CGTN / Bradley Blankenship

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden 13 Temmuz’da Philadelphia’da iğneleyici bir konuşma yaptı ve seçmenlere oy haklarını kullandırmama girişimleri için bütün ülkedeki Cumhuriyetçilere seslendi ve Kongre’den Halk İçin Yasası’nı ve John Lewis Oy Hakkının İyileştirilmesi yasasını çıkarmasını istedi.

Biden’ın konuşması 14 eyaletin eski Başkan Donald Trump ve iş birlikçilerinin yanlış oy verme hilesi iddialarına tepki olarak oy vermeye ulaşmayı kısıtlayan yasaları kabul etmesinin sonrasına denk geldi. Konuşma ayrıca benzer bir yasanın kabul edilmesinin beklendiği Texas’taki Demokrat milletvekillerinin tutuklanma tehdidi altında Texas Temsilciler Meclisi’nin özel bir oturumunu boykot etmelerinin ertesine denk düştü.

Biden Ulusal Anayasa Merkezi’nde yaptığı konuşmada, “Beni açıkça duyun. Amerika’da bugün bir saldırı, oy verme hakkını ve adil ve özgür seçimleri bastırma girişimi ortaya çıkıyor. Demokrasiye, özgürlüğe, kim olduğumuza yönelik bir saldırı.” dedi.

“Bu 21. yüzyıl Jim Crow saldırısı gerçek, acımasız.” diyen Biden’ın sözleri abartı değil. Cumhuriyetçiler gerçekten de oy sandıklarına erişimi kısıtlayan, özellikle azınlıkları ve gençleri hedef alan yeni yasalarla seçmenlerin oy verme hakkını elinden almaya çalışıyorlar. Bunun nedeni, bu demografik seçmen gruplarının Cumhuriyetçilerin aksine daha güvenilir biçimde Demokratlara oy vermesidir (Cumhuriyetçi Donald Trump’ın 2016’daki başarılı adaylığının aksine 2020’de, Demokratları şaşkına çevirerek daha fazla göçmen ve beyaz olmayan oyu almasına rağmen). Kendileri bakımından Cumhuriyetçiler bu yasaların, 2020 seçimlerinde olduğunu düşündükleri ama aslında olmayan ve genel olarak çok nadir olan seçim yolsuzluklarını engellemek için gerekli olduğunu savunuyorlar. Bu yasaların maddeleri Cumhuriyetçilerin niyetlerini açığa çıkarıyor ve ayrıca Cumhuriyetçilerin (Texas ve Arizona’daki gibi) kendileri lehine olmayan demografik değişikliklerin önünü almaya ya da (Georgia’da olduğu gibi) başarılı seçmen kayıt çabalarını zayıflatmaya çalıştıkları da açık.

Demokratların gerçekten bu Cumhuriyetçilerin desteklediği yasaları durdurmak için bir yolunun olup olmadığını göreceğiz, ama şimdiye kadar kurumsal durum onların aleyhine gibi görünüyor. ABD yüksek mahkemesi bir süre önce oy vermeye erişimi kısıtlayan bir Arizona yasasını onayladığı için, bu Demokratların Cumhuriyetçilerin yönettiği eyaletlerin o sandıklarına erişimi kısıtlamasını durdurmak için federal düzeyde bir yasa çıkarması gerektiği anlamına geliyor. Böyle devam ederse, bu inanılmaz derecede zor bir şey olacak.

ABD’NİN KENDİSİNE “DEMOKRASİNİN IŞIĞI” DEMEYE HAKKI VAR MI?

Biden ve Demokratların önündeki en açık engel, kendi partilerinin üyeleri. Cumhuriyetçiler herhangi bir oy hakkı yasasına karşı başından beri birlik içindeler, bu federal yasayı geçirmek için herhangi bir Cumhuriyetçinin oyunu almak imkânsız anlamına geliyor.

ABD Senatosu’nun kurallarını dikkate alırsak, herhangi bir oy hakkı yasasının kabul edilmesi için, (Başkan Yardımcı Kamala Harris’in eşitliği bozan oyu dışında) Senato 50’ye 50 bölündüğü için Demokratlar için imkânsız olan bir nitelikli çoğunluk gerekiyor. Bu da Demokratların, Senato’da birçok oylamada karar alınması için nitelikli çoğunluk gerektiren “parlamentoyu tıkama’ kuralından kurtulmak için Senato’nun kurallarını değiştirmek zorunda kalacakları anlamına geliyor. Sorun şu ki, Joe Manchin ve Kyrsten Sinema gibi Demokratlar bir Demokrat Parti gündemi geçirmek için parlamentoyu tıkama kuralından vazgeçilmesine karşılar. Bu iki Demokrat Kongre’nin iki tarafın uzlaşmasına ihtiyacı olduğunu savunuyorlar. Yüksek Mahkeme kendi başına, zaten, Medeni Haklar mücadelesi döneminden kalan kilit bir yasa olan 1965 tarihli Oy Hakkı Yasası’nı onlarca yıl içinde bölüm bölüm iptal etti ve şimdi tutumlarını değiştireceklerini gösteren hiçbir şey yok.

Biden’ın Philadelphia’da ahkâm kesmesi zeki bir hareketti çünkü kamuoyunun bu konuyu tartışmaya başlamasını sağlıyordu, milletvekillerine mesaj gönderiyordu ve kendisini kendi temelinden gelecek eleştirilerden koruyordu. Aynı zamanda, en azından kısmen Georgia’daki seçmen baskısı yasası gibi, sivil toplumun herhangi bir ciddi girişimi olmadan bu yasaların yanı sıra -hazırlanmakta olan yasalar da- büyük ihtimalle anayasal kısıtlamalar nedeniyle tartışmasız yoluna devam edecek.

O zaman şu sorunun sorulması gerekiyor: Eğer “21. yüzyılın Jim Crow”u için bu kadar kurumlar destek varsa ve “Amerikalıların temel oy verme hakkının” sağlam bir temeli yoksa, ABD’nin kendisine “Demokrasinin Işığı” demeye hakkı var mı ya da herhangi bir biçimde bir demokrasi mi?