“Son beş-on yıldır Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Çin’e karşı yürüttüğü saldırgan-haydutça politika Amerika’nın işine yaradı mı ve amaçlarına hizmet etti mi?” sorusuna benim vereceğim cevap “büyük ölçüde hayır”dır. Aslında tasarladıkları politikayı istedikleri gibi uygulamayı başaramadılar. Bunun iki nedeni var: (1) ABD, müttefik saydığı ülkelerin çoğunu kendi haydutluğunun peşine takamadı. (2) Çin, öncelikle Pasifik’teki ülkelerle ABD’ye karşı bir tür barikat oluşturan önemli ekonomik iş birliği hamleleri yaparken dünyanın başka bölgelerinde de benzer girişimler yaptı ve uluslararası kurumlardaki gücünü artırdı. (Bu konuda, Hayri (Kozanoğlu) Hoca’nın 06.04.2021 tarihli “Yeni dünya düzeni” başlıklı yazısını okumanızı öneririm.) Bu süreçte dünyada Çin için “yumuşak ve barışçı, asla göz ardı edilemeyecek ve iş birliği yapılması gereken bir ekonomik güç” algısı oluşurken ABD hakkındaki haydut algısı gittikçe daha da güçlendi.

“Haydut” sözcüğünü bilerek kullanıyorum. Çünkü Amerikan politikaları pek incelik ve derinlik içermiyor; bunun yerine doğrudan baskı-kaba güç (askeri ve ekonomik güç) kullanımına dayanıyor. Eski diplomat dostumun eğlenceli tanımlamasıyla, “ABD müesses nizamı (aklı), kovboy filmlerinde bir barda viski içip kumar oynayan, yok yere arıza çıkarıp (eğlence olsun diye) birbirini vuran ve kafalarına göre suçlu ilan ettikleri birini ilk buldukları ağaca asan o haydutların 21. yüzyıl versiyonu” olmaktan ibaret.

Önceki yazılarımda, Biden yönetimiyle birlikte, ABD’nin gün geçtikçe aşınan hegemonyasını restore etmeye çalışacağından bahsetmiş ve bunu yaparken bayraktarlığını yaptığını iddia ettiği demokrasi, insan hakları, özgürlükler vs. gibi “Amerikan değerlerine” daha fazla yaslanacağını hatta bu konuda dayatmacı ve baskıcı/ısrarcı olacağından bahsetmiştim. Başka bir ifadeyle, sadece askeri ve ekonomik güce yaslanan o haydutça tarzını “yumuşatması”, müttefik saydıkları ve özellikle az gelişmiş ülkeler için kabul/tercih edilebilir güç kılığına bürünmesi gerekiyordu. İnsan hakları, demokrasi, özgürlükler gibi değerler ABD için her zaman “sadece” araçsal kavramlar oldular. Bir taraftan bu değerlerden bahsederken diğer taraftan faşist ve gerici yönetimleri, pespaye diktatörlükleri destekledi, iktidara getirdi. Şimdi Amerikan yönetimleri bu değerlerden bahsettiğinde dünyanın midesi bulanıyor. Biden yönetimi sanırım bu kötü sicilin farkında olduğu gibi, bunun ABD hegemonyasına çizik atan, zarar veren en önemli faktörden biri olduğunu da görüyor. Bu yüzden, artık bu değerler konusunda samimi olduklarını göstermeye çalışacak hatta ısrarcı ve baskıcı olacaklarmış gibi görünüyor. Bunu ABD’nin demokrasi havariliğine soyunması olarak değerlendirmek ve demokrasi ummak ahmaklık olur. Amaç, askeri ve ekonomik gücün yanına yedeklediği bu değerleri bir hegemonya aracı olarak daha güçlü biçimde kullanmaktan ibaret.

Özet olarak, Biden yönetiminin “geri döndü” dediği Amerika, o bildik haydut ABD; fakat yukarıda özetlemeye çalıştığım iki farkla: (1) haydutluğun dozunu yükseltmiş olarak ve (2) demokrasi, insan hakları, özgürlükler gibi değerler konusunda ısrarcı hatta baskıcı olarak ve müttefikliği bu değerler çerçevesinde oluşturmaya çalışarak.

VE ÇİN’İN PAYINA DÜŞEN

Önceki yazımda, ABD’nin haydutluğu karşısında Çin’in eski “karşı karşıya gelmeme, çatışmama politikasını” terk ettiğinden, yüksek profilli, proaktif bir dış politika izlemeye yöneldiğinden ve artık sahaya indiğinden bahsetmiştim. Konuya buradan devam edeceğim fakat önce Global Times gazetesinde yayınlanan ve ABD’nin Çin politikası ve Çin’in yapması gerekenleri derli toplu özetleyen bir başyazıdan alıntı yapmak istiyorum. Bu yazı aslında Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) görüşlerini yansıttığı için önemli. Bunlar ÇKP kaynaklarında da dile getirilen görüşler:

“ABD’nin Çin’i kendisi için en büyük tehdit olarak görmesinin başlıca iki nedeni var: (1) Çin’in gücü hızla arttı ve çok büyük bir potansiyele sahip. ABD, er ya da geç Çin’in kendisini geçeceğine dair bir kriz algısı oluşturdu ve bununla baş edemiyor. (2) Sosyalist Çin’in başarılarının ABD ile bir sistem rekabeti oluşturduğuna inanıyor ve bunu uzun vadede bir tehdit olarak görüyor. ABD’nin düşmanlığı, Çin’in ulusal güvenliğini tehdit eden çeşitli eylemler şeklinde ortaya çıkacak. Bu tehdide karşılık vermek için Çin’in kısa ve uzun vadeli birkaç önlem alması gerekiyor. Bu önlemler;

  1. Askeri gücümüzü artırmalı ve güçlendirmeliyiz. Caydırıcı olması açısından nükleer silahlanmaya da önem vermeliyiz. Buradaki amacımız ABD veya başka bir ülkeye karşı nükleer silah kullanmak değil caydırıcılıktır.
  2. Çin’in gelişmesini hızlandırmalı, özellikle ABD’nin teknoloji üzerindeki hâkimiyetini kırma yeteneklerimizi artırmalıyız. Washington ve yakın müttefikleri halen Çin’in gelişmesini boğabileceklerine dair yanılsama içindeler. Hızlı gelişmeyi sürdürme eğilimimizi ne kadar net ortaya koyarsak, ABD’ye ve onun yakın müttefiklerine o kadar çok darbe indirebiliriz. Böylece, kuşkulu yaklaşıma sahip ülkelerin ABD’nin Çin karşıtı politikasından uzak durmalarını sağlayabiliriz.
  3. Çin, vahşi bir rekabet söz konusu olsa bile, Çin-ABD ilişkilerini istikrarlı bir çerçeveye kavuşturmak için çabalamalıdır. ABD’ye karşı mücadelenin tek bir hamleyle sona ermesini bekleyemeyiz. Durumu ancak artan gücümüzü biriktirerek istikrarlı hale getirebilir ve sonunda durumu tersine çevirebiliriz. Bu zor bir süreç olacaktır. Anlık tatmin aramaktansa zorluklara dayanıklı olmalıyız. Çin ve ABD bu oyunu ne kadar uzun süre oynarsa, ABD’nin dayanma olasılığı o kadar azalacaktır.”

BirGün / Kamuran Kızlak