CGTN / Hamzah Rifaat Hussain

Amerika Birleşik Devletleri (ABD)-Çin ilişkilerinin yeniden ayarlanmasının karşılıklı söylenen güzel sözlerden çok ABD’nin hareketlerine bağlı olduğunu belirten gözlemcilerin değerlendirmeleri doğru çıktı. ABD dış politikasının her zaman bağlar kurmak ve egemen kırmızı çizgileri çiğnemek arasında gidip geldiği inkâr edilemez, son kırmızı çizgi aşımı ise Taiwan’ı egemen ülkeler arasındaki Demokrasi Zirvesi listesine dâhil etme kararıdır. ABD Başkanı Joe Biden’ın yönetimi “Tek Çin” politikasına sarsılmaz bağlılığını ifade etmesine rağmen Taiwan konusunu kullanmaya devam edecek. Washington’ın bu tür gerginliği tırmandırma hareketleri bir kez daha Çin’in değil, ABD’nin nasıl koşulsuz iş birliği ruhundan vazgeçtiğini ortaya koyuyor. Bu hareket, Amerikan ikiyüzlülüğünün en son örneğidir

Biden’ın Taiwan’ı listeye dâhil etme isteği yüzsüz bir siyasi oyundan başka bir şey değil. 109 ülkenin demokrasilerin karşı karşıya olduğu sorunları tartışacağı bir platform olması beklenen bir şeyin bunun yerine siyasi işaret vermek için kullanılması büyük bir meydan okuma ile karşılaştı. Çin’in egemenliğine saygı göstermesinin uzun zamandır desteklendiğinin teyit edilmesinin yerini bilinçli bir kışkırtma politikası aldı. Taiwan Devlet Konseyi İşleri Bürosu sözcüsü Zhu Fenglian’ın, Çin’in, tamamen Çin’in bir bölgesi ile ABD arasındaki resmi ilişkilere muhalefeti veriyken, Taiwan’ın listeye alınmasını büyük bir hata olarak görmesine şaşmamalı.

ABD’NİN SİYASİ OYUNLARI

Çin’in dış politika önceliklerini anlayanlar için bu gerginliğin şiddetli bir şekilde tırmanmasından, haksız bir kışkırtmadan ve ikili ilişkilerin önemini zayıflatan bir karardan başka bir şey değildir. Bu ayrıca Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in ABD’nin Çin’in iç işlerine müdahalesi ile ilgili ciddi endişelerini ifade ettiği 2021 video görüşmesinde ileri sürülen iddiaları da şüphe altına sokuyor. Bu iddialar gerçek Amerikan politika önceliklerinin gerçek bir yansımasıdır. Daha büyük ölçüde Washington, Taiwan bölgesine “Çin Taipesi” diyerek APEC modelini kullanmak yerine Taiwan lideri Tsai Ing-wen’ın boş anlatılarına kulak astı.

Tarafsız olarak bakıldığında, ABD ülke içinde sorunları ele almak yerine uluslararası planda kışkırtmayı seçiyor. İdeal olarak, dünyanın en büyük demokrasilerinin yönetişim sorunları ile uğraştığı, salgınla ilgilendiği, aşılamaya karşı aşırı sağcıların propagandaları ile mücadele ettiği ve kamu borçları, kurumlar çöktüğü ve yasa ve düzenin krizde olduğu koşullarda, demokrasideki bozulmaların önlenmesi zirvenin katılımcılarının odak noktası olmalıdır.

SÖZDE “DEMOKRASİ ZİRVESİ” EKONOMİK SORUNLARA YANIT VEREMEYECEK

Demokrasinin bozulması ABD’nin kendisinin de yaşadığı bir sorun. Uluslararası Demokrasi ve Seçim Yardımı Enstitüsü, ABD’nin otoriteryen eğilimlerin kurbanı olduğunu ve demokratik normları açıkça ihlal ettiğini ileri sürüyor. Böyle tartışmalı iç duruma sahip olan Biden, Taiwan bölgesinde demokrasi kartıyla oynayarak başka bir ülkenin egemen işlerini kurcalayacak durumda değil. Ancak burada sıkışıyor. Bu zirve Polonya’dan Hindistan’a kadar demokratik sistemlerdeki kusurların ele alınmasından çok jeopolitik tutkuların yerine getirilmesi ile ilgilidir. Çin’in dış politikasının hem hedefe yönelik hem de pragmatik olduğunu iddia eden Thomas Pepinsky ve Jessica Chen gibi önemli Amerikan uzmanlarının ileri sürdüğü gibi, bu başarısız olmaya mahkumdur.

Fakat, sözde Demokrasi Zirvesi işe yaramamaya ve bütün dünyada demokrasilerin başına bela olan gerçek yönetişim ve ekonomik performans sorunlarına yanıt verememekten zarar görmeye mahkumdur. Bunun olmaması ve Taiwan’ın bilinen kırmızı çizgi olmasına rağmen listeye dâhil edilmesi Amerikan tutarsızlığının sembolü olan tırmandırıcı bir harekettir. Çin egemen bir devlet olarak uygun şekilde tepki göstermek için her türlü hakka sahiptir.