Global Times / Martin Jacques

Çin ile Batı arasındaki fark hiçbir yerde yönetişim sistemlerinden daha fazla açık değildir. 1945’ten bu yana Batı yönetişim biçimi genel oy ve çok parti sistemidir. 70 yıldır Batı’nın temel kartviziti budur. Batı her ülkenin -kesinlikle Çin’de dâhil- Batı sistemini benimsemesi gerektiğine inanır. Bunda şaşırtıcı bir şey yok. İki yüzyıldır Batı kendi evrenselliğine inandı yani kendi yönetişim sisteminin başka herkes için bir model olduğuna. Batı dini bir inanç gibi, Batı demokrasisinin iyileştirilmesi mümkün olmayan en yüksek yönetişim biçimi olduğunu savunur.

Bu noktada birazcık tarihsel bağlam gerekiyor.1918 ile 1939 arasında, demokrasinin Batı uluslarının sadece küçük bir azınlığında, özellikle Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Birleşik Krallık var olduğunu hatırlamamız gerekir. Dahası, Batı demokrasisinin geleceği konusunda ciddi şüphelerin olması gerekir. Demokrasinin evi olarak görülen ABD’de bile, geleceği garanti altında olmaktan çok uzaktır. Kongre Binası’na 6 Ocak’ta yapılan baskınla sonuçlanan ayaklanma ABD İç Savaşı’ndan bu yana demokrasiye en büyük tehdidi oluşturdu. Trump’ın demokrasiye bağlılığı halen ciddi şüphe altında. ABD örneği en çarpıcısıdır ama İtalya ile Fransa dâhil bir dizi ülkede demokrasi ciddi baskı altında. Bunun nedeni, Batı demokrasisinin bir boşlukta yaşamıyor oluşudur. 1945’ten bu yana görece dayanıklılığı özel tarihsel koşulların bir ürünüdür. 1980’den ve özellikle 2008’den bu yana, bütün bunlar artan bir tehdit altına girdi. Açık Batı gerileyişi döneminde Batı demokrasisi sorunlu ve belirsiz bir gelecekle yüz yüze.

Batı demokrasisinin evrensel olarak uygulanabilir olduğu inancı iş Çin’e geldiğinde en iyi durumda saçmadır. Çin yönetişimi ve devlet idaresi dünyanın şimdiye kadar gördüğü en başarılı ve en eskisidir. Dahası, Francis Fukuyama Çin yönetişiminin 2 bin yıl boyunca başka herhangi bir yönetişim biçiminden daha büyük bir süreklilik gösterdiğini ileri sürüyor. Çin kültürü ile tarihi köklü biçimde Batı’nınkilerden farklıdır ve yönetim sistemi bu farklılığın en önemli ifadesiydi ve öyle kalmıştır.

ÇİN’İN YÖNETİM SİSTEMİ AMERİKAN DEMOKRATİK SİSTEMİNE GÜÇLÜ BİR RAKİP OLDU

Çin yönetim sisteminin etkililiği 1949’dan ve özellikle 1978’den bu yana çok açıktır. Uzak görüşlülük ve pragmatizmin bir bireşimi insanlık tarihindeki en dikkate değer ekonomik düşümünden sorumludur. Çin artan bir biçimde ABD ile eşit düzeyde sıralanmaktadır, öyle ki, ABD tarafından kendi küresel yükselişine bir tehdit olarak görülmektedir. Batı’da uzun süre hor görülen Çin’in yönetim sistemi Amerikan demokratik sistemine güçlü bir rakip olarak ortaya çıktı. Son 40 yılda, hangisinin daha etkili olduğu ve hangisinin kendi halkına en çok şey verdiği konusunda hiçbir şüphe yoktur.

Çin yönetim sistemine yönelik temel bir Batılı eleştiri, bir tek parti sistemi olarak, bunun herhangi bir seçenek sunmadığı şeklindedir yani sadece iktidardaki partilerin değiştiği birçok parti sistemi bunu sağlayabilir. Ama kanıtlar tersini gösteriyor. Mao Zedong’dan Deng Xiaoping’e geçiş, devlet ve planlamanın yanı sıra piyasanın benimsenmesi ve Çin’in dünya ile bütünleşmesi lehine görece izolasyonun reddi ile birlikte, politika ve felsefede devasa bir değişiklik yarattı. Bu değişiklik Batı demokrasisinin 1945’ten bu yana geçirdiği herhangi bir değişiklikten çok köklü ve kapsamlıydı ve Çin Komünist Partisi (ÇKP) bundan tek başına sorumluydu. Başka bir deyişle, bir tek parti sistemi, kesinlikle Çin tarzında, herhangi bir Batı demokrasisinden çok kapsamlı seçenekler de dâhil daha fazla seçenek sunma gücüne sahiptir. Ayrıca, son 40 yılda Çin sistemi sürekli bir reform ve yenilenme süreci tarafından belirlendi, bu süreç Batılı demokrasileri temsil eden katılaşmanın çok tersi bir durumdu.

Son olarak, yönetim sistemlerinin gerçek testi örneğin son 70 yıl gibi kısa bir süredeki performansları değil, aksine daha uzun bir tarihsel dönemdeki performanslarıdır. Uzun dönemdeki performans Çin yönetişiminin en olağanüstü özelliğini ortayı çıkarır. Son iki bin yılda, dünyada üstünlüğe ya da paylaşılan bir üstünlüğe sahip olduğu 5 ayrı dönem yaşadı; Han, Tang, Song, erken Ming ve erken Qing dönemleri. Başka bir deyişle, Çin çok uzun bir tarihsel dönemde olağanüstü bir kendisini bütünüyle değiştirme gücü gösterdi. Kesin olmak gerekirse, beş kez. Diğer uygarlıklar bunu belki bir kez yaptılar, en fazla iki kere, ama hiçbiri bunu beş kere yapmadı. Birleşik Krallık’ın bunu tekrar başarması ihtimal dışı, ABD için de bahse girmezdim. Fakat Çin, ÇKP’nin liderliğinde şimdi altıncı kez dünyada üstün bir ülke olmanın eşiğinde. Tarih Çin’in başka hiçbir ülke ya da uygarlığın yapmayı başaramadığı bir biçimde kendisini bütünüyle yenileme konusunda dikkate değer bir yeteneğe sahip olduğunu gösteriyor. Bu Çin uygarlığı ve yönetim gücü, dayanaklılığı ve dinamizminin bir kanıtıdır.