Türkiye’de kamu kurumu niteliğindeki tüzel kişiliğe sahip meslek kuruluşlarının tümü “oda” kavramıyla adlandırılır. Esnaf odası, mühendis odası, diş hekimleri odası, tabip odası, ticaret odası, sanayi odası, mali müşavirler odası, veteriner odası ve hatta noter odası vb. denilince fiziki anlamda “oda”nın ötesinde, aynı mesleği yapan insanların zorunlu olarak bir araya geldiği topluluklar anlaşılır. Bunun tek istisnası, avukatlık mesleğidir. Avukatların meslek kurumu, “oda”yla değil “baro”yla tanımlanır. Türkçeye yabancı dillerden geçen “baro”nun kök anlamının, Fransızcada “barreau”, İngilizcede “bar” sözcüklerinin içerdiği, “demir parmaklık… kısıtlayıcı ve engelleyici demir çubuk… bariyer” olduğu söylenebilir.

Hukuk tarihinde rivayet muhtelif ama genel kabule göre kavramın doğuşunda, hâkim karşısına çıkan herkesin peşinen suçlu kabul edildiği çağlardaki “madem ki onu savunuyorsun senin yerin de onun yanıdır” anlayışı yatıyor. Suçluyu savunan, suçlunun yanında, engellenmiş, kısıtlanmış, parmaklıklı alanda durmalıdır! Anlayacağınız, avukatlığın kökeninde bir anlamda “suçluyla birlikte suçlanmayı göze almak” da yer alır. Bu bakımdan avukatlara cesur insanlar, savunmaya kutsal hak gözüyle bakılması çok da mesnetsiz değildir.

ZORUNLU HALLER

Avukatların icra ettiği savunma sanatı, geniş bir alanı kapsıyor. Yargı safhasının temel öznelerinden biri olan ve mesleki güvence altında bulunan avukat, savunma yaparken bazen saldırıya da geçebilir, suçlamalarda bulunabilir, delil toplar, iddia makamının delillerini çürütebilir. Meslek tekniği ve etiği açısından asla yapmaması gerekenler ise delilsiz, kanıtsız konuşmamak ve müvekkilinin aleyhine çalışmamaktır.  

Türkiye Barolar Birliği’nin yeni başkanı Av. Erinç Sağkan da kuşkusuz ki tüm meslektaşlarının “a priori” biçimde haiz bulunduğu özellikleri taşıyan bir hukukçu olmalıdır; değilse bile bundan böyle eksiklerini tamamlamak konusunda çaba göstermesi gerekir. En azından, savunma yaparken ve savunma stratejisi gereği saldırıda bulunurken, ortaya inandırıcı delil ve kanıt koymak gerektiği zorunluluğunu öğrenmeli ve asla aklından çıkarmamalıdır. Başarılar dilerim.

Hızlı gündem akışında hatırlayanlar çıkacaktır; hukuk camiası dışındaki kamuoyu Erinç Sağkan adını dolaylı biçimde de olsa enteresan bir vaka nedeniyle duymuştu.

DELİLSİZ KANITSIZ İDDİALAR

Çok değil yedi ay önce, 17 Mayıs 2021’de, Sağkan’ın başkanı olduğu Ankara Barosu’nun hazırladığı, ardından 72 baroya da imzalattırılan bir bildiri yayımlandı. Metin, “1949 yılından beri Çin Halk Cumhuriyeti yönetimi altında bulunan Doğu Türkistan’da insan hakları ihlalleri hayatın tüm alanlarında varlığını artırarak devam etmektedir” diye başlıyor, “insanlığa karşı işlenen suçlardan” girip “Uygur kültürüyle ilgili kitap ve dergilerin yasaklanmasından” çıkıyordu.  Dahası var, bildiride “Bir millet tamamen inkâr ediliyor, ibadet özgürlüğü yok sayılıyor, Türkçe isimler ve yazılar yasaklanıyor, bölgenin tarihi ve değerleri yok ediliyor” gibi yalanlar da eksik bırakılmıyor ve tabii ki “uluslararası kamuoyunun harekete geçmesi” talep ediliyordu.  

Bu bildiriyle, tek bir kanıtı olmayan saçma sapan iddialar, Amerikan emperyalizminin ve FETÖ vs. aparatlarının yıllardır ısıtıp ısıtıp tekrarladığı tezvirat, Erinç Sağkan’ın “öncülüğünde” bir kez daha piyasaya sürüldü, binlerce avukat utanç verici biçimde büyük bir palavraya ortak edildi. O bildiri Türk hukuk tarihine koca bir kara leke olarak geçmiş durumda.  

Avukat cüppesi düğmesizdir; yalnızca şu kimsenin ya da bu şahsiyetin değil, yalanın önünde de iliklenmesin diye… Yalan dolan karşısında düğme iliklemeye çalışan bir avukatın duracağı yer “barreau” değil, çok daha gerilerdeki hukukun da öncesidir.

“İtham ediyorum!” diyemem ama söz verebilirim: Türkiye Barolar Birliği Başkanı Sn. Erinç Sağkan, hazırladığı o bildirideki tek bir iddiayı kanıtlasın, ortaya bir delil koysun, söz veriyorum ben de avukatlık yapmaya başlayacağım!

Tunca Arslan