CGTN / Keith Lamb

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) eski Başkanı Donald Trump’ın Çin ile ticaret savaşını ateşleyen “Önce Amerika” politikası, Amerikan işçisine, zaferin yaşam standartlarının yükselmesine yol açacağı sıfır toplamlı bir savaş olarak satıldı. ABD’nin Çin ithal ürünlerine uyguladığı gümrük vergileri şu anda ortalama yüzde 19,3 ile ticaret savaşının başlamasından öncesine göre yüzde 7 daha yüksek bulunuyor.

Bu önlemler, daha fazla iş yaratılacağı gerekçesiyle haklı çıkarıldı. Bununla birlikte, ABD ekonomisinin belirli sektörlerinde görülen herhangi bir kazanımın başka yerlerdeki kayıplarla telafi edildiği genel olarak kabul edilmektedir. Örneğin, çamaşır makinelerindeki tarifeler ABD’ye bazı işler getirdi, ancak bunun tersine bir kurutucunun fiyatını 92 dolar artırdı. Tariffs Hurt örgütü, misilleme tarifeleri dikkate almadan bile, ABD ticaret savaşının Amerikalılara saniyede 810 dolara mal olduğuna inanıyor.

Gerçek şu ki, küçük üretim ABD’ye geri döndü. Dünyamızın karmaşık birbirine bağlı tedarik zincirlerinde, birçok tüketici ürünü yalnızca Çin’de bir araya getiriliyor. Aslında Amerika’nın ekonomik düşmanları için Çin’i seçmek her zaman yanlış olacaktı. ABD tarifelerinden kaçmak isteyen fabrika sahipleri, üretimi Güneydoğu Asya’daki diğer gelişmekte olan ülkelere kaydırdı.

Buna rağmen, bu eğilim zaten mevcuttu ve Trump yalnızca bu ivmeyi hızlandırdı. Çin’in geliştirilmiş üretim stratejisi, bir süredir gelişmiş üretime odaklanmasına izin vermek için düşük maliyetli üretimi ve emek yoğun sanayiyi yurt dışına taşımaktadır. Belki de tarifeler her zaman Amerikan işçisinden çok Çin’in yükselişini engellemekteydi. Bununla birlikte, Çin ekonomisi dış baskılara karşı dayanıklı olduğunu kanıtladı. Covid-19 salgını nedeniyle diğer ekonomiler sıkıntıda yaşarken, IMF’ye göre Çin ekonomisi bu yıl yüzde 8,1 büyüyecek.

IMF 2021 YILINDA ÇİN EKONOMİSİNİN YÜZDE 8,1 BÜYÜYECEĞİNİ ÖNGÖRÜYOR

Dış tehditlerle başa çıkma konusunda Çin’in kararlılığı uzun zaman önce öğrenilmiş olmalıydı. ABD’de başlayan 2008 ekonomik çöküşü Çin’i zar zor etkiledi. ABD pazarına güvenen daha küçük ülkelerin aksine, Çin’in geniş iç pazarı, yakın zamandaki ikili dolaşım stratejisinin gösterdiği gibi, kendisini ABD’nin ekonomik baskısından korumak için yeterlidir.

Tüm bunları akılda tutarak, ABD’nin yeni Başkanı Joe Biden önce Çin’e yönelik sıfır toplamlı ekonomik stratejisini yeniden değerlendirmeli ve ikinci olarak, ABD işçi koşullarında algılanan düşüşün gerçek nedenlerini incelemelidir.

Pew araştırmasına göre, satın alma gücüne dayalı Amerikan yaşam standartları, Çin’in dünyaya açılmasından çok önce, 1964’ten beri durgun bulunuyor. Dolayısıyla, Trump’ın Çin’in kazancının Amerika’nın kaybı olduğu sıfır toplamlı bir oyunda olduğu iddiası doğru değil. Aslında, ABD söz konusu olduğunda, servet eksikliği ve mülk eksikliği yoktur. Sorun şu ki, yaşamın en temel unsurları Amerikan sistemi tarafından sağlanmıyor.

Tüketiciler, tasarruf eksikliği yaratan kredilere bağlı kalıyor; sağlık tedavisi pahalı; ABD vatandaşları abur cuburla beslenerek şişmanlıyor ama beslenme yetersiz; kötü toplu taşıma, yoksulların bile araba almaya zorlandığı anlamına geliyor. Tüm bunlara ek olarak, sınıfsal ve ırksal ayrılıklar ilerlemeyi zorlaştırırken, aşırı bireysellik kültürü geniş ailenin dayanışma ve güvenlik ağını ortadan kaldırıyor.

Yukarıda bahsedilen sorunların hiçbiri Çin’in hatası değildir. Yine de, Amerika’daki zenginliğin nispeten küçük bir nüfusla birleşmesiyle, yukarıda bahsedilen tüm problemler Amerikalıların kendileri tarafından çözülebilir. Bununla birlikte, Biden’ın temsil ettiği ABD neoliberal ulusötesi sermayesinin değişim arayışına girecek cesarete sahip olup olmayacağı asıl soru.

ABD NEOLİBERAL ULUSÖTESİ SERMAYESİ DEĞİŞİM ARAYIŞINA GİRECEK Mİ?

Özellikle, yukarıda bahsedilen sorunların hiçbiri Çin’in hatası değildir. Yine de, Amerika’daki zenginliğin nispeten küçük bir nüfusla birleşmesiyle, yukarıda bahsedilen tüm problemler Amerikalıların kendileri tarafından çözülebilir. Bununla birlikte, Biden’ın temsil ettiği ABD neoliberal ulusötesi sermayesinin değişim arayışına girecek cesarete sahip olup olmayacağı asıl soruyu oluşturuyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF) rakamları, satın alma gücü paritesinde Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) açısından ekonomik önceliğe bakıldığında ABD’nin Çin’e ayak uydurduğunu gösteriyor. Bununla birlikte, Çin’in 1,4 milyarlık nüfusu, 320 milyon Amerikalıya kıyasla yaşam standartlarında önemli iyileşmeler gördü. Açıkça görülüyor ki, ABD’de servetin yeniden dağıtılması söz konusu olduğunda bir engel var. Biden’ın üzerinde çalışması gereken Çin’i suçlamaktan ziyade bu bloktur. Peki, Biden bunu yapabilecek mi? Devletten uzak olan neoliberal sermaye, genellikle devlete ve vatandaşlarına yardım etme sorumluluğu olan bir şeyden çok kendi oyuncağı olarak görür.

Onlar için en kârlı olan yere gideceklerdir. Sermaye birikimi mantığı altında, kârlarını, ABD sorunlarını çözmek için gereken sosyal projeleri finanse etmek için kullanılabilecek devlet vergilerinden uzak tutacaklar. Bu nedenle, Biden’ın temsil ettiği sınıf çıkarlarının kendi sınırlı çıkarlarının ötesine bakmasını ve Amerikan işçisinin içinde bulunduğu kötü duruma gelince daha geniş resmin bilincinde olmasını beklemek büyük bir görevdir. Bununla birlikte Biden’ın, Çin söz konusu olduğunda, öncelikle ABD’nin kendi içinde yatan eksikliklerin farkında olan yeni bir Trump sonrası ekonomik anlaşma yapması gerekiyor. İkinci olarak, Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) koyduğu çok taraflı kurallara aykırı olan tarifeler istenen etkiyi vermediyse ve gerçekten de tarifelerin gerekçeleri başından itibaren hatalıysa yeniden değerlendirilmelidir.

Biden daha da önemlisi, Trump’ın sıfır toplam stratejisini kesin olarak bırakmalıdır. Önce Amerika, suçu yurt dışındaki iç meselelere atarak bahaneler bulmak yerine Amerikan vatandaşlarının refahını ilk sıraya koymak anlamına gelmelidir. Bu kısmen, Trump dönemi öncesindeki yararlı ekonomik iş birliğine hiçbir zaman engel olmayan Çin ile ideolojik şikâyetleri ortadan kaldırmak anlamına geliyor.