China Daily / Tian Dewen

Çin ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki ilişkiler, Brüksel’in Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’ndeki insan hakları ihlalleri iddiası üzerine AB’nin geçen ay Çinli yetkililer ile kuruluşlara karşı yaptırımları açıklamasının ve Çin’in de buna karşı yaptırım getirmesinin ardından bozuldu.

Avrupa Parlamentosu da, müzakereleri aralık ayında sonuçlanan AB-Çin Kapsamlı Yatırım Anlaşması’nı, Çin’in AB’ye yönelik yaptırımlarını kaldırmadığı sürece imzalamayacağı tehdidinde bulundu.

İnsan hakları ihlallerine dair anlamsız iddialara dayanarak Çinli kuruluşlara yaptırımları ilk uygulayan ve Çin-AB yatırım anlaşmasının önemini görmezden gelen Avrupa Parlamentosu oldu ve Çin bu tehditlere boyun eğmeyecek. Daha da kötüsü, bir Hong Kong mahkemesinin, özel yönetim bölgesinde bir yıl süren şiddetli protestolara karıştıkları için 16 Nisan’da 10 yerel radikali sekiz aydan 12 aya kadar hapis cezasına çarptırmasının ardından AB, güveni zayıflatacak ve ilişkileri etkileyecek bu gelişmelerin Çin’in uluslararası taahhütlerini sürdürme isteği konusunda şüphe uyandıracağını belirtti.

Bu, AB’nin Xinjiang’daki hamlesi gibi, Çin’in iç işlerine apaçık bir müdahaledir. Hong Kong Özel İdari Bölgesi’nde kargaşa çıkarmak, masum insanlara saldırmak ve yerel toplum ile ekonomiyi haraca bağlamak için radikallerin tutulmasından bahsetmiyorum bile.

Avrupa Parlamentosu, söylentiler ile asılsız iddialara dayalı kararlar yerine Avrupa’nın barışını, refahını ve entegrasyonunu korumak için akılcı ve makul önlemler almakla yükümlüdür. Bu nedenle, AB’nin uzun vadeli çıkarları için, Avrupalı ​​liderlerin Çin hakkında daha objektif bir anlayış geliştirmeleri gerekiyor.

AVRUPA BİRLİĞİ, ÇİN EKONOMİSİNİ ANLAMALI

Birincisi, AB’nin Çin toplumunu, ekonomisini ve politikalarını daha iyi anlaması gerekiyor. Kapsayıcı ama sağlam ekonomik politikaları sayesinde Çin, on yıldan fazla bir süredir küresel ekonomik büyümeye yaklaşık yüzde 30 katkıda bulunarak dünyanın en büyük ikinci ekonomisi haline geldi. Ayrıca, sıkı salgın karşıtı önlemler, yeni koronavirüsün sınırları içinde yayılmasını büyük ölçüde kısıtlamasını sağladı ve bu da, 2020’de pozitif ekonomik büyüme gerçekleştiren tek büyük ekonomi haline gelmesine yardımcı oldu.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) daimi üyesi olarak Çin ayrıca, hem personel ve fonlar hem de küresel büyüme, küresel yönetişim ve iklim değişikliğine karşı küresel mücadele açısından BM barışı koruma misyonlarına önemli katkıda bulunmuştur.

AB’nin de yeni dönemde Çin diplomasisini anlaması gerekiyor. Çin, kazan-kazan, açık ve kapsayıcı uluslararası ilişkiler geliştirmek ve insanlık için ortak bir geleceği olan bir topluluk oluşturmaya yardımcı olmak için mevcut dünya düzenini iyileştirme çağrısında bulundu. Ayrıca barışı sürdürmek, küresel kalkınmayı kolaylaştırmak ve arkadaş çevresini genişletmek için uluslararası iş birliği çağrısında bulunuyor.

İkincisi, Birlik, Çin-AB kapsamlı stratejik ortaklığının karşılıklı fayda sağlayan yeni bir uluslararası ilişkiler türü olduğunun farkına varmalıdır. Çin-AB ekonomik ve ticari ilişkileri, her iki taraftaki insanların yararına olacak şekilde derinleşti ve AB istatistik ajansından alınan veriler, 2020’de Çin’in, iki yönlü ticareti 586 milyar Euro’ya (711 milyar dolar) ulaştığı için Birliğin en büyük ticaret ortağı olmak için Amerika Birleşik Devletleri’ni (ABD) geçtiğini gösteriyor.

Çin ile AB arasındaki iş birliği alanı genişledikçe, iki taraf, tamamlayıcı ekonomik güçlerinin devam edeceğini ve yeni fırsatlar yaratacağını akılda tutarak ekonomik büyümeyi hızlandırmak için birlikte çalışmalıdır.

AVRUPA PARLAMENTOSU İKİLİ ÇIKARLARIN ZARAR GÖRMESİNE İZİN VERMEMELİ

Üçüncüsü, AB’nin Kapsamlı Yatırım Anlaşması hakkında doğru bir anlayış geliştirmesi gerekiyor. Anlaşmanın imzalanması, AB’nin baskı altında kaldığı veya Çin’e iyilik yaptığı anlamına gelmiyor. İki tarafın dengeli ve karşılıklı yarar sağlayan bir yatırım anlaşmasını müzakere etmesi yedi yıl sürdü ve anlaşma, her iki taraf da onaylarsa, Çin’in ekonomisini daha da açmasına yardımcı olurken, AB üye ülkelerinin Çin pazarına daha kolay erişimini sağlayacak ve böylece Avrupa’nın refahını teşvik edecektir. Dolayısıyla Avrupa Parlamentosu, kulaktan dolma sözlerle her iki tarafın Çin-AB ekonomik iş birliğini geliştirme çabalarına ve uzun vadede ikili çıkarların zarar görmesine izin vermemelidir.

Belki de ABD Başkanı Joe Biden’ın Washington’ın Avrupa’ya “dönmeye” hazır olduğu açıklaması ve Çin-AB ticaret anlaşmasına olan muhalefeti, Çin-AB ilişkilerindeki gerilemenin sorumlusudur. AB, son yıllarda bağımsız diplomasiye daha fazla önem verdiğinden, Biden’ın, 25 Mayıs’ta Avrupa Konseyinin sanal zirvesine davet edilmesine rağmen, ABD-Avrupa ittifakını Çin’i hedef alacak şekilde güçlendirmesi son derece zor olabilir.

Çin ve ABD’nin, başta iklim değişikliği olmak üzere çeşitli konularda iş birliği yapmama olasılığı daha yüksek olduğundan gelecekte AB, ancak ABD’nin iknasıyla Çin ile kazan-kazan iş birliğinden vazgeçerse kendisine zarar verecektir. Çin, AB politika yapıcılarının Çin-AB ilişkilerini kalkınma yoluna geri sokmak için rotasını değiştirip hatalarını düzelteceklerini umuyor.