Gerçeküstü boyut taşıyan ve çoklu-evren teması içeren filmlerden, “Matrix” serisi dâhil zaten pek haz duymam ama California’da köhne bir çamaşırhane işleten Çin göçmeni Wang Ailesi’nin öyküsünü anlatan “Her Şey Her Yerde Aynı Anda”dan (Everything Everwhere All At Once) bu kadar sıkılacağımı da pek tahmin etmemiştim.

Doğrusu, adının işaret ve vadettiği kadar karmaşık bir film çıktı, Daniel Kwan ve Daniel Scheinert’in “Her Şey Her Yerde Aynı Anda”sı. Oysa birkaç satırlık ön tanıtım bilgilerine kulak verip fragmanına göz attığımızda her şey oldukça cazip görünüyordu. Başrolde Michelle Yeoh’u görecek olmamız, ayrıca Jamie Lee Curtis’in varlığı bile yeter de artar dedirtiyordu başlangıçta. Kaldı ki, köklerini ve değerlerini ister kaybetmiş (ki nadir bir durumdur) isterse sıkı sıkıya sarılmış olsun, bir Çin ailesinin Amerika dekorundaki serüvenleri her zaman ilgi çekicidir, kültürlerarası vurgularda bulunmaya, en azından ritim tutturmaya, çok geciktirmeden derlenip toparlanmaya elverişlidir. Ama heyhat… 139 dakikalık filmin hissedilir süresi çok daha uzun geliyor insana!

GÜLDÜRMEYEN KOMEDİ

Kwan-Scheinert ikilisinin üslupları baştan sona darmadağınık bir yapıya sahip. Odağına neden bir Amerikalı, Alman, Meksikalı ya da Madagaskarlı değil de Çinli ailenin yerleştirildiği konusunda netlik barındırmayan, Çin ailesinin tipik ve a-tipik özelliklerinden bahsetmeyen, “Amerika’da Çinli olmak”ın sıradan ya da ayrıksı yanlarına parmak basmayan bir yapım var karşımızda. Başı vergi dairesiyle dertte, çamaşırhaneyi kaybetme tehdidiyle karşı karşı kalan, lezbiyen kızıyla aynı frekansı tutturması imkânsız, sürekli evren-boyut değiştiren Bayan Evelyn Wang’ın iyi işlenmemiş gerçeküstü serüvenlerinden ibaret her şey. Onun evrenden evrene gezintileri, “yaşam şöyle de olabilirdi” trükleri popüler sinemanın değişik örneklerine göndermelerle sürüp gidiyor ve açıkçası güldürmeyen bir komedi olmanın ötesine geçemiyor. Çin kökenli Massachusetts doğumlu yönetmen Dan Kwan’ın kişisel “gerçek” öyküsü bile çok daha renklidir, eminim ki.

Bununla birlikte, gösterimde olduğu iki hafta boyunca yaklaşık 15 bin seyirciyle buluşan filmin eleştirmenlerin tamamına yakınından oldukça yüksel notlar aldığını da belirtmeliyim. Gerçi her yazan “belli oranda sıkıntıya” mutlaka değiniyor ama sonuçta Türkiye’de de hayli övgü toplayıp alkış alan bir film oldu “Her Şey Her Yerde Aynı Anda”.

SEVENLER DE VAR

Mehmet Açar, “Açıkçası filmin ilk 15-20 dakikasından çok keyif aldığımı söyleyemem. Karakterlerin paralel evrenler arasında yaptığı ani geçişlerin mantığını anlamakta belki güçlük çekmiyorsunuz; ama sizi ne beklediğini bilmiyorsanız, filmin yapısına alışmanız kolay olmuyor (…) Evet, özünde bilim kurgu türünde bir aile filmi… Ama bundan fazlası var: Sözgelimi, belirli bir noktadan sonra matrak bir Uzak Doğu dövüş ve aksiyon filminin içinde buluyorsunuz kendinizi” değerlendirmesinde bulundu.

Şenay Aydemir’in yorumu da şöyle: “İlk yarım saat, filme bağlanma ya da ondan sıkılma için yeterli veriyle dolu. Çünkü bu kadar evren değiştirilen bir tempoda filmi yakalamak, olup biteni bir mantık silsilesine oturtmak hayli zor. Ama giriş tamamlandıktan ve filmin aksiyon temposu rayına girdikten sonra akışta sorun kalmıyor açıkçası.”

Uğur Vardan ise şu görüşte: “Evelyn’in farklı hayat modellerindeki gezintisi; örneğin Çin’de kalıp ünlü bir opera sanatçısı olması ya da aksiyon yıldızı olarak kendini kanıtlaması gibi alternatif kaderler, öyküyü fazlasıyla karmaşık hale getiriyor. Yine de Daniel’lar, bütün dağıtılan parçaları toparlamayı ve seyirciyi etkileyici bir görsel ve zihinsel gösterinin ortasına atmayı başarıyor.”

Tekrarlayayım, bense filmle hiçbir bağ kuramadım, hiçbir anında frekans tutturamadım ve gerçekten çok sıkıldım. Göçmenler ve çamaşırhane denilince aklıma ilk gelen film, Stephan Frears’ın 1985’te çektiği  “Benim Güzel Çamaşırhanem”dir. Unutmak istediğim film ise ne yazık ki “Benim güzel ve köhne çamaşırhanem” demeye getiren “Her Şey Her Yerde Aynı Anda” olacak.

Tunca Arslan