The Guardian / Timothy Garton Ash

Avrupa Birliği (AB) farklı tepkilerinden sonra şimdi gerçekten vatandaşlarının istediğini vermeye odaklanmalı.

Bir yıl önce bu hafta, garip virüsle mücadele etmek için İtalya’nın ülke çapında bir karantinaya gireceğini öğrendik. İki hafta içinde, İspanya, Fransa ve Birleşik Krallık da onu izledi. Şimdi bir yıl sonra, hâlâ olağanüstü bir durum içindeyiz.

Evde çalışıyor ve çevrim içi yaşıyoruz. Yüz maskeleri ve diğer insanlardan 2 metre uzakta durmak neredeyse normal görünür hale geldi. Dillerimiz tamamen yeni tanımlamalar kazandı; “ikinci dalga”, “kitle bağışıklığı”, “İngiliz varyantı…” Nüfus bilimciler bu yılın Covid’inin uzun dönemli etkilerini gelecek yüzyıl boyunca izleyecekler. Bazıları çoktan bir C kuşağının ortaya çıktığını söylüyor.

Ortak Avrupa deneyiminin başka anları da vardı, 1968 protestoları ya da Soğuk Savaş’ın sona ermesi gibi, ama bu kadar çok yerde bu kadar çok insanı etkileyen bir anı bulmak için 2. Dünya Savaşı’na kadar gitmek gerekir. 1945’ten bu yana başka ne zaman, bireysel hareketlerimizin ve hükümetlerimizin hareketlerinin bizim ve sevdiklerimizin yaşayıp öleceğini belirleyeceğinin bu kadar bilincindeydik? Yine bu kez Avrupa birbiriyle değil, ortak bir düşmanla savaşıyor.

Bu ortak tehdit hepimizi bir araya getirmeli. Ama öyle oldu mu? Dayanışma kaybolurken ve farklı uzun dönemli etkiler açık hale gelirken ne olacak? AB sonunda zayıf mı yoksa güçlü olarak mı çıkacak?

Şimdiye kadar, AB’nin Covid’e karşı tepkisi bir büyük başarı ve bir büyük başarısızlık içeriyor.

Başarı geçen yaz 7 yıllık bütçe ve toplam 1,8 trilyon Euro’dan fazla tutan kararlı bir Avrupa Toparlanma Fonu (Yeni Kuşak AB) üzerinde anlaşılmasıydı. Ortak Avrupa borcu anlayışını başlatan bu karar Euro’nun kullanılmaya başlanmasından bu yana ekonomik bütünleşmedeki en büyük adımdı. Bu karar AB’nin bütün üye devletlerinin ekonomik olarak toparlanmasını ve “eskisinden daha iyi olması” olasılığını sunuyor.

ÖĞRENİLECEK TEMEL DERS NE?

Büyük başarısızlık ise, sadece AB’nin bütün üye ülkelere eşit ve hızlı bir biçimde aşı sağlayabileceğini gösterme girişimiydi. Almanya Maliye Bakanı, Avrupa komisyonunun aşı temin konusundaki performansını kibarca “gerçek bir pislik” diye tanımladı. Almanya’nın önde gelen tabloid gazetesi Bild, Brexit yanlılarını, İngilizlere “Sizi kıskanıyoruz” şeklinde birinci sayfasındaki bir manşetle sevindirdi. (Sun buna, “AB aşı hengamesi konusunda sizi kıskanmıyoruz” diye yanıt verdi). Şimdi Macaristan, Polonya, Slovakya ve Çek Cumhuriyeti, hepsi Çin veya Rusya’dan aşı alırken Danimarka ve Avusturya İsrail ile aşı ortaklığı geliştiriyor. Bu Avrupa Komisyonu başkanı Ursula von der Leyen ile ilgili komisyon üyeleri ve bölümlerin kişisel başarısızlığıdır. Avrupa Komisyonu bu konuyu, kelimenin iki anlamında yetkin olmadığı için, beceriksiz  biçimde ele aldı. Kamu sağlığı, yasal olarak görevli yetkili bakımından büyük ölçüde ulusal bir beceridir; sonuç olarak, AB kurumlarının iyi bir deneyime sahip olma ve iyi bir iş yapma anlamında bir beceriye sahip değildir.

Dahası, bu AB’nin baştan beri iyi yaptığı şeyi yanlış anlamaktır. Onun en güçlü yanı Amerikalı akademisyen Andrew Moravcsik’in dediği gibi “kademeli ve teknokratik politika belirlemedir.” Buradaki kilit sözcük “kademeli’dir. AB çok karmaşık olduğu için -27 ulusal hükümetin, üç Brüksel kurumunun ve birçok Avrupa parti grubunun görüşlerini dikkate almak zorunluluğu- kaçınılmaz biçimde yavaş işler. Oldukça az bürokrasisi aşırı biçimde bürokratiktir. Burada ihtiyaç duyulan şey hız, risk almaya istekli olmak ve hayatları kırtasiyeciliğin önüne koymaktı.

Öğrenilecek temel ders nedir? Gelecek üç yıl için, AB sadece aşı sağlamaya odaklanmalıdır. Oxford Üniversitesindeki araştırma ekibimin yaptığı son bir kamuoyu yoklaması, diğer analizcilerin bulduğu şeyi teyit etti; AB’nin meşruiyeti oraya varmak için siyasi ve kurumsal süreçlerden çok neyi sağladığından geliyor. Dolayısıyla, yoklamaya katılanların büyük çoğunluğu Avrupa Parlamentosu’na sahip olmanın önemli olduğunu söylerken, yüzde 59’dan az olmayan bir kesimi “AB etkin hareketler sağladığı sürece Avrupa Parlamentosu’nun varlığı ya da yokluğu ikincil önemdedir.” cümlesini onayladı.

AB KURULUŞUNDAN BU YANA EN BÜYÜK ZORLUKLARINDAN BİRİYLE KARŞI KARŞIYA

Avrupa’nın bu noktada en son ihtiyaç duyduğu şey, hazırlıklarının geleneksel biçimde kurumlar arası bir çekişme içinde boğulduğu Avrupa’nın Geleceği Konferansı şeklinde bir içebakış cümbüşüdür. Eğer Avrupa liderleri gerçekten Avrupa’nın geleceğini önemsiyorlarsa, Avrupa’nın Geleceği Konferansı’nı bir yana bırakarak işe başlayabilirler. Bunun yerine, AB’nin kendi vatandaşları için gerçekten ne yapabileceği üzerine odaklanabilirler.

Bir sonraki adım, aşı yapılan Avrupalıların kıtada yeniden seyahat etmesine izin veren, “yeşil sayısal geçiş” denen şeydir. Seyahat özgürlüğü, Avrupalıların her şeyden çok değer verdiği bir şeydir. Kamuoyu yoklamamıza katılanların yüzde 74’lük şaşırtıcı oranı, şu cümleyi onayladı; “Eğer diğer AB üyesi ülkelere seyahat, çalışma, eğitim ve yaşama fırsatı sunmasaydı, AB’ye sahip olmaya değmezdi.” Seyahat özgürlüğü bizim bu kapanma yılında üzülerek özlediğimiz bir şeydir. Bunu tekrar yavaşça geri vermek AB için önemli bir başarı olacaktır.

Bunun ötesinde, 750 milyar Euro’luk toparlanma fonunun hızla, etkin biçimde ve bürokrasiden uzak ama aynı zamanda yolsuzluk olmadan, Avrupa halkına olacak bir şekilde harcanması gibi devasa bir iş var. Bunun yeni işler ve fırsatlar yaratması gerekir; önemli bir bölümünün gerçekten yeşil projelere ayrılması gerekir, “yeşil göz boyamaya” değil. Ve özellikle güney Avrupa’daki artan kamu borçları başka bir Euro bölgesi devlet krizi ile sonuçlanmamak zorunda.

Siyasi olarak, Avrupa yanlısı partilerin sadece bu yılki Alman ve Hollanda seçimleri ile Fransa’daki gelecek yılki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, ondan sonra İtalya, İspanya ve Polonya ve 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde başarılı olup olamayacağı tayin edici test olacak.

Kısacası, AB kuruluşundan bu yana en büyük zorluklarından biriyle karşı karşıya.