Global Times / John Ross

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Joe Biden-Xi Jinping Zirvesi talebi, Donald Trump tarafından başlatılan Çin’e zorbalık girişiminin tamamen başarısız olduğunun en azından kısmen farkına varıldığını yansıtıyordu. Bu nedenle, Biden yönetimi en azından bazı kilit konularda Çin ile daha rasyonel bir tartışmaya geri dönmeye çalıştı.

ABD medyasının analiz ettiği gibi Çin, toplantının yapılması için kilit konularından hiçbir taviz vermedi ve görüşme talebi ABD’den geldi. Bu durum, Biden’ın toplantının halka açık bölümündeki yaklaşımına da yansıdı. Biden, ABD’nin son konuşmalarına damgasını vuran Çin’e saldırmaya yönelik kibirli girişimler yerine kibar davrandı ve özellikle amacının Çin ile çatışmayı önlemek olduğunu vurguladı. Özellikle önemli olan nokta, Biden’ın toplantıda ABD’nin Taiwan’daki ayrılıkçıların umutlarını boşa çıkaran “Tek Çin” politikasını kabul ettiğini açık bir şekilde yinelemesiydi. Tabii ki, 1992 Mutabakatı’nın kabulü gibi takip eylemleri olmaksızın “Tek Çin” ilkesinin tek başına kesin olarak kabul edilmesi, Taiwan boğazlarındaki gerilimi tamamen yatıştırmak için yeterli değildir. Ancak yine de onları çözmek için önemli bir temeldir. Ayrılıkçılar ise sert bir gerileme yaşadılar.

BIDEN, ÇİN İLE DAHA RASYONEL BİR TARTIŞMAYA GEÇTİ

Taiwan konusundaki bu temel soruna ek olarak, zirveden kısa bir süre önce Çin ve ABD’nin İskoçya’nın Glasgow kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 26. İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP26) ortak bir bildiri yayınlaması da dikkate değerdi. Bu, Trump dönemindeki iklim değişikliği konusundaki muhalif ve bilim karşıtı tutumlarının aksine, Biden yönetiminin Çin ile rasyonel diyaloga girmeye hazır olduğunu gösterdi.

Zirve toplantısında genel duruma bakıldığında Çin, önemli bir konuda tutumunu değiştirmedi. Ancak Biden, ABD’nin Çin’e yönelik son davranışını, en azından tonda ve bazı noktalarda, önemli ölçüde düzeltti.

Trump yönetimi; Çin’e karşı soğuk savaş başlatmış, onu sindirmeye ve korkutmaya çalışmıştı. Bu tamamen başarısız oldu ve bunun yerine sonuç olarak ABD’de bazı sorunların oluşmaya başladı: ABD ekonomik büyümesi Çin’inkinden çok daha yavaşladı, Çin’in ihracatına yönelik tarifeler ABD’de enflasyonu artırdı, ABD’de Covid-19’un ele alınması bir felaket olarak ilerledi ve diğer ülkeler ABD’nin “Tek Çin” politikasına karşı çıkma girişimlerini desteklemeyi reddetti. Çin, ABD’nin bu tedbirlerinden hiç korkmadı ve ABD ile karşı karşıya gelmek istemediğini açıkça belirtti. Her türlü iş birliği olasılığını memnuniyetle karşıladı, ancak ulusal çıkarlarına uygun politikalara devam etti. Bu çerçevede, ABD eşit ve saygılı koşullarda görüşmek istiyorsa Çin bunu yapmaya çok istekliydi. ABD bu şartlarda görüşmek istemezse Çin kendi politikalarına devam edecek ve kaybeden ABD olacaktı.

BIDEN’IN “TEK ÇİN” POLİTİKASINI KABUL ETTİĞİNİ YİNELEDİ

Trump yönetiminin Çin’e yönelik düşmanca politikalarının ABD’ye verdiği zarara dikkat çeken Biden, Çin ile daha rasyonel bir tartışmaya geçerek ABD için bu olumsuzlukların bir kısmını ortadan kaldırmaya çalışma kararı aldı. Bu, ABD’nin son zirveye yaklaşımını dikte etti. Özellikle Biden, Çin’e Taiwan ve “Tek Çin” politikası üzerindeki “kırmızı çizgilerini” aşması için herhangi bir cepheden baskı girişiminin başarısız olacağını da anlamış görünüyor ve bu nedenle ABD tarafından bu tutum terk edildi. Bununla birlikte Biden yönetimi, iki üst düzey lider arasındaki zirvenin özel bölümünde neyin tartışıldığı bilinmemekle birlikte en azından kamuoyunda ABD politikasının başarısızlığına ilişkin sonuçların tümünü ne yazık ki, anlamış gibi görünmüyor.

ABD, şimdiye kadar ticari gümrük vergilerinin sürdürülmesi ve Huawei gibi Çin şirketlerini 5G ağlarını piyasaya sürmekten dışlama girişimleri gibi konularda agresif politikalara devam etti. Bununla birlikte, Çin’in kararlı duruşu nedeniyle zirvede ABD’nin tutumlarında en azından birkaç düzelme görüldü. Bu kısmi ilerlemeye rağmen, halen komplikasyonlar var. Şimdiye kadar Biden yönetiminin medya brifingleri, toplantının amacının ABD’nin Çin’e karşı eylemlerinin yarattığı durumu “sakinleştirmek” olduğunu yansıtıyor gibi görünüyor. Bu olumlu ancak muhtemelen Trump yanlıları ve ABD’deki diğer güçler, Biden’ı “Çin’e karşı yumuşak” olmakla suçlayacak.

Bu nedenle, Biden yönetiminin brifinglerinin ilk tonlarını korumaya devam edip etmediğini veya Çin karşıtı söylemlere boyun eğip eğmediğini görmek önemli olacak. Örneğin; ABD basınında Biden yönetiminin yaklaşmakta olan Kış Olimpiyatları için “diplomatik boykot” çağrısında bulunma niyetinde olduğu yönündeki haberler, mevcut durumun gerekli sonuçlarını algılamada başarısız olduğunu gösterecektir.