Xinhua

Dünyadaki en büyük uluslararası güvenlik politikası konusundaki toplantısı olan Münih Güvenlik Konferansı, iki yıldır arka arkaya, “Batısızlık” terimi üzerine odaklandı.

Bu Batı eksikliği hissinin arkasındaki rahatsızlığa büyük Batılı ülkelerin liderleri Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden ve Almanya Başbakanı Angela Merkel’in yanı sıra NATO ve diğer uluslararası örgütlerin liderleri canlı bir çevrim içi yayında bu yılın konusu olan “Batısızlığın Ötesinde” hakkındaki görüşlerini anlattıklarında, bir ara verilmiş gibi oldu.

Uzmanlar, konferansın Atlantik’teki görünmez değişim dalgası koşullarında transatlantik iş birliğini yenilemek için bir “ısınma partisi” olduğunu söylüyorlar. Konferanstaki Avrupa liderleri ABD’nin yeni başkanının Avrupa ile “yakından çalışacağı” sözünü vermesinin kendilerini rahatlattığını gösterdiler ve Washington’ın Paris Anlaşması’na yeniden katılmak ve ABD’nin Dünya Sağlık Örgütü’nden (DSÖ) çekilme sürecini tersine döndürme konusundaki yeni adımlarını alkışladı.

Bütün iyimserliklere rağmen, Kuzey Akımı 2 doğal gaz boru hattı projesinin yanı sıra tıbbi ekipman tedariki ve Covid-19 aşılarının dağıtımı konusundaki son çekişmeler de dâhil, Batılı müttefikler arasındaki birçok bölünme devam ediyor.

Bu arada, koronavirüs krizi, ekonomik durgunluk, ikilem değişikliği ve yoksulluk gibi bir dizi küresel ve çetin zorluk, dünyanın gerisi olmadan “Batı” tarafından tek başına çözülemez, Batı’nın dünyanın Batı olmasını ne kadar isterse istesin.

Ne yazık ki, Münih Güvenlik Konferansı’ndaki konuşmacılar, “biz”i “onlar”dan ayırarak geçmeyen bir Soğuk Savaş zihniyeti sergiliyor.

GELECEK İÇİN DAHA KAPSAYICI BİR DÜNYA DÜZENİ TASARLAMANIN ZAMANI GELDİ

Aslında, Batı kültürünün üstünlüğünü vurgulama ve farklılıkları lekelemeye nostaljik bir dönüş büyük bir güç haline geldi. Batı’nın merkeziliğine inananlar dünyayı “meydan okuma”, “rekabet”ten “çatışma”ya kadar değişin uzlaşmaz terimlerle tanımlamayı ve farklı bir uygarlık korkusu salmayı seviyorlar. Birbirine bağlanmış bir dünyaya basitleştirici ikili bir gözlükten bakmak ağır tehditlerin kuzey, güney, batı ve doğuya bakmadığı gerçeğinin üstünü örtebilir.

Geçmişin Batı liderliğindeki dünya düzenini korumaya çalışmak yerine, şimdi ileri bakma ve gelecek için daha kapsayıcı bir dünya düzeni tasarlamanın zamanı geldi.

Devam eden Covid-19 salgını bir kez daha insanlığa küresel sorunların çözümünün küresel çaba gerektirdiğini ve bütün ülkelerin geleceğinin birbirine bağlı olduğunu hatırlattı.

“Batısızlığın” ötesini geçmek tekrar Batının iddialılığının peşinden koşmak değildir.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in konferansta söylediği gibi, Batının “dünyanın şimdi çok daha fazla çok kutuplu olduğunu” anlamalı ve “küresel sahnedeki diğer kilit aktörlerle anlamlı bir diyalog ve iş birliğine girmelidir.”

Bugünün dünyasında güçlü bir küresel rol oynamak için, Batılı ülkelerin ideolojik yanlılıktan kurtulması ve farklı toplumsal sistemler, tarih ile kültüre sahip ve farklı kalkınma düzeylerindeki ülkelerle, herkesin çıkarına olan bir küresel köyün refahı için çalışmak üzere göçlerini birleştirmesi gerekiyor.