Xinhua

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden’ın 8 günlük Avrupa gezisi bir iyimser görüşler seline neden oldu ve birçok yetkili ABD’nin nihayet eski Donald Trump başkanlığı dönemindeki düşmanca politikalar ve değişken davranışlara veda ettiğini ileri sürdü.

Avrupa için Transatlantik ilişkiler için yeni bir başlangıç olarak görmek mantıklı. Fakat, İngiltere’nin kıyı kenti Cornwall ve Brüksel’deki yoğun görüşmelerden sonra Avrupa yetkilileri muhtemelen Trump’ın etkisini temizlemenin zor ve ilişkilerini eskiden olduğu yere getirmenin zor olduğunu görmüş olabilirler. Transatlantik ortaklar arasındaki ayrılıklar ve güvensizlik uzun sürede çözülmesi halen zor olan ticaretten bölgesel ve küresel olaylara kadar bir dizi sorunla ilgili.

Ticaret alanındaki gerginlikler ilişkilerini gölgelemeye devam ediyor (Biden’ın görevdeki 4 ayında, ticaret engelleri hâlâ siyasi olarak Biden için cazip olduğu için). Washington henüz eski yönetimin “ulusal güvenlik” bahanesiyle Avrupa’ya getirdiği alüminyum ve çelik gümrük vergilerini henüz kaldırmadı. Dev uçak yapım şirketleri Airbus ve Boeing arasında hükümet sübvansiyonları konusunda uzun zamandır devam eden mücadele 5 yıllık bir barış anlaşmasıyla geçici olarak sona erdirildi ve bu iş kolundaki birçok uzman anlaşmanın belirsiz maddelerinin iki tarafın da kılıçları tekrar çekmesine neden olabileceği için ah etti.

Biden’ın ticaret savaşını derhal sona erdirmesini beklemelerine rağmen bunun başka bir zor çetrefilli olduğunun ortaya çıkması nedeniyle Avrupa’nın bir şekilde hayal kırıklığına uğradığını anlamak zor değil. Biden Yediler Grubu Zirvesi’nden Avrupa Birliği (AB)-ABD zirvesine kadar Washington’ın Avrupalı müttefikleri ile ilişkilerini güçlendirmeye ve onları Çin ve Rusya ile rekabet etmek için birleşik bir cephe kurmaya ikna etmeye çalıştı. Ama bazı Avrupa ülkeleri kendi çıkarları ile ilgili endişeleri nedeniyle, ABD liderliğindeki bu ittifaka katılma konusuyla az ilgilendiler.

BAZI AVRUPA ÜLKELERİ ABD LİDERLİĞİNDEKİ İTTİFAKA KATILMA KONUSUYLA FAZLA İLGİLENMEDİ

Alman Hristiyan Demokrat Parti siyasetçisi Friedrich Merz’in uyardığı üzere, Biden’ın politikaları Trump’ın politikalarından çok fazla uzaklaşmayacak. Avrupa’ya yönelik mantıklı bir yaklaşım özellikle Biden’ın seçim zaferinden sonra, meşhur “stratejik özerklik” terimini tekrar kullanıma sokmak olabilirdi.

Kısa süre önce yayınlanan Münih Güvenlik Raporu, Washington odak noktasını Doğu’ya kaldırdığı ve eski müttefikine güvenli bir sığınak sağlamadan bazı sorunlarla uğraşması gerektiği için, Avrupa’nın ABD’ye stratejik ve güvenlik bakımından bağlılığını yeniden düşünmek ve ayarlamak zorunda olduğunu belirtti. Başka bir deyişle, ABD’nin yanında durmak özellikle sorunları çözmek için Batı’nın dışında küresel aktörlere ihtiyaç olan bir zamanda, faydalı olmayabilir. Ne yazık ki, birçok Avrupalı siyasetçi geçmişe bağlı ve ABD’nin Soğuk Savaş zihniyetini takip ederek, Çin ve Rusya ile çatışma konusunda istekli.

Meşhur Alman yazar Michael Lueders “İkiyüzlü Süper Güç” adlı kitabında Avrupalıların neden Çin ve Rusya’ya karşı pragmatik bir yaklaşım yerine bir Transatlantik ittifakı desteklemeye yatkın olduklarını ortaya koyuyor. Lueders, Batı medyasının haberleri ABD’deki çıkar grupları tarafından bir şekilde filtrelendiğini ve bu haberlerin olayı “şeytani olan” Rusya ve Çin’e karşı “biz iyi çocuk batılı müttefikler” arasındaymış gibi gösteren bir sunuş çerçevesi kullandıklarını açıklıyor.

Lueders kitabının sonunda, “Joe Biden yönetiminde birçok şey değişecek, ama ‘Önce Amerika’ anlayışı hâlâ devam edecek ve bu yüzden Avrupa’nın Washington’ın gölgesinden çıkması gerekiyor” diye yazıyor.