Mehmet Emre Öztürk

Güney Kore’de 9 Mart 2022’de gerçekleşecek seçimler, ülke kaderi için önemli bir dönüm noktası olsa da Asya-Pasifik’te de büyük bir etkiye sahip olacak. Moon Jae-in liderliğindeki Demokrat Parti ülkedeki iç çekişmeler ve bir dizi siyasi skandal ile uğraşırken, muhafazakâr Halkın Gücü Partisi (PPP) anketlerde iktidara doğru ivme kazanmış durumda. Peki Güney Kore seçimlerinin sonucu Asya-Pasifik’teki dengeleri nasıl etkileyecek?

Kırılgan bir demokrasi çatısında geleneklere bağlı olarak şekillenen Güney Kore siyaseti her ne kadar sağlam temellere dayalı ve güçlü gözükse de 1987’ye kadar kaos ve darbe yönetimlerinin gölgesinde anayasal demokrasinin tam uygulanmasına geçebilmiştir. Söz konusu tarihte başlayan Büyük İşçi Hareketi ile ayaklanan işçi ve sendikalar halk tarafından desteklenmiş böylece ilk demokratik seçimlerin önü açılmıştır. İç siyasette istenilen ortamın yakalanması ile bölgede Amerika Birleşik Devletleri (ABD) için önemli bir ittifak haline gelen Güney Kore, ABD şemsiyesi altında iç ve dış siyasetinde ayarlamalara gitme ihtiyacı duymuştur.

MART SEÇİMLERİ VE ADAYLAR

Mart seçimlerinin mevcut adaylarına yakından bakmak gerekirse: Halkın Gücü Partisi’nin bayrak taşıyıcısı olan Yoon Suk-yeol eski bir başsavcı ve siyasette acemi olduğu biliniyor. Eşinin evrakta sahtecilik suçlamalarına yardım ettiği gerekçesiyle ülke gündeminde skandala neden olmuştu. 

 

Demokrat Parti’nin adayı ise Demokrat Parti sıralarından gelen ve deneyimli bir siyasetçi olan eski Gyeongi eyalet Valisi Lee Jae-myung. Eşine şiddet uyguladığı ve oğlunun kumar bağımlısı olduğu yönünde iddialar ile başkan olup olmamaya uygunluğu kamuoyunca tartışılıyor. 

Seçim gündemi Güney Kore halkı için geleneksel değerlerin ön planda olduğu bir tercih olarak gözüküyor ancak, mart seçim sonuçlarından en çok etkilenecek olan bölge hükümetleri ve ABD olacak gibi. ABD, Çin ile Asya-Pasifik’te stratejik rekabete odaklanmış durumda. Washington ve müttefikleri, ABD, Japonya, Hindistan ve Avustralya’dan oluşan dört uluslu bir diyalog olan  Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (QUAD) ve daha yakın zamanda AUKUS olarak bilinen güvenlik paktı gibi çok uluslu anlaşmalar aracılığıyla güçlerini birleştirme çabası güdüyor.

Moon yönetimi Demokrat Parti geleneklerinden ilerleyerek, açıkça Washington yanlısı olan veya açıkça Çin’e karşı durduğunu belirten ABD dayatması herhangi bir anlaşmaya imza atmadı. Çok bariz bir şekilde izlenen “denge politikası “Asya-Pasifik’te yaşanacak gerilimleri bir nevi olsun stabil tutmaya yardımcı olmuştur. 

Burada adayların söylemleri gelecek bölgesel politikalar için hayati önem taşıyor. Demokrat Parti adayı Lee’nin Moon ile aynı çizgide dış politikasını sürdürmesi bekleniyor. Lee, diplomasi konusunda Washington ve Beijing arasında taraf tutmaktan kaçınabileceğini belli edecek söylemlerde bulunurken ABD ve Japonya ile üçlü bir ittifaka katılmaya karşı olduğunu ifade etmiş, QUAD gibi ittifakları “tehlikeli” olarak nitelendiriyor. 

muhafazakârfazakâr aday Yoon ise, ABD ittifakının Seul’ün ulusal güvenliği, teknoloji ve iklim sorunları da dahil olmak üzere daha geniş iş birliğine sahip olması gerektiğini savunuyor. Aralarında ABD’nin eski Seul Büyükelçisi Kathleen Stephens ABD’li bir grup ile görüşen Yoon toplantıda ittifakın genişletileceğine dair umutlarını dile getirmiş ve Seul’ün demokrasi, insan hakları ve kurallara dayalı bir uluslararası düzen değerlerini paylaşan küresel bir ülkeler koalisyonu kurma çabalarında aktif bir katılımcı olması gerektiğini vurgulamıştır. Yoon’un seçilmesi durumda söz konusu söylemleri ile dış politikada Çin Halk Cumhuriyeti ile karşı karşıya gelebileceği ihtimali yüksek. 

Global Research tarafından aralık ayında yapılan anketler, katılımcıların yaklaşık yüzde 37’sinin Lee’yi desteklediğini ve Yoon’un sadece yüzde 28 oranında destek bulduğu gösteriyordu. Fakat son yerel anketler oranların neredeyse aynı olduğunu belirtiyor.