CGTN / Maitreya Bhakal

Batı’da medya özgür ve bağımsızdır. Medya sözünün geçerli olması için doğruyu söyler ve güçlüleri sorumlu tutarlar ve böylece inanmamızı isterler. Gerçekte büyük ölçüde tersidir. 

Batı’da, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) medya sosyal kontrolün bir türü olarak hizmet eder. ABD liderleri, insanların dizginlerini elinde tutma sanatında mükemmelleştiler. ABD halkı, sıkı bir gözlem ve izleme altında tutuluyor ve neredeyse bütün siyasi taktikler son derece kısıtlayıcı “iki partili” sisteme takdim ediliyor, her zaman insanlar “özgür” olduğuna inandırılıyor. 

Bütün muhalefet sıkı biçimde kontrol ediliyor. Ve standart olarak izin verilen şablona uymayan üçüncü bir taraf veya gerçekten herhangi bir alternatif fikir acımasızca eziliyor. Amerika’nın Julian Assange’ı takip etmesi, ABD’nin kontrolü sürdürmek için ne kadar ileri gitmeye istekli olduğunu tek başına ortaya çıkardı. Bunun için ABD’nin müesses nizamının, Wuhan Laboratuvar sızıntısı komplo teorisinde olduğu gibi, sıfır yeni kanıtla bile kamuoyunun fikrini basitçe 180 derece değiştirmesi genellikle oldukça kolaydır. Geçen yıl laboratuvar sızıntısı varsayımını gülünç bulan aynı insanlar şimdi onu ciddiye alıyorlar. 

Amerika’da -asla tam olarak iyi bilgilendirilmeyen- kamuoyu aynı şeyi yaptı, neredeyse tamamen tersine dönme sıkıntısı çekti. Bir yıl önce Amerikalıların çoğu virüsün bir laboratuvardan gelmediğine inanıyordu. Bugün, çoğu Amerikalı tam tersine inanıyor. ABD’nin popüler medya üzerindeki kontrolü o kadar eksiksiz ve mutlak ki, bir anahtar gibi düzensiz aralıklarla kamuoyunu değiştirebilir. Bu aynı zamanda, Covid-19 salgınını ele almadaki cezai ihmaline rağmen, bu tür bastırılmış bir halkın yönetime karşı çok az tehditle karşı karşıya olduğunu tam olarak açıklıyor. 

ÇİN NEFRETİ VE PARANOYA 

Çin, acımasız Batılı yaklaşımın tam tersine, 40 yıl önce “yükselmeye” başladığından ve dünyaya alternatif, sosyalist, insanların liderlik ettiği bir kalkınma biçimi sağladığından bu yana ABD, Çin’e karşı büyük bir propaganda kampanyası başlattı. Çin yeryüzünde, “soykırım” dâhil, insanlığın bildiği en kötü suçlardan bazılarını kapsayan her türlü suçu işlemekle itham edildi. Elbette hepsi de sıfır kanıtla. Genel olarak, suç ne kadar kötüyse onu kanıtlamak için daha fazla kanıta ihtiyaç olduğu ortadadır. Ancak Batı medyası tam tersine inanmaktadır: Suçlama ne kadar şiddetliyse, kanıtlar o kadar zayıftır.  

Tüm “Uygur soykırımı” propagandası anlatısını göz önüne getirin. O kadar çürük verilere dayanıyor ki, çok az kişi ona inanıyor. Hatta sosyal medya takipçileri bile genellikle bu iddiaları paramparça ediyor. Yine de Batı medyası sorunu çözmüş ve hiç şüphe yokmuş gibi propaganda kampanyasını sürdürüyor. Batı basınında Çin hakkında birçok propaganda bakış açısı yalanlara dayanıyor. ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken’ın ileri sürdüğü sözde borç tuzağı diplomasisi, uzun süredir gözden düşmüş bir komplo teorisidir. 

Bugünlerde ileri sürdükleri yeni propaganda hikâyesi, Çin’in hızla ordusunu büyüttüğüdür. Evet, 70 ülkedeki 800 askeri üssüyle ve kamuya açıklanmış Çin’den 2,5 kat daha fazla askeri bütçeye sahip askeri güç, Çin ordusunun büyümesinin dünya barışı için tehdit oluşturduğundan endişe duyuyor.

ADİL OYNAMAMAK 

Öyleyse bu acımasız yalanları ve propagandayı ne açıklıyor? Çin karşıtı fikirleri sürekli olarak insanların boğazına dizmeyi ne açıklıyor? Üç temel sebep bu olguyu açıklamaya ve bir bağlama yerleştirmeye yardım edebilir. 

Bunlardan biri, Batı değerlerini yansıtması; ırkçılık, nefret, şiddet ve diğer kültürler ile insanların küçümsenmesi. Bu Çin nefreti “habercilik”, ırkçı ve şarkiyatçı kinayeler biçimindeki Batılı propaganda yoluyla ortaya konulur. Bir başkası yerel nüfusa boyun eğdirmek ve onları iç sorunlardan uzaklaştırmaktır. İçerideki tüm zorluklardan o zaman hayali bir düşman sorumlu tutulabilir. Daha sonra bahsedilen düşmana karşı saldırganlık için bir rıza imal edilebilir. Bu yüzden ABD’de, iklim değişikliğinden seçimin kaybedilmesine kadar her şey yabancı komplosu olarak kötülenebiliyor. 

Covid-19 salgını etkili olduğunda, Batı dünyasının Pavlovcu tepkisi bundan Çin’i sorumlu tutmak oldu. Bir zamanlar Nazi Almanya’sının sorunlarla ilgili olarak Yahudiler ve Sosyalistleri suçlaması gibi, ABD’nin sorunlarının sebebi olarak bugün Çin veya Rusya suçlu olarak gösteriliyor. Bu durum, hükümetleri bu sorunları kendilerinin çözmesi zahmetinden kurtarıyor. Sonuç, dünyanın en zengin ülkesinde ve gezegenin tek süper gücünde Covid-19 salgını yüzünden 630 bin kadar kişinin ölmesi. 

Son olarak Çin nefretiyle ilgili medya propagandasının temel sebebi, Çin’in alternatif bir güç yapısını ve daha insancıl bir refah modelini temsil etmesidir. ABD, kendi halkı üzerinde olduğu kadar, dünyayı ve dünya ekonomisini kontrol etme konusunda takıntılıdır. Yükselen herhangi bir ulus için kalkınma, bir hak olarak değil, ayrıcalık olarak ela alınır. Ve bu hak, hem ekonomik hem de ideolojik olarak Batı’ya itaat etmeye bağlıdır. Çin de her ikisi de yoktur, bu yüzden acı çekmelidir. 

Soğuk Savaş sırasında, Batı dünyası birçok propaganda zaferiyle övünebilirdi. Ancak bugünün internet çağında bu tür bir bariz propaganda çok az etkilidir. Görünüşe bakılırsa, Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA), elinden gelenin en iyisini yapmasına rağmen, oldukça rahata erişti, yaptığı propaganda çoğunlukla sadece Batı’da etkili oluyor. Normal yaşamlarına mutlu bir şekilde devam eden Uygurların videoları, insanların, gerçekten onlara karşı “soykırım” yapılıp yapılmadığını sorgulamak için yeterli oluyor. Herhangi bir “imparatorlukta” olduğu gibi Amerika, güç zehirlenmesi tavrı yüzünden yok olma riskiyle karşı karşıya bulunuyor.