CGTN / Bobby Naderi

Avustralya Strateji Politika Enstitüsü’nün (ASPI) Xinjiang’da “gerçeği” takip eden hikâyesi, olağanüstü derecede bir kendini kandırmaya devam ediyor. İnkâr kokteylinde gerçeği göstermeyen karmakarışık ve çaresiz bir Çin karşıtı kampanyada zaten iyi bilinen resme daha fazla ayrıntı ekliyor. Düşünce kuruluşu ASPI’nın araştırmacıları, Xinjiang’da bir gözaltı ağında 380 kadar yeri belirlediklerini ve saptadıklarını iddia ediyorlar.

Xinjiang Hükümet Sözcüsü Xu Guixiang’a göre, Avustralyalı kuruluş kendi kendine yalan söylüyor. “Xinjiang Veri Projesi” adlı çalışmasında “gözaltı tesisleri” olarak tanımladıkları yapılar aslında okullar, hükümet binaları, hastaneler, konut binaları ve dükkânlardan oluşuyor.

Enstitü araştırmacılarının Xinjiang için imal ettikleri yalanların içinde yaşamaya devam etmede ısrarcı olmaları komik değil mi? Avustralya’da olanlar gibi haklar hakkında asla samimi biçimde tartışmayı sevmedikleri şeyleri kapsayıncaya kadar, insan hakları hakkında nasıl olur da konuşurlar?

SATILIK SIĞINMACILAR VE MÜLTECİLER

Avustralya’ya giden sığınmacılar ile mülteciler sistematik olarak alıkonuluyorlar ve uzaktaki Christmas Adası ve Pasifik ada ülkeleri Nauru ile Papua Yeni Gine’de sağlığa elverişsiz, tehlikeli ve kabul edilemez gözaltı kamplarına gönderiliyorlar. 

Orta Çağ gözaltı rejimi ve göçmen karşıtı politika, sayısız aile ve onların sarsıntı geçiren çocuklarına aşırı düzeyde fiziksel, duygusal, psikolojik ve gelişimsel acılara sebep oldu. Yıllar boyunca ve sayısız raporda, Avustralya İnsan Hakları Komisyonu bütün göçmenlerin bırakılması çağrısında bulundu, ancak işe yaramadı. Avustralya İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Gillian Triggs, olanların sorumluluğunu üstlenerek görevinden istifa etmek zorunda kaldı.

Uluslararası insani hukuk çok iyi tanımlanmıştır. Göçmenlerin gözaltında tutulması cezalandırma ya da önleme amaçlı olamaz. Göçmenler, sığınma aradıkları ülke içinde ve gerekli en kısa süreliğine gözaltında tutulabilirler, çocuklar ise asla gözaltına alınmamalı.

Canberra hükümeti için mülteciler ile sığınmacılara onurlu ve saygılı davranmak, bütün yasa dışı gözaltı kamplarını kapatmak, Nauru, Manus ve Christmas adalarındaki bütün sığınmacıları buradan çıkarmak ve onları Avustralya’da yeniden yerleştirmek uluslararası bir yükümlülüktür.

YERLİ AVUSTRALYALILARIN BAŞARISIZLIĞI

Avustralya’da sistematik baskının ve sömürgenin kökeni, yerli halkın dünyada en yüksek seviyede insan hakları ihlallerinden bazılarına maruz kaldığı hafıza kaybıdır. Yerli halk, yetişkin cezaevi nüfusunun yüzde 29’u ile ceza yargılama sisteminin en büyük bölümünü oluşturuyor.

Hapse atılma yerli halkın çocuklarını da aşırı derecede etkiliyor. Onlar, yerli olmayan çocuklara nazaran daha fazla tutuklanıyorlar. Yerel medyada yer alan haberlerde, genç yerli suçluların “çıplak bırakıldığı, saldırıya uğradığı, göz yaşartıcı gaz müdahalesine maruz kaldığı ve istismara uğradığı” ifade ediliyor.

Bu, sayısız Birleşmiş Milletler (BM) insan hakları raporları ile eylemciler, avukatlar, araştırmacılar, gazeteciler ve sivil toplum kuruluşu örgütleri çalışanlarının topladığı verilerle de paylaşılan bir gerçektir. Yerli Avustralyalılar, mülteciler ve sığınmacıların “sistematik olarak ve düzenli biçimde” insan hakları ihlallerine karşı savunmasız kaldıklarına işaret ediliyor. Onlar sağlık, eğitim ve barınma haklarının reddedilmesi riskiyle karşı karşıya bulunuyorlar.

Ne yazık ki, Canberra hükümeti, BM Yerli Halkların Hakları Bildirgesi, yerli halklar öncülüğünde polis ve cezaevleriyle ilgili şikâyetlere yönelik girişimler ve bağımsız soruşturmalar konusunda harekete geçmesine dair uluslararası çağrılara kulak tıkıyor. Bununla, yerli halkın BM Sözleşmesi çerçevesinde korunan gelenek ile göreneklerini uygulamak ve gelecek nesillere aktarması yeteneğine zarar verme tehdidinde bulunuluyor.

ÇİFTE STANDART KÜLTÜRÜ

Canberra yönetimi, insan hakları ihlalleriyle ilgili olarak gizleme ve çifte standart kültüründen tamamen vazgeçme sözünü kabul etmedi. Yüzyıllardır süren mültecilere ve yerli halka yönelik insanlık dışı, aşağılayıcı ve cezalandırıcı alışkanlıklardan vazgeçmek zor. Zaten iyi bilinen politika, “mültecilerin ve sığınmacıların Avustralya’ya asla gelemeyeceğini” ifade eder. 

Aynı şekilde, ASPI’dan insan hakları raporu, derin düşünülmüş “veri” veya kendi aleyhine suçlama beklemeyin. ASPI, Çin karşıtı teklifin arkasındaki hayal kırıklığını vurgulayan bir kendini aldatma krizinde, asla yerli halkın hapsedilmesine çaba sarf etmeyebilir veya Avustralya’nın açık deniz kamplarında merhametsizce davranılan mülteciler ve sığınmacıların kötü durumuna dikkat çekebilir. ASPI’nın çifte standart kararlılığından vazgeçeceği ve uluslararası insan haklarına uygun davranacağı beklentisi düşünceden biraz daha fazlasına dayanıyor.

Avustralya enstitüsü savunucuları için gerçek mücadele, insan hakları ihlalleri bir kaza olmayan ırkçı bir devletin özelliğini ortadan kaldırmaktır. Onlar aksine, kimin istismara maruz kalacağını ve kimin istismardan korunacağına karar veren çoktandır devam eden, sağlam bir temeli olan sömürgeci zemine bağlı derin bir güç ve hâkimiyet takıntısının sistematik ve düzenli belirtileridir.