CRI Türk Dış Haberler Servisi

İnsanların doğumuyla başlayan ölümüyle biten “temel insan haklarının” belki de en önemlisi “yaşama” ve “sağlık” hakkı. Bu hakların hiçbir din ya da ırka bağlı olmadan insanlara sunulması gerektiği uluslararası kamuoyu tarafından kabul edilse de bunun birçok örnekte kâğıt üzerinde kaldığı görülüyor. Yeni tip koronavirüse (Covid-19) karşı geliştirilen aşıların dağıtımında yaşanan sorunlar insanlığın karşı karşıya kaldığı adaletsizliğin son acı örneği oluşturmakta.

Covid-19 aşı uygulamalarıyla ilgili verilerin derlendiği “Ourworldindata” internet sitesine göre, aşıların uygulanmasına 52 ülkede başlandı, 142 ülkede ise henüz yaygın aşılama yok. Aşılamada aslan payını 16 milyon 530 doz ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) çekerken, Afrika’da 53, Asya-Pasifik bölgesinde 47, Orta ve Güney Amerika’da 28, Avrupa’da 14 ülkede klinik denemeler haricinde henüz hiç kimse aşılanamadı. Bu durum, Avustralya, Yeni Zelanda, Japonya ve Kore Cumhuriyeti (Güney Kore) gibi bazı gelişmiş ülkelerde aşıların onayına ilişkin prosedürlerin sonuçlanmamasından kaynaklanırken, ülkelerin çoğunda Covid-19 aşılarına erişilememesi nedeniyle yaygın aşılamaya başlanamadı.

ADALETSİZLİK İSYAN ETTİRİYOR

Batılı ülkelerin kısa sürede aşıya kavuşması kendileri için her ne kadar sevindirici bir haber olsa da yapılan araştırmalara göre yoksul ve gelişmekte olan ülkelerin aşıya kavuşması 2023 yılını bulacak. Uluslararası Aşı İttifakı’nın yaptığı açıklamaya göre, Avrupa Birliği (AB) ile 5 zengin ülke küresel nüfusun yalnızca yüzde 14’ünü oluşturmasına karşın üretilen aşıların yarısından fazlasının sahibi olacak. Üstelik, bahsi geçen zengin ülkeler şu anda denemeleri devam eden ya da tamamlanmış aşıları nüfuslarının üzerinde stokladılar. Örneğin, bu ülkelerden Kanada’nın tüm nüfusunu 5 defa, İngiltere’nin ise 3 defa aşılayabilecek kadar doz aşı satın aldığı belirtiliyor.

Aşılama çalışmalarında yaşanan adaletsizliği hafta içinde gündeme taşıyan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, “ahlaki çöküş” uyarısında bulundu. DSÖ’nin 148. Yönetim Kurulu Toplantısı’nda konuşan Ghebreyesus, isim vermeden bazı zengin ülkelerin aşı üreten şirketlerle ikili anlaşmalara öncelik verdiğini, bunun da 190 ülkenin katıldığı Covid-19 Aşıları Küresel Erişim Programı’nı (COVAX) riske attığını vurguladı.

“AHLAKİ ÇÖKÜŞÜN BEDELİNİ YOKSULLAR CANIYLA ÖDEYECEK”

2020’de yüksek gelirli ülkelerle aşı şirketleri arasında 44, bu yıl ise en az 12 ikili anlaşma yapıldığını aktaran Ghebreyesus, şunları kaydetti:

“Şimdiye kadar en az 49 yüksek gelirli ülkede 39 milyon dozdan fazla aşı uygulandı. Düşük gelirli bir ülkeye ise sadece 25 doz verildi. 25 milyon değil, 25 bin değil, sadece 25. Açık konuşmam gerekiyor, dünya feci bir ahlaki başarısızlığın eşiğinde. Bu başarısızlığın bedeli de dünyanın en yoksul ülkelerinde insan hayatı ve geçim kaynaklarıyla ödenecek. İlk ben yaklaşımı, dünyanın en yoksul ve en savunmasız insanlarını risk altında bırakmakla kalmıyor, bu eylemler yalnızca pandemiyi, onu kontrol altına almak için gereken kısıtlamaları ve insani ve ekonomik acıyı uzatacaktır. Aşı eşitliği sadece ahlaki bir zorunluluk değil, stratejik ve ekonomik bir zorunluluktur.”

UÇURUM DERİNLEŞİRSE NE OLUR?

Covid-19 aşılarına eşit dağılımın olmadığı ülkelerde sağlık çalışanları, yaşlılar ve kronik hastalar gibi risk altındaki grupların aşılanması mümkün olmayacak. Bu durum, bu ülkelerde vaka sayılarının artmaya devam etmesi ve virüse bağlı ölümlerin yükselmesine yol açabilir.

Üstelik çok sayıda ülkenin aşıların sağladığı bağışıklıktan yoksun kalması, küresel boyuttaki salgının tamamen kontrol altına alınmasını olanaksız hale getirebilir. Bu durum, aşı uygulayamayan ülkelerin coğrafi olarak tecrit edilmesi tehlikesini de doğurabilir.

ÇÖZÜM HEM BİLİMSEL HEM DE SİYASİ

Aşılara erişimdeki adaletsizlik, ülkeler arasında mevcut ekonomik eşitsizlikleri, insani gelişmişlik farklarını derinleştirme tehlikesi taşımasına rağmen insanlık için henüz geri dönüşü olmayan bir yola girilmiş değil. Örneğin Çin menşeili Sinovac şirketi 2020’nin son aylarında yaptığı açıklamada üretimin ikiye katlanarak yılda 600 milyon doza ulaşabileceği duyurmuştu. Sinovac’ın yöneticilerinden Yin Weidong şirketlerine yapılan yatırımın, “aşı satış kapasitesini artıracağını, Asya piyasalarına açılma imkânı tanıyacağını bu sayede yeni teknolojiler geliştirileceğini ve her şeyden önemlisi pandemi ile küresel mücadele çabalarını hızlandırılacağını” dile getirmişti.

Öte yandan, siyasi olarak bir yol haritası belirlenmesi konusunu son G20 Zirvesi sırasında gündeme taşıyan Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, aşının küresel bir kamu malı olarak değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmişti. Ülkesinin ABD’nin katılmadığı COVAX uluslararası aşıya erişim programının parçası olduğunu hatırlatan Xi, aşı üretiminin hızlanacağı sözünü vermiş ve “Sözlerimizi diğer gelişmekte olan ülkelere vereceğimiz destek ile onurlandıracağız ve aşıyı bir kamu malı olarak ulaşılabilir ve dünya çapında uygun fiyatlı yapmak için çalışacağız.” ifadelerini kullanmıştı.

Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in insanlık için yakıcı önemde olan aşıya bir kamu malı olarak eşit erişim ihtiyacını önümüzdeki hafta video konferans yoluyla düzenlenecek Küresel Ekonomi Forumu’nda bir kez daha gündeme getirmesi bekleniyor.