CGTN

Çin Dışişleri Bakanlığı geçen hafta perşembe günü, Canberra yönetimini Çin’e karşı “Soğuk Savaş zihniyeti ve ideolojik ayrımcılık” beslemekle suçlayarak, Avustralya ile Stratejik Ekonomik Diyaloğu “süresiz askıya aldığını” açıkladı.

Canberra yönetimi kaçınılmaz olarak tekrar kurban rolü oynamayı seçecek olmasına rağmen, bu durum Çin’e karşı kapsamlı biçimde giderek artan kötü niyetinin, düşmanlığının ve kavgacı ilişkisinin bir ürünüdür. Çin, Avustralya’yı baskı altında tutmuyor veya tehdit etmiyor, ancak ikili ilişkileri rayından çıkaran bu ülkenin ebedi kötü niyetli davranışına yanıt veriyor.

Eylemlerin sonuçları vardır ve Beijing, Avustralya Başbakanı Scott Morrison’ın olgunlaşmamış ve istikrarsızlaştırıcı tavrına tepki olarak haklı adımlar atıyor. Çin’in attığı adım, Morrison’ın Victoria eyaletinin Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ne katılımını feshetmesinden ve Çin’in kira sözleşmesine sahip olduğu özel mülkiyetli Darwin Limanı’nda da benzer şeyi yapma arayışından sonra geldi.

Birkaç gün önce Sydney Morning Herald gazetesi, “Çin ile Savaş ‘yüksek olasılık’: üst düzey ADF askeri” manşetiyle atağa geçti. Bu manşet Canberra yönetiminin genel olarak Beijing’e karşı tavrını mükemmel olarak temsil etmektedir; paranoya, düşmanlık, şüphe ve saldırgan tavır.

Bu münferit bir söz değildi. Geçen hafta, Avustralya Savunma Bakanı Peter Dutton ayrıca Taiwan Boğazı konusunda Çin ile bir savaş senaryosundan bahsetti. Avustralya, en büyük ticari ve ihracat ortağıyla ilişkilerini nasıl yöneteceği konusunda tamamen ve kapsamlı biçimde akıl sağlığını yitirdi.

AVUSTRALYA’NIN WASHINGTON’A BAĞLILIĞI

İlk önce Morrison hükümeti, suçtan payına düşeni almalıdır. Çin konusunu değerlendirmede düşmanca, çirkin ve saldırgan davranış sergiledi, ülkesinin dış politikasını Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) çok yakın yönlendirmeyi seçti ve Washington’a bir dalkavuk gibi davrandı. Avustralya’nın geçen yıl koronavirüs salgınının kaynağının “bağımsız” olarak soruşturulması çağrısı yapması, Washington’a olan bağlılığına işaret ediyor.

İkincisi, sağcı Newscorp egemenliğindeki Avustralya’nın dengesiz medyası da Çin ile ilgili bütün şeyler konusunda bir güvensizlik, McCarthycilik ve şüphe iklimini kışkırttı. Bunun Beijing-Canberra ilişkisi üzerinde orantısız şekilde olumsuz etkisi oldu.

Üçüncüsü, ABD tarafından desteklenen Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü (ASPI) gibi şüpheli düşünce kuruluşları ve silah sanayisi ilişkilerdeki gerilemeye öncülük etti ve Çin karşıtı anlatıyı sağlamlaştırdı.

Bu unsurların bileşimi, Canberra’nın görüşü ve Beijing ile ilgili tartışmalarda herhangi bir mantıklı, dengeli ve ılımlı görüş açısını bastırmış ve aklı başında bir görüşü savunma veya baskın söylemi sorgulama girişiminde bulunan herhangi birine kolektif tehdide, tacize ve üstü kapalı kötü söz söylenmesine yol açtı. Bu yüzden Çin uygun bir şekilde Avustralya’yı Soğuk Savaş zihniyetine sahip olmakla suçluyor. Bu durumda Beijing, kendine karşı saldırgan bir tavrı sürdüren bir ülkeyle stratejik diyaloğu ve ekonomik ilişkiyi artırmayı uygun görmüyor.

ABD destekli düşünce kuruluşları Çin’in Avustralya’ya yönelik tavrını “ekonomik tehdit” olarak adlandırıyor. Ancak bu, Çin’e, meşhur Afyon Savaşları’na kıyaslamalı bir mantıkla, bir düşman gibi davranırken Çin’in piyasalarından kâr elde etme hakkına sahip düşman ülkeleri savunan yanıltıcı, tek yanlı bir ifadedir. Beijing Canberra yönetimi ile ilişkilerinde mantıklı ve açık olmak istiyor, ancak Avustralya’nın tavrı sonunda ona çok az başka seçenek sunuyor. Bu kararlar tamamıyla misilleme amaçlıdır.

Avustralya kapsamlı paranoyasından vazgeçtiğinde ve Çin ile ilişkilerini ılımlı biçimde yürüttüğünde, Beijing yönetimi görüşmeye hazır olacak. Ancak Canberra bu yolda devam ederse ve aynı şekilde Darwin Limanı kira sözleşmesini feshetmeye karar verirse, Çin’in çıkarlarını korumak için daha fazla karşılık vermekten başka seçeneği kalmayacak. Avustralya, “ne yardan geçerim ne de serden” politikasını sürdüremez.