CGTN / Radhika Desai

Çeyrek yüzyıl ne kadar fark ediyor! 1990’larda Bill Clinton Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanıyken, yönetimi Çin ile “ilişki içindeydi” ve Çin-ABD ticareti ve yatırımına daha fazla açıldığında, ayrıca “demokrasi de ithalat edeceğini” ileri sürüyordu. Bugün, Batı medyasının büyük kısmı bundan daha düşman olamazdı. Bu Çin Cumhurbaşkanı Xi’nin Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) 100. yıl kutlamalarında yaptığı konuşmayı haberleştirme biçiminden bellidir. Bir haber taklidinde iki alıntıya odaklandılar.

Haber kanalları ve platformlarının büyük kısmı, “otoriterlik” ile “baskıya” karşı “insan hakları” ve “demokrasiyi” desteklediklerini iddia ederek, Çin’e karşı yeni bir Soğuk Savaş vermeye kararlılar ve devlet başkanının kullandığı dört harfli bir terimin normal ve metaforik açıklanması arasındaki farklılığı sömürmekle meşguller. Çince dilinin metaforik doğasına acımadan, birçok Batılı kanal küçük bir aksilikten daha ciddi olaylara kadar bir dizi şeyi tanımlamak için kullanılan dört karakteri, acayip bir yorum yapmak için “kafalar kırılacak, kan akacak” diye çevirdiler. BBC bu konuda tipikti. BBC, Xi’nin “bunu denemeye cesaret eden herkesin kafası 1,4 milyardan fazla Çinlinin yaptığı Büyük Çelik Duvarı’na çarpıp kan içinde ezilecektir” dediğini iddia etti. 

Elbette, Batı’nın Çin’le ilgili rahatsız bilinci de Çin’le iş yapmaya devam etmekle ilgilenen güçlere bağlı daha ağırbaşlı rakip kanallar tarafından tümüyle ortaya kondu. Onlar da kendi Soğuk Savaşçıları tarafından ticari nedenlerle Çin’e karşı yumuşak olmakla suçlandılar.

Cumhurbaşkanı Xi’nin Çin’e ahlak dersi vermek ve nasihat etmek isteyeceklere uyarısı konuşmasının diğer bölümüydü: “Biz aynı zamanda diğer kültürlerin başarılarından öğrenebileceğimiz dersleri öğrenmeye de istekliyiz ve yardımcı öneriler ile yapıcı eleştirileri memnunlukla karşılıyoruz. Ama bize ders verme hakkına sahip olduklarını düşünenlerin mutaassıp vaazlarını da kabul etmeyeceğiz.” Cumhurbaşkanının konuşmasının bu kısmından yapılan alıntı, Batı’nın, özellikle Hong Kong’da olmak üzere Çin’in insan hakları karnesine yönelik eleştirilerine atıfla birlikti kullanıldı.

ÇİN HALKI BATI’NIN EMPERYALİST SALDIRGANLIĞINA DAİMA KARŞI DURACAKTIR

Geçen çeyrek yüzyılda Batı’nın tutumundaki değişiklik tamamen kendi yanlış varsayımları ile açıklanabilir. Clinton, Batı’nın Çin’le ilişkiye girmesinin onu daha demokratik yapacağını iddia ettiğinde, aslında onu kapitalist yapacak demek istiyordu. Elbette, daha az güçlü bir ulus kapitalizme geçtiğinde, emperyalist Batı’nın, özellikle de ABD’nin kapitalistlerine bağımlı hale gelir. Çin liderleri kısa süre içinde, her zaman bilmeseler de Batı’nın arzuladığı “dışa açılmanın” kendi tasarladıklarından farklı olduğunu kavradılar. Bu ikisi arasında sadece derece farkı yoktu, zıt kutuplardılar. Çin’in istediği iş birlikçi, karşılıklı yararlı bir dışa açılmaydı. Batı’nın istediği ise, birçok Üçüncü Dünya ülkesi ya da bir süre için Sovyet sonrası Rusya’nın yaptığı gibi, Çin’in kendisine bağlanması. Eğer bu olsaydı, giderek daha az ekonomik bakımdan dinamik hale geldikleri ve giderek daha fazla talancı, spekülatif ve rantiye oldukları bir zamanda kapitalist ABD ile Batı’ya tam bir bağımlılık olurdu.

Çin’in böyle bir bağımlılık içinde iş birliği yapmayı reddetmesi 2008 finans krizinden sonra eskisinden daha fazla sıkışmış ABD hükümetleri için açık hale geldi. O zamandan bu yana, ABD’nin tutumu sertleşmeye başladı. ABD’nin düşmanları için kullandığı dile başvurmaya başladılar, “diktatörlere”, “insan haklarının bastırılmasına” ve “kendi halklarını öldürenlere” karşı kullanılan dil.

Batılı hükümetlerin uzun emperyalizm tarihlerinde ellerinde sadece “kendi halklarından” binlercesinin kanı olmadığını ama “diğer halklardan insanların” binlercesinin de kanı olduğu gerçeğini umursamazlar.

Cumhurbaşkanı Xi, ÇKP emperyalizme karşı zafer kazanmadan önce Çin’in bir yüzyıl çektiği “yoğun aşağılanmayı” hatırlattı. ÇKP eğer emperyalizme tekrar teslim olsaydı varlık nedenini kaybederdi. ÇKP liderliği buna izin vermedi. Bu nedenle ÇKP, 100. yılını kutlayacak kadar yaşadı. Bu nedenle Batı’nın histerik saldırılarının hedefidir. Sadece onları umursamaması gerekir. Onun gerçek efendileri Çin halkıdır. Xi’nin belirttiği gibi, Çin halkı gerçekten Batı ile ilişkilerin daha iyi olmasını isterken, Batı’nın emperyalist saldırganlığına karşı durabilir ve direnebilir.