CGTN / Maitreya Bhakal

Batı kendisini zengin ve en önemli olarak görmek istiyor. Diğer ülkeler uzun ve refah içinde yaşamak istiyorsa Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) itaat etmelidir. Bu, Suudi Arabistan gibi petrol tedarikçisi ülkeden Japonya gibi gelişmiş ekonomilere pek çok biçim alır.

Çin itaat etmeyi reddediyor. Bu nedenle ABD, Çin’e hakim olmaya çalışıyor. Propaganda, ABD’nin hibrit savaşı stratejisinde anahtar taşıyıcı olmaya devam ediyor. Her Çin talihsizliği kutlanır, her başarısızlık orantısız biçimde eleştirilir ve her başarı önemsiz gibi gösterilir.

Çin, mutlak yoksulluğu yok ettiğini açıkladığında, propaganda makinesi harekete geçti. Çin karşıtı propaganda üzülmenin beş aşamasının standardının işaretlerini gösterdi: ‘’İnkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme.”

İNKÂR VE ÖFKE

Çin ile ilgili herhangi bir başarıda ilk adım onunla ilgili olarak yalan söylemekti. Çin’in, gerçekten yoksulluğu yok edip etmediğini sorguladılar. Neşeli bir şekilde, Çin’in yoksulluk sınırının Dünya Bankası’na nazaran düşük olduğuna işaret ettiler, bunun, Çin’in başarısının istatistik manipülasyon sonucu gayrimeşru olduğunu gösterdiğini açıkladılar. Bu, Çin’in Covid-19 salgınındaki başarısını istatistiklerini sorgulayarak reddetmede kullandıkları aynı taktikti.

Ancak Dünya Bankası, “bir ülkenin ulusal yoksulluk sınırının, politika diyaloğunu desteklemesinin ya da yoksullara ulaşmak için hedeflenmiş programların çok daha uygun olduğunu” belirtmektedir. Dahası, gelir, yoksulluktaki tek gösterge değildir; sağlık hizmetlerine erişme, barınma, eğitim, elektrik ve diğer kamu hizmetleri de eşit derecede önemlidir. Dünya Bankası, kendi yoksulluk sınırının, “şu anda yoksulluğun bu çoklu boyutlarını hesaba katmadığını” kabul ediyor. Çin’in yoksulluğu azaltma programı bütün bu faktörleri hedefliyor, ancak bu kinciler tarafından nispeten görmezden geliniyor.

Bu yeniden, onların Covid-19 propagandalarında olduğu gibi yankılandı, o zaman da benzer şekilde Çin’in sıkı kapama önlemlerini önemsiz gibi göstermişlerdi (fikirleri sadece, kendi ülkelerindeki insanlar ölmeye başladığında değişiyor.) New York Times bir uzmanın sorgulamasını alıntı yapmıştı: “Ama, bu sürdürülebilir mi bilmiyorum… Gerçekten virüsü kontrol altına almışlar mı? Ya da sadece virüsü temizlemişler mi?” Bu, Wuhan’da sadece bir Covid-19 vakası açıklandıktan bir gün sonraydı. 

Benzerlikler acayipti:  Telegraph, bu hafta başında Çin’in yoksulluğu yok etme çabalarının sürdürülemez olduğunu ve Çin’in, “basitçe, geçici bir çözüm ürettiğini” iddia etti.

PAZARLIK

Diğer bir taktik gerçekleri cımbızlamaktı, onların üzüntülerini hafifleten bir şey. Bu nedenle son sekiz yılda 100 milyon insanın yoksulluktan kurtulmasıyla, diğerlerinden bir şekilde daha az iyi durumda olan bir avuç insan buldular, bu istisnai vakaları temsili örnekler olarak gösterdiler. Çin fobisi olan ABD propagandasının medya şirketi Los Angeles Times, “Bütün yoksul insanlar kendilerini daha iyi hissetmiyor.” ifadesini kullandı. Fransız haber ajansı AFP, “Xi Jinping’in savaşı bazılarını zenginleştiriyor, ancak diğerlerini geride bırakıyor.” dedi. 

Yine de, yeterince iyi bakarsanız her şeyde bazı istisnalar bulabilirsiniz. İstisnalara bakan insanlar genel olarak onları bulurlar (yok eğer bulamazsa, her zaman icat edebilirler). Fakat, Batı medyası için her kuralın istisnası vardır ve bu istisnalar kuralları belirler.

Pazarlığın ikinci taktiği, Çin’in yoksulluğu yok etmesinin maliyetine işaret etmekti. New York Times bilirkişi edasıyla yaptığı tahminle (muhtemelen, aynı bilirkişilikle bir zamanlar Irak’taki kitle imha silahlarını da tahmin etmişti), Çin’in yoksullukla mücadele çabasını “devam ettirmek için mücadele verebileceğini” yazdı. Bu, yine gazetenin, Covid-19 propagandasının tembel bir yeniden ele alınma biçimiydi. New York Times, geçen yıl başında, “Çin’in koronavirüsü acı verici bir bedel karşılığında yenebileceğini” yazmıştı. 

DEPRESYON VE KABULLENME

Çin’den gelen herhangi bir iyi haber Batı’nın oldukça canını sıkıyor. Yüzyıllar boyunca Çin’i, zor kullanarak, afyon kaçakçılığı yaparak ya da ekonomik yaptırımlarla kontrol altına almaya çalıştıktan sonra, Çin’de yaşamların düzeldiğini görmek anlaşılabilir şekilde zor bir durum. Bu yüzden, insanlığın ekonomi tarihindeki en önemli başarısı -yaklaşık 100 milyon insanın yoksulluktan kurtulması- onların “özgür” medyasında, Hong Kong’daki basit bir mahkeme davasına göre çok daha dikkat çekiyor. 

Kabul etmek çok daha zor olacak. Batıda birçok insan, onların “demokrasisinin” bütün uluslar için tek meşru siyasi sistem olduğuna inanıyor. Çin’in başarılarının herhangi bir kabulü -hayranlık bir yana Çin’in sosyalist sisteminin sadece bir alternatifi temsil etmediğini, belki de daha iyi olduğunu kabul etmeyi gerektirecektir; Batının yüzyıllar süren emperyalist servet biriktirmeyi, Çin’in birkaç on yılda başarmasını kabul etmesi gibi. 

Bugün, Amerika ve Çin arasındaki karşıtlık, daha şiddetli olamazdı. Amerika, işgal ettiği bir ulusa benzese de her gün binlerce insan ölüyor (bu sefer bir bombadan yerine sadece bir hastalık yüzünden) ve birçok ABD’li işçi için gerçek ücretler on yıllardır hiç artmazken, Çin halkının yaşamları daha iyiye gidiyor. Ve bu, Batılı üstünlük yanlılarının yutmaları gereken acı bir hap.