Xinhua

Çinli piyasa düzenleyici kurumların birkaç yabancı işletmeye, Çin’deki mal ve hizmetlerinin yanlış şekilde reklamını yaptıkları için para cezası vermesinden kısa süre sonra, birkaç Amerikalı medya kuruluşu muhtemelen bu tür adımların milliyetçi tüketim dalgasını körükleyeceğini itham ederek, Çin’in hukuki eylemini lekelemek için çaba harcadı. 

Bu medya kuruluşlarının son zamanlardaki manipülasyonu, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) Çin karşıtı güçlerin Çin hakkındaki küresel kamuoyunu yanlış yönlendirmek için nüfuzlarını nasıl kötüye kullandığına dair bir fikir sundu; önce Çin’e bir etiket yapıştır, daha sonra asılsız iddialarını kanıtlamak için yetkili Çin gözlemcisi iddiasında bulunan Çin karşıtı radikallerden alıntılar yap. 

ABD, uzun süredir Çin’in işlerini bozmayı takıntı haline getirmiş durumda. ABD, Xinjiang ile ilgili sözde “soykırım” ve “zorla çalıştırma” gibi tamamen uydurulmuş iddiaları yayarken, gerçek şu ki, bölge son yıllarda kayda değer ilerlemelere tanıklık etti; yaşam standartları önemli ölçüde iyileşti ve vatandaşların dini inanç özgürlüğü hakkı da tamamen garanti altına alındı. Aslında Uygur nüfusu artmaya devam ediyor. Bölgede 24 binden fazla cami var, bu sayı ABD’deki cami sayısından 10 kat daha fazla. Washington’daki bazı Çinli tutucular, Hong Kong’daki isyancıların şiddet eylemlerini “mutlaka görülmesi gereken güzel bir olay” olarak adlandırdı. Onlar aynı zamanda Çin’i, Hong Kong’da “demokrasiye” zarar vermek ve “basın özgürlüğüne” baskı yapmakla asılsız biçimde suçlayarak, Çin’in iç işlerine müdahale etmeye çalıştılar. Gerçek şu ki Hong Kong, ulusal güvenlik yasasının yürürlüğe girmesinin ardından bir yıldan fazla bir sürede sosyal istikrarın ve huzurun arttığını gördü. 

ABD ASILSIZ İDDİALARINDA ISRARCI

ABD ayrıca, yeni koronavirüsün kaynağının araştırılması konusunda da sözde “Wuhan laboratuvarı sızıntısı” komplo teorisini abarttı. Ancak gerçekte dünya çapında giderek çok daha fazla sayıda siyasi lider, uzman ve medya kuruluşu bu tür son derece siyasallaştırılmış bir teoriyi reddetti. Aslında uluslararası toplum birçok kez Washington’ın bilimsel bir konuyu siyasallaştırmasına “hayır” dedi. Bu yılın başında 100’ün üzerinde ülke ile bölgeden 300’den fazla siyasi parti, sosyal cemaatler ve düşünce kuruluşları, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Sekretaryasına gönderdikleri ortak açıklamada hastalığının kaynağının siyasallaştırılmasına karşı olduklarını bildirdi. 

Kuşak ve Yol İnisiyatifi projesi de Washington yönetiminin karalamak istediği hedeflerinden biri. Bazı Amerikalı siyasetçiler ve basın kuruluşları Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ni “borç tuzağı” olarak lekelemekten hoşlansalar bile, bu girişim aslında gelişmek isteyen herkes için kalkınma fırsatı sağladı. Dünya Bankası’nın bir raporuna göre, Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin ulaştırma projeleri 2030 yılına kadar küresel olarak 7,6 milyon insanı aşırı yoksulluktan ve 32 milyon insanın da orta seviye yoksulluktan kurtulmasına yardımcı olabilir. Ve bu 140 ülkenin niçin girişime dâhil olduğunun sebeplerinin bir parçasıdır.

ABD ULUSLARARASI TOPLUMUN GÜVENİNİ KAYBEDİYOR

ABD için Çin’in işlerini bozmak oldukça düşük maliyetli ve göreli olarak gizli. Alman yazar Michael Lueders’in “İkiyüzlü Süper Güç” kitabında açıkladığı gibi, ABD hükümeti ile onun çıkar grupları, bilgileri seçerek ve halkın görüşlerini kutuplaştırarak kamuoyunun düşüncesini etkileme ve biçimlendirmede yeteneklidir. Amerika’nın bu tür hileli çabalarının zaman zaman işe yarayabilmesinin ana sebeplerinden biri, Batı’da Çin hakkında uzun süredir devam eden bazı ön yargılar, hatta cahilliktir. 

ABD yayını Executive Intelligence Review’da 2019 yılı sonunda yer alan bir makaleye göre, “ABD ile Avrupa’da birçok insan Çin ve onun 5 bin yıllık kültürü hakkında çok az şey biliyor, bu da jeopolitik olarak güdülenmiş medya ve Çin karşı lobinin yandaşlarının Çin’in resmini tamamen çarpıtmasını nispeten kolaylaştırıyor.” 

Neyse ki, giderek daha fazla sayıda insan Amerika’nın Çin karşıtı planı konusunda aklını başına toplamaya başladı. Bu ABD, Çin’in işini bozmaya takıntısını sürdürdüğü zaman kendisinin uluslararası toplumun güvenini daha da fazla kaybetmesi anlamına geliyor.