin kendisi dâhil Batı sisteminin liberal ve demokratik temellerini ve dünyadaki Batı’nın konumunu temkinli olarak savunmaya odaklanma kararı, ABD’nin küresel stratejisinde önemli bir değişimi temsil ediyor. 

Bu değişim açıkçası Washington’ın, ABD’nin küresel gücünün ve etkisinin bir dereceye kadar düştüğünü kabul etmesi anlamına gelmektedir. Yine de ABD muazzam kaynaklarıyla bir süper güç olarak kalmaya devam ediyor. Bu kaynakların şimdi ABD’nin yönetim merkezini güçlendirmek için kullanılması potansiyel olarak ABD’yi daha güçlü hale getirecek. Dış politikada Biden’ın askeri olmayan araçları tercihi, ABD’nin finans, teknoloji, bilgi ve özellikle küresel ittifaklardaki güçlü yönlerine oynamak için tasarlanmıştır. 

ABD’NİN DENİZ AŞIRI İTTİFAKLARINI YENİDEN GÜÇLENDİRME ARAYIŞI

Her şeyden önce, yeni doktrin Biden’ın eski ABD Başkanı Donald Trump’ın çalkantılı dört yıllık başkanlığı sırasında gerginleşen ABD’nin deniz aşırı ittifaklarını yeniden güçlendirmesi arayışı anlamına geliyor. Ne NATO veya ABD-Japonya Güvenlik Anlaşması ne de Washington ve onun müttefikleri ile ortakları arasındaki diğer ikili güvenlik anlaşmaları kötüye gitme ya da önemli çatlaklar geliştirme tehlikesi altında değildi. Ancak müttefikler, onlara müttefikliği önemsemiyormuş gibi görünen Washington’ın politikalarının devamlılığına güvenlerini kaybettiler. Şimdi bu güven yeniden sağlanıyor ve ABD, müttefiklerine istediği taahhütleri veriyor. 

Bunun da ötesinde Biden müttefiklerini, ABD’nin birleşik dünya stratejik vizyonunu tamamıyla satın almaya davet ediyor. NATO’da olduğu gibi öncelikle Rusya ile ilgili kaygıları bulunan bu ülkelerden şimdi tehdit algılarını Çin’i de kapsayacak şekilde artırmaları isteniyor ve tarihsel olarak Çin konusunda kaygıları bulunan Asya’daki ülkelerin aynı zamanda Rusya’ya da karşı koyması bekleniyor. 

ABD tarzı demokrasinin ilerlemesi geri plana düşerken, ABD’nin müttefikleri ve ortaklarının jeopolitik genişlemesi durmadı. Biden, Asya’da Hindistan ilişkilerini hem ikili hem de QUAD (ABD, Avustralya, Japonya ve Hindistan) formatı yoluyla güçlendirmeye öncelik verdi. Vietnam, Biden yönetiminin aktif olarak dostluğunu ilerletmeye çalıştığı diğer bir ülke. Mevcut ittifaklar sağlamlaştırılıyor ve verilen taahhütler genişletiliyor.

Biden yönetimi Avrupa’da, ABD’nin NATO ve Avrupa Birliği’ndeki (AB) anahtar müttefiki Almanya ile gergin ilişkilerini onarmak için sıkı biçimde çalıştı. Şu anda ABD, Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda ve Birleşik Krallık’ı kapsayan “Beş Göz” istihbarat paylaşımı düzenlemesi, Almanya, Hindistan ve Güney Kore’yi kapsayacak şekilde genişletilebilir. 

ABD’NİN STRATEJİK HATASI NE?

Afganistan’da ulus inşa etmedeki başarısızlık, Washington’ın dış politika takım çantasındaki ideolojik aletleri çekmesine yol açmadı. Tam tersine, bu aletler keskinleştirildi ve modernleştirildi. ABD, sadece gerçekçi politika yolları ve araçlarına sadık “normal” bir güç olamaz ve olmayacak. Washington, Çin ile rekabetine ve Rusya ile çatışmasına ideolojik temel sağlamak için onları, temelde önemli güç rakibi örnekleri olmak yerine “demokrasi” karşısında “otoriterlik” ifadeleriyle biçimlendiriyor. Aralık ayında Joe Biden, müttefikleri ile ortaklarına daha fazla ilham sağlaması ve onları ideolojik zeminde Çin ve Rusya’ya karşı olmaya yönlendirmek için bir “demokrasiler zirvesi” toplayacak. 

İnsan haklarının, azınlık haklarının ve benzerlerinin savunulması veya desteklenmesi biçimindeki ideolojik baskı, ABD’nin düşman olarak gördüğü ülkelere karşı daha aktif şekilde uygulanacak. İnsan haklarının, 1970’li yılların sonunda eski ABD Başkanı Jimmy Carter döneminde Washington’ın dış politikasının aracı olarak benimsenmesinden sonra aslında yeni bir şey yok, ancak Washington’daki birçok kimse bu aracın büyük ölçüde Trump yönetimince ihmal edildiğini fark etti. 

Elbette, Washington’ın Rusya’nın Batılı demokrasi modelini benimsemesi veya Çin’in ekonomik büyümesinin sosyal dönüşüme ve sonunda siyasi sonuçlara yol açması yönündeki beklentiler tarih oldu. Dolayısıyla bu fikir, Rusya ile Çin toplumlarının liberal demokrasiyi benimsemesine yardımcı olmak için değil, aksine, iki ülkenin siyasi liderlerini rahatsız etmesi ve bazı önemli anlarda onların dengesini bozmayı umut etmek içindir. 

Sonuç olarak, ABD siyaset düzenindeki bazı insanlar, eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in iki büyük ABD düşmanından birini diğerine karşı kullanma yönündeki meşhur becerisini tekrarlama fikriyle oynamayı sürdürüyor. Bu sefer, Beijing’e karşı Washington ile Moskova’nın birlikte hareket etmesi gerekecek. Ancak bu düşüncenin boşa çıkması kolay. Moskova ile Beijing şimdi, düşmandan ziyade yakın ortaklar, Rusya ABD’ye güvenmiyor ve Rusya ile Çin arasındaki dostane ilişkiyi mahvetmek, ne sebeple olursa olsun her iki ülke için de stratejik hata olacaktır. Bununla birlikte bu seçeneğin arada sırada ABD’de ifade edilmesi, Washington yönetiminin, ABD’nin küresel egemenliğini yeniden kazanmadaki diğer stratejileri konusundaki belirsizliğe işaret edebilir.