CGTN / Danil Bochkov

Çin ile Rusya, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve müttefikleriyle ilişkilerinde yeni bir gerileme dönemi yaşadı. Rusya, Alexei Navalnıy’ın davasıyla ilgili olarak bu ayın başlarında daha sıkı ihracat kontrol önlemlerini de kapsayacak şekilde ABD-Avrupa Birliği (AB) tarafından koordine edilen yaptırımlarla karşı karşıya kaldı.

Aynı gün, Joe Biden yönetimi Ukrayna ile ilgili ekonomik yaptırımları bir yıl daha uzattı. İlişkilerin kötüleştiğinin açık bir işareti olarak, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Moskova’ya ABD’ye karşı faaliyetleri nedeniyle “bedelleri ve sonuçları” uyarılarında bulunuyor ve aynı zamanda yönetimin Rusya’nın Kuzey Akım 2 doğal gaz boru hattına kesin muhalefetini vurguluyor. Çin ayrıca, Washington’ın küresel liderliğine bir tehdit olarak gördüğü, Beijing’in proaktif dış politikası için ABD tarafından koordine edilen bir veryansına maruz kaldı. “Çin ile sert rekabete” tanık olan Biden, Çin’in dünyanın “önde gelen”, “en güçlü” ve “en zengin” ülkesi olmasını engellemeyi taahhüt etti.

Bu açıklama, Çin ve ABD’nin Biden yönetimi altındaki ilk üst düzey görüşmelerde anlaşmazlığa düşmesinden sonra geldi. Görüşmelerden önce, QUAD’ın 4 üyesinin de Çin’in Hint-Pasifik’teki artan etkisine karşı birleşme sözü verdikleri ilk QUAD devlet liderleri forumu yapıldı.

Çin-ABD ilişkileri, Washington’ın, Çin’in Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’ne atıfla bu ayın sonunda başlatılan müteakip sınırlamalarla birlikte 17 Mart’ta Hong Kong nedeniyle 24 Çinli yetkiliye kısıtlama getirerek Rusya’nın üzerinde denediği “yaptırım sopasına” başvurmasıyla ilişkiler yeni bir düşüş yaşadı.

WASHINGTON GENİŞ DEVLETLER KOALİSYONU KURUYOR

Washington, Biden’ın demokrasiler ittifakı olarak tanımladığı bir hareketle Kanada, AB ve Birleşik Krallık dâhil olmak üzere daha geniş bir devletler koalisyonu kuruyor. Rusya ve Çin ile birlikte “diğer otokratik devletler”, ABD yönetimi tarafından “kilit bir meydan okuma” olarak ayrı tutuluyor. Kore Cumhuriyeti (ROK), Japonya ve Hindistan’dan oluşan Asya turunu bitiren üst düzey ABD’li yetkililer, gözlerini Avrupa ve NATO’ya çevirdi.

Blinken, 25 Mart’taki NATO zirvesinde, Beijing’in artan askeri hırslarının ve Rusya’nın yeni askeri yeteneklerinin “ittifaklara meydan okuduğunu ve kurallara dayalı düzeni baltaladığını” vurguladı. NATO da, Japonya, ROK ve diğer Asya-Pasifik ülkeleri ile “Beijing’e karşı bir siper” olarak “benzer fikirlere sahip demokrasiler” ile ortaklık kurma planlarıyla Çin ve Rusya’yı hedefliyor.

Moskova ile Beijing, daha çok Washington tarafından demokratik ve demokratik olmayan devletlerin ideolojik bir çatışması olarak resmedilen ABD ve müttefikleriyle derin bir köklü düşmanlığı biliyor görünüyor. İki ülke 22-23 Mart tarihlerinde en acil küresel meselelerdeki birleşik tutumlarını ve Batı’nın “yasa dışı tek taraflı yaptırımları” konusundaki endişelerini paylaştı.

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, ABD’nin sözde “kurallara dayalı uluslararası düzene” atıfta bulunan söylemini, net bir açıklamadan yoksun ve uluslararası toplumu temsil etmeyen olarak çürüterek Rus muadilinin görüşlerini tekrarladı.

Doğu Asya, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Wang Yi ile buluşmasının ardından ROK ziyaretinde de işaret ettiği gibi, Çin ve Rusya’nın dikkatini çekiyor. Her şey, Japonya ile temasların güvence altına alınması ve Beijing’in “Taiwan’daki bağımsızlık yanlısı güçlere yanlış sinyaller göndermek” olarak kınadığı Washington’ın Taiwan ile bir sahil güvenlik anlaşması imzalayarak burayla ilişkileri harekete geçirmesinin ardından, ABD’nin bölgede artan faaliyetlerinin arka planında yer alıyor.

MOSKOVA VE BEIJING BİRÇOK BÖLGESEL MESELEDE ORTAK DURUŞ SERGİLİYOR

Moskova ve Beijing, yalnızca karşılıklı güveni güvence altına almak için çabalayan ve Asya vektörünü kontrol etmeye ve dengelemeye çalışan ABD tarafından yönetilen maksimum baskı kampanyasıyla karşı karşıya kaldı, ama aynı zamanda dışişleri bakanlarını, bölgesel ortaklıklarını canlandırmak amacıyla başka bir önemli jeostratejik bölgeye -Orta Doğu’ya- gönderdiler. Küresel ticaretin yüzde 12’sini ya da günlük 9 milyar dolar kayıpla etkileyen Süveyş Kanalı’nın tıkanmasının ardından bölge, küresel ekonomi için son zamanlarda hayati öneme sahip olduğunu kanıtladı. Wang Yi ve Lavrov’un bölgeye yaptığı son ziyaretler, bölgenin iki ülke için önemini kanıtlayabilir.

Çin, İran ve Suudi Arabistan gibi bölgesel ezeli rakiplerle bile hareket eden birçok devletle iş birliği yaparak bölgede kapsamlı politikalar izliyor. Beijing, Çin’i “zor zamanlar için bir dost” olarak gören Tahran’la ekonomik ve diplomatik bir ittifakı canlandırmayı amaçlayan, ancak ABD’de kızgınlığa neden olan ticaret, ulaşım ve ekonomi alanında 25 yıllık kapsamlı bir anlaşma imzaladı.

Bazı ABD uzmanları, Çin ve Rusya’nın Orta Doğu’daki arzularının, bölgedeki Amerikan pozisyonlarını baltalamanın bir yolu olduğunu düşünse de, hem Moskova hem de Beijing birçok bölgesel meselede ortak duruşlarını sergiliyor. İsrail-Filistin çatışmasında “iki devletli çözüme” öncelik veriyorlar, İran nükleer anlaşmasına değer veriyorlar, Suriye meselesinde Birleşmiş Milletler (BM) ile iş birliği yapıyorlar, Afgan barış sürecini ve İran’ın çok taraflı müzakereler yoluyla Yemen çatışmasının barışçıl çözümüne yönelik çağrılarıyla birlikte koordine ediyorlar.

Böylesine geniş bir yelpazede paylaşılan konular, Washington liderliğindeki koalisyonların artan baskısıyla karşı karşıya olan Moskova ve Beijing’in örtüşen jeostratejik hesaplamalarını temsil ediyor.