Global Times

Çin Dışişleri Bakanlığı pazartesi günü, “Çin’in egemenliği ve çıkarlarına ciddi biçimde zarar veren ve art niyetli olarak yalan yayan ve yanlış bilgi veren Avrupa Birliği’nden (AB) 10 şahsa ve dört işletmeye yaptırım uygulandığını” açıkladı.

Bu karar, AB’nin aynı gün aldığı bir kararla, Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’nde insan hakları konusunu bahane ederek dört Çinli şahsa ve bir işletmeye tek taraflı yaptırım uygulama kararına yanıt niteliği taşıyordu. Çin’in yaptırım uyguladığı kişiler arasında Avrupa Parlamento’sundan 8 üye, bazı ülkelerden milletvekilleri ve iki bilim insanı bulunuyor. Yaptırıma tabi işletmeler ise AB, Almanya ve Danimarka’dan. 

AB’nin pazartesi günü, Çinli şahıs ve işletmelerle ilgili yaptırımları 1990 yılından bu yana kendi türünde bir ilk oldu. Görünüşe göre sembolik, ancak doğası gereği korkunç yaptırımlar, AB’nin ahlaki kibrini ve Çin’in içişlerine müdahale etmeye çalışma niyetini gösteriyor. 

Beyaz Saray da pazartesi günü, Xinjiang konusuyla ilgili olarak yeni yaptırım kararları açıkladı, Britanya ve Kanada’da aynı şeyi yapacak. AB’nin, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Britanya ile koordineli biçimde hareket ettiği görülüyor. Çin’in zamanında kararlı karşı önlemleri alması, Beijing yönetiminin, AB’nin Çin ile ilişkilerinde bu tür davranışları kabul edilemez bulduğunu ifade ettiğini belirtti.

AB, 2019 yılında yayınladığı, “AB-Çin: Stratejik Bir Bakış” adlı raporunda, Çin’i sistemik bir rakip olarak değerlendirdi, fakat “Çin’in, aynı zamanda, farklı siyasi alanlarda, bir iş birliği ortağı” olduğunu da ekledi. Önemli Avrupalı ülkeler, genel olarak Çin ile ekonomik iş birliğine önem veriyorlar. Aralık 2020’de, AB ve Çin, kapsamlı bir yatırım anlaşması ilkesi üzerinde anlaşmaya vardı. 

ÇİN, AB YETKİLİLERİ VE İŞLETMELERİNE YAPTIRIMLAR KONUSUNDA HAKLI

İnsan hakları söz konusu olduğunda, iki taraf arasındaki farklılık önemlidir. Avrupa’da bazı radikal güçler, Avrupa’nın statüsünü yükseltmek adına farklılıkları destekleyerek ilgi görmeyi istiyorlar. Ancak, AB’nin etkisini genişletebilme yolu konusunda yanlış karar verdiler.  

Çin bu sefer sağlam bir karşılık verdi. Örneğin, Almanya’daki Mercator Çin Araştırmaları Enstitüsü bu kez Çin’i yaptırımlarına maruz kaldı. Bu enstitü, sadece Almanya değil tüm Avrupa’daki en büyük Çin araştırma merkezidir. Çin ile bağlarının kesilmesi, enstitünün araştırma kanallarının neredeyse hiç sürdürülebilir olmayacağı ve etkisinin ciddi biçimde darbe alacağı anlamına geliyor. 

Süratli bir karşılık vererek Çin, çıkarlarını ihlal eden ve içişlerine müdahale eden herhangi bir eyleme kararlı biçimde yanıt verileceğini açıkça gösterdi. Çin, Batı’nın temelsiz insan hakları saldırılarına sessizce hoşgörü göstermeyecek. Karşılık verecek irade ve araçlara sahibiz.   

Mevcut koşullar altında AB’nin Çin’e yönelik siyasetini değiştirmesinin kendi çıkarına olduğunu düşünmüyoruz. AB’nin siyasi doğruluk peşinde koşma adına gerçek çıkarlarını kaybetmeyeceğini düşünüyoruz. AB, çok kutuplu bir dünyanın kurulmasını istiyor ve AB için en önemli şey, ABD’nin insan hakları konularını bahane ederek Çin’e ideolojik saldırısına karşılık vermek yerine, kendini güçlendirmek ve geliştirmek için mümkün olan her türlü unsurdan yararlanmak olmalıdır. 

AB, Xinjiang bölgesini ziyaret etmek için heyet göndermekten memnun olacaktı. Fakat, hapis cezasını çekmekte olan İlham Tohti ile bir görüşme yapma talebinin Çin tarafından kabul edilmemesi üzerine

AB, ÇİN’İ ANLAMAK İÇİN OBJEKTİF BİR ANLAYIŞLA HAREKET ETMELİ

AB bölgeyi ziyaret etmekten vazgeçti. Başka devletlerin işlerine karışmama ilkesi Avrupa’da doğdu. Avrupalılar, taleplerinin egemen bir ülkeye ciddi bir saldırı olduğunun farkında olmalılar. Çok sayıda küçük ülkelerden oluşan, savaşlar ve çalkantılardan çok zarar görmüş olan Avrupa kıtası, barış ve istikrar arayışını aklında tutmalıdır.

Avrupa ile iş birliğini güçlendirmek, Çin halkının gerçek arzusudur, ancak Çin’in egemenliği ve güvenliğini korumak ulusal politikalarının en üstünde yer almalıdır. AB de kendi içinde farklı sesler barındırıyor. Macaristan’a baktığımızda, AB’nin Çin’e karşı yaptırım uygulamasına karşı olduğunu ifade etti. Çin’in temel ulusal koşulları, AB’den çok farklıdır. AB’nin, basit bir zihniyet yoluyla karşılıklı etkileşime girmek yerine Çin’i anlamak için daha objektif anlayışla hareket etmesi gerekiyor.

Batıda, Çin’in Xinjiang bölgesi ve Hong Kong konuları hakkında sistemik bir yalan söz konusu. Siyasi ön yargı ve ahlaki küstahlık bu yalanların arkasındaki gizli eller. Washington yönetimi, Çin’i tüm Batı dünyasının düşmanı olarak resmetme komplosu ve hırsıyla sıkışmış durumda.

AB’nin, Çin’i kontrol altına almak için Washington’ın aşırı politikalarından uzak durması ve AB ile Çin arasında bir çatışma yaratmak isteyen kötü niyetli güçlere karşı epeyce tedbirli olacağı umulmaktadır. AB, o güçlerin etkisinden kurtulmalı ve Çin politikasının stratejik olarak yolundan sapmasını önlemelidir.