CGTN / Thomas O. Falk

Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir zirve toplayarak Avrupa’nın Rusya duruşunun tekrar belirlenmesini, Avrupa yaklaşımında bir değişikliği önerdi. Ancak bu fikir geçen hafta perşembe günü Brüksel’deki Avrupa Birliği (AB) zirvesinde iyi karşılanmadı. Bunun yerine üye ülkeler Kremlin yönetimi üzerine daha fazla baskı yapılması konusunda anlaştı (bir hata ve kaçırılmış bir fırsat).

Avrupa, Rusya ile nasıl baş etmeli? Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ve Ukrayna krizi nedeniyle Avrupa’nın en büyük komşusu aynı zamanda en zorlayıcı ülke haline geldi. Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov’a göre, ikili ilişkiler tüm zamanların en düşük seviyesinde bulunuyor. Lavrov, AB’nin dış ilişkiler temsilcisi Josep Borrell ile şubat ayında Moskova’da yaptığı görüşmede, anlaşmazlığın ne kadar derinleştiğini gösterdi.

İki taraf arasındaki ilişki, 2014 yılından bu yana sürekli olarak kötüye gitti ve ufukta bir değişiklik görünmüyor. Avrupa-Rusya ilişkisinde yeni ivme bu yüzden tamamen gerekli olacaktır. Neticede, Avrupa yanlısı gözlemciler bile takip eden önermeye katılmak zorunda kalacak. Avrupa’nın yıllardır Rusya’ya uyguladığı bütün yaptırımlar Kremlin’in siyasi faaliyetlerini etkilemedi, fakat ilişkiye ciddi biçimde zarar verdi.

Merkel ve Macron haklı olarak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir üst düzey bir AB toplantısı çağrısında bulunmuştu. Onlar, geçen hafta perşembe günü Brüksel’deki AB zirvesinde bir teklif sundular. Bununla birlikte, Doğu Avrupa ülkelerinin Putin ile ortak bir toplantı planını engellediler.

Diyalog başlatmak zayıflık değil, ancak gerçekten güçlü olmanın işareti olduğu için birinin bu varsayımın belki yanlış olabileceğini görmek için tarihte çok geriye bakmasına gerek yoktur. Örneğin, 1967’de Belçika Dışişleri Bakanı Pierre Harmel, NATO ortaklarına Soğuk Savaş’ın ilerdeki yönü konusunda kesin etkiye sahip Harmel Doktrinini sundu. Sovyetler Birliği dağılıncaya kadar bu doktrin Sovyetler Birliği ile ilgilenmede temel stratejik dayanağı oluşturdu.

RUSYA VE BRÜKSEL HER ZAMAN KENDİ JEOPOLİTİK ÇIKARLARINI İZLEYECEKTİR

Doğu komşusuyla ilişkisinde iki temel ilke belirledi; caydırıcılık ve diyalog için açıklık. Moskova’ya daima Batı’nın görüşmelere hazır olduğu yönünde işaret verilmelidir. Fakat bu görüşmeler sadece güçlü bir konumdan yürütülmelidir. Washington ve Moskova nükleer silahları birbirine gösterdiği zaman bile Soğuk Savaş boyunca her zaman her yerde var olan bir kuraldır. Dahası, 1950 yılından bu yana büyük ölçüde tüm Amerika Birleşik Devletleri (ABD)-Rusya zirveleri bir ilke tarafından şekillendirildi; anlaşamadığımız konusunda anlaşıyoruz. Her şeye karşın görüşmeler her zaman yapıldı. Bu iyi ve doğruydu. Ve bir zayıflık işareti değildi.

Almanya zorlu bir yolculuk olsa bile kriz zamanlarında diyaloğun her zaman nasıl başarılı olabileceğini gösterdi. “Wandel durch Annährung” -yakınlaşma üzerinden değişim Batı Almanya’nın 50 yıl önce mevcut durumu değiştirecek iyi bir stratejisiydi. Soğuk Savaş’ın ortasında odaklanmak artık bir yüzleşme değil, anlayış ve küçük iş birliği adımları olmalıdır. Bu büyük ve aynı zamanda çığır açan bir yaklaşımdı. Eski Almanya Başbakanı Willy Brandt’ın yaklaşım değişimi, Demir Perde’nin yavaş yavaş açılması gerçeğine önemli katkıda bulundu. Brandt, bunu, ideolojik farklılıklarına rağmen komşularıyla insani, kültürel ve ekonomik temaslara yönelerek başardı.

Brandt’ın “Ostpolitik” siyaseti, Merkel ve Macron’un AB’nin Rusya yaklaşımı konusunda vadesi çoktan geçmiş bir strateji değişikliği fikrini hatırlatıyor. AB’nin Putin ile nasıl baş edeceği konusunda bir planı olmalı. Rusya ve Brüksel her zaman kendi jeopolitik çıkarlarını izleyecektir. Bununla birlikte bir diyalog her zaman açıkça sunulmalıdır ve son birkaç yıldaki boş, yanlış yönlendirilmiş yaptırımlar Brüksel için bir kanıttır.

Angela Merkel ve Emmanuel Macron bunun farkında oldukları için kendi Ostpolitik versiyonlarını uygulamaya çalıştılar. Fakat onların ilerlemesi duyulmadı. Putin ile bir zirve toplanması kesinlikle, Brüksel ve Moskova arasındaki bütün sorunları hemen çözmeyecek. Bununla birlikte, görüşmeler için kanalları açık tutmak ve Putin ile ilişkilerin daha fazla kopmasına izin vermemek mantıklı olurdu. ABD Başkanı Joe Biden, kısa süre önce Putin ile görüştüğü zaman örnek oluşturdu. Görünüşe bakılırsa Biden’ın stratejik düşüncesi, bir kez daha ortak ve uyumlu dış politika vizyonu üzerinde anlaşamayan AB’ye göre daha belirgin.