CGTN / Thomas O. Falk

Kimse şaşırmadı, ancak Moskova ile Brüksel arasındaki ilişkiler, Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in geçen haftaki Moskova ziyaretinden bu yana kötüleşti. Almanya, Polonya ve İsveç Rusya’ya aynı şekilde karşılık vererek, birer Rus diplomatını sınır dışı etti. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov şimdi açıkça Kremlin’in AB ile ilişkiyi tamamen kopartmayı düşünüyor.

Ama Brüksel ile Moskova’nın sert oynamak yerine, sonunda yeni bir ortaklığın getireceği avantajları düşünmesi gerekir. Sık sık farklı görüşler olsa da, değişik ortak çıkarlar var olmaya devam eder. Bu ortak çıkar alanlarında iş birliği başlatmak ya da geliştirmek gerilimi azaltabilir ve iki tarafın da uyumlu bir diyaloğu tekrar düşünülebileceği bir yere geri dönmesine yardımcı olabilir.

Gelin dürüst olalım, medyanın çatışmaları abartmaya bir yatkınlığı olsa bile, mevcut durum oldukça sevimsiz, belki de, Soğuk Savaş sırasında, NATO’nun Avrupa’ya yeni nükleer başlıklar yerleştirdiği ve Sovyetler Birliği’nin sadece Cenevre’deki, Orta Menzilli Nükleer Kuvvetleri (INF) Anlaşması görüşmelerini askıya almadığı, aynı zamanda Doğu Almanya ve Çekoslovakya Sosyalist Cumhuriyetleri’ne yeni nükleer füzeler yerleştirileceğini açıklayarak, karşılık verdiği 1980’lerden bu yana olmadığı kadar sevimsiz. Bundan sonra iki taraf arasında gergin bir sessizlik dönemi yaşanmıştı.

Evet, Soğuk Savaş artık geçmişte kaldı, ama bugünün zorluklarından önemli ölçüde daha tahmin edilebilir ve daha az karmaşık olan iki kutuplu dünya da geçmişte kaldı.

Mevcut krizi gidermek ve mevcut zorlukları daha etkin bir şekilde ele almak için Avrupa’nın her şeyden önce, Rusya’ya açık bir mesaj göndermesi gerekiyor, yani Kuzey Akımı 2’nin inşaatının muhtemelen dondurulması tartışmasını -bir blok olarak değil, tek tek ülkeler olarak- sona erdirmesi gerekiyor. İnşaatın durdurulması sadece durumu daha da kötüleştirmeyecek ve Avrupa’nın gelecek kuşaklar için enerji tedarikini tehlikeye atmayacak, aynı zamanda iki tarafın da, ilişkileri daha da hızlı biçimde artırabilecek bir karşılıklı bağımlılığın faydalarından da mahrum bırakacak.

AVRUPA BİRLİĞİ’NİN RUSYA İLE İŞ BİRLİĞİNE İHTİYACI VAR

Bir kez bu gerçekleşirse, iki tarafın da ham madde tedariki, teknoloji ihracı ve döviz gibi ortak ekonomik çıkarlara odaklanması gerekir. Bugüne kadar AB, Rusya’nın birinci ticaret ortağı ve en büyük doğrudan yabancı yatırım kaynağı oldu. Ayrıca, Covid-19’a karşı mücadelede iş birliği ihtimali de var. Avrupa, kendi hataları nedeniyle aşıya son derece ihtiyacı var, Rusya bu aşıları tedarik etmekten memnun olabilir. İki taraf ayrıca ikim değişikliği ile mücadele etme konusunda ortak bir anlayışa sahip. Burada da yakın iş birliği sadece arzu edilen bir şey değil, aynı zamanda zorunludur, eğer en kısa zamanda başarıları kutlanmak istenirse.

Son ama aynı ölçüde önemli olarak, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi konusundaki küresel mimarının merkezi bir unsuru olan İran ile nükleer anlaşmazlık, kalıcı bir şekilde çatışmalara son verilmesinin AB için bir zorunluluk olduğu Suriye ile Libya’daki durum ve devam eden göçmen akını gibi değişik jeopolitik krizlerde, AB ile Rusya’nın daha iyi anlayış ve ortak çabaları faydalı olabilir.

Elbette, Avrupa için, herhangi bir yere varmayan mevcut döngüyü devam ettirerek, son olaylara her zamanki tutumu içinde sadece tepki göstermek ve yeni yaptırımlar koymak kolay olacaktır. Ama bu sadece yanıt değil ve belli ki asla olmadı. Moskova’nın AB’den korkacak ve bekleyecek bir şeyi olmadığı için, Kremlin en iyi durumda yeni yaptırımlar ve gerginliğin daha da artması karşısında omuzlarını silkecektir.

Bu nedenle, bütün hayal kırıklıklarına rağmen, AB’nin Rusya ile seçici iş birliğine ve tepkicilik yerine gerçekçilik göstermeye ve zorlama yerine iş birliğine ihtiyacı var. Bu sadece bir paradigma değişikliği olmayacak, aynı zamanda uzlaşma imkânı da sunacaktır.