CGTN / Kishore Mahbubani

Pasifik’in Atlantik ittifakının yıkıcı militarist kültürüne ihtiyacı yok. Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü (NATO) birkaç hafta önce Brüksel’de toplantısını yaptığında çok tehlikeli bir şey oldu. NATO toplantıdan sonra 14 Haziran’da yayınladığı ortak açıklamada Çin’i “İttifak güvenliği ile ilgili” alanlar için “sistemik bir tehdit” olarak tanımladı.

Üstü örtük mesaj açıktı: NATO muhtemelen kollarını Atlantik’in ötesine Pasifik Okyanusu’na da uzatacaktı. Pasifik Okyanusu’na yakın yaşayan hepimizin, özellikle Doğu Asya’dakilerin derin endişe duyması gerekir. Eğer NATO, Pasifik’e gelirse bu bizim için sadece sorun demektir. Niçin? Üç nedenden ötürü.

İlk olarak, NATO jeopolitik olarak iyi bir örgüt değil. Soğuk Savaş’ta mükemmel bir iş çıkardı ve Sovyetlerin Avrupa’ya yayılmasını önledi. Soğuk Savaş sırasında dikkatli ve ihtiyatlıydı, askeri kapasitesini artırıyor ve doğrudan askeri çatışmalardan kaçınıyordu. Soğuk Savaş, 30 yıl önce sona erdi. Teoride, “görev tamamlandıktan” sonra NATO’nun da kapatılması gerekiyordu. Ama pratikte, ümitsizce yeni görevler aradı. Süreç içinde Avrupa’yı istikrarsızlaştırdı. Hatırlanması gerekir ki, Rusya ile NATO arasındaki ilişkiler çok iyiydi. O kadar iyiydi ki, Rusya, NATO ile diğer Avrupa ülkeleri ve eski Sovyet ülkeleri arasında güveni sağlamayı amaçlayan Barış için Ortaklık anlaşmasını resmen imzaladı. Ama NATO Rusya’nın defalarca kendi “arka bahçesinden” yeni üyeler kabul etmemesi isteğini reddedince işler karıştı. Ardından Nisan 2008’de Bükreş Zirvesi’nde NATO, Gürcistan ve Ukrayna’nın üyeliğine kapıları açarak işleri daha da ileri götürdü.

Amerikalı yorumcu Tom Friedman’ın belirttiği üzere; “Gelecekteki tarihçilerin kesinlikle vurgulayacakları bir şey var, o da Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) 1990’ların son yıllarındaki dış politikasını belirleyen hayal eksikliği. Geleceğin tarihçileri, bu yüzyıldaki ufuk açıcı olaylardan birinin 1989 ile 1992 arasında olduğunu -Sovyet İmparatorluğunun yıkılışı- olduğunu belirtecekler. Batı’nın kararlılığı ve Rus demokratlarının cesareti sayesinde Rus imparatorluğu tek bir el bile ateş edilmeden yıkıldı ve demokratik bir Rusya doğurdu, eski Sovyet cumhuriyetlerini serbest bıraktı ve ABD ile benzeri görülmemiş bir silahsızlanma anlaşmaları imzalanmasına yol açtı. Ve Amerika’nın tepkisi neydi? NATO’nun Rusya’ya karşı Soğuk Savaş ittifakını genişletmek ve örgütü Rusya’nın sınırlarının daha da yakınına taşımak.”

Sonuç kaçınılmazdı. Rusya, Soğuk Savaş sona erdikten sonra NATO ülkelerinin dostu olmaya çalıştı. Bunun yerine, NATO’nun genişlemesi ile suratına bir tokat yedi. Birçok Batılı medya haberi Rusya’yı “kavgacı, saldırgan bir aktör” olarak resmetti. Bu haberlerde NATO’nun hareketlerinin bu cevabı doğurduğuna değinmediler.

DOĞU ASYA, ASEAN’IN YARDIMI İLE İHTİYATLI VE PRAGMATİK BİR JEOPOLİTİK KÜLTÜR GELİŞTİRDİ

NATO, Batılıların desteklediği göstericilerin Rusya yanlısı Devlet Başkanı Viktor Yanukovych’i iktidardan indirerek Ukrayna’ya müdahale edecek gibi göründüğü 2014’te gerçekten de tehlikeli bir durum ortaya çıktı. Devlet Başkanı Vladimir Putin için, bu bardağı taşıran son damlaydı ve kısa süre sonra, Rusların kültürel can damarları olarak gördükleri Kırım’ın işgal etmeleri geldi.

Batı’nın Ukrayna içine genişlemesinin tehlikeleri çok iyi biliniyordu. Dr. Henry Kissinger şunları söylemişti: Ukraynalılar “karmaşık bir tarihi durum ve çok dilli bir ülkede yaşıyorlar. Ülkenin batı kesimi Hitler ve Stalin parsayı paylaştıklarında Sovyetler Birliği’ne 1939’da eklendi. Nüfusunun yüzde 60’ı Rus olan Kırım, ancak 1954’te, doğum itibarıyla Ukraynalı olan Nikita Kruşçev Rusların Kazaklarla anlaşmasının 300. yıl dönümü kutlamalarının bir parçası olarak armağan ettiğinde, Ukrayna’nın parçası oldu. Ukrayna’nın batısı büyük ölçüde Katolik, doğusu ise Rus Ortodoks. Batı Ukraynaca konuşuyor, doğu ise çoğunlukla Rusça. Ukrayna’nın bir kanadının öteki kanadına hakim olmak için yapacağı herhangi bir girişim, kural gereği, Ukrayna’ya Doğu-Batı çatışmasının bir parçası olarak davranmak, Rusya ve Batı’yı -özellikle Rusya ve Avrupa’yı- iş birlikçi bir uluslararası sistem içine taşıma ihtimalini on yıllar boyunca imkansız hale getirir.”

Ne yazık ki, 2014’ten bu yana Ukrayna bölünmüş bir ülke haline geldi. Eğer NATO daha büyük jeopolitik esneklik göstermiş olsaydı, bu sorunlardan kaçınılabilirdi. Soğuk Savaş sonrası NATO’nun ikinci büyük zayıflığı.

İlginç biçimde NATO, Soğuk Savaş sırasında yabancı ülkelere çok az bomba attı. Soğuk Savaş’ın bitmesinden bu yana, NATO birçok ülkeye büyük miktarda bomba attı. Mart ve Haziran 1999 arasında, NATO’nun bombardıman harekâtının eski Yugoslavya’da 500 sivili öldürdüğü tahmin ediliyor. NATO ayrıca Yugoslavya’ya 2010 tarihli Misket Cephaneliği Anlaşması’na göre kullanımı yasak olmasına rağmen, birkaç bin misket bombası da attı.

NATO’nun 2011’deki Libya hava saldırılarında 7 bin 700 bomba atıldı ve 70 kadar sivil öldürüldü. Bu bombalama hareketlerinin çoğu uluslararası hukuka göre yasa dışıydı. NATO Yugoslav güçlerini 1999’da bombalamaya karar verdiğinde eski bir Kanadalı diplomatın Ottowa’daki evinde yediğim akşam yemeğini canlı biçimde hatırlıyorum. Bu Kanadalı diplomat derinden endişe duyuyordu. Bu askeri harekât ne kendini savunma ne de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından alınan bir karara dayanmadığı için, açıkça ve teknik olarak uluslararası yasalara göre yasa dışıydı. Aslında, Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin eski özel savcısı Carla Del Ponte, NATO’nun eski Yugoslavya’da işlediği savaş suçlarını soruşturmaya çalıştı. Birçok NATO üyesinin uluslararası hukukun kutsallığına inanmasına rağmen, o kadar fazla siyasi baskı yaptılar ki, Del Ponte soruşturmalarını yürütemedi.

Daha da kötüsü, NATO çok sıklıkla bir askeri harekât başlatır ve sonra bunun felaket sonuçlarının sorumluluğunu üstlenmez. Libya bunun klasik bir örneği. NATO ülkeleri Muammer Kaddafi Libya’da ortadan kaldırıldığında sevinçten havaya uçtular. Ama ülke parçalandıktan ve iç savaşa sürüklendikten sonra, NATO öylece ülkeden ayrıldı. Uzun zaman önce, ABD’nin aklı başında eski Dışişleri Bakanı Colin Powell, bu tür askeri müdahalelere karşı, kristal dükkânlarında söylenen yaygın bir söze atıfta bulunarak uyarıda bulunmuştu: “Eğer kırarsanız, satın alırsınız.” NATO arkasında bıraktığı enkazı sahiplenmedi.

Bu üçüncü tehlikeye yol açar. Doğu Asya, ASEAN’ın yardımı ile çok ihtiyatlı ve pragmatik bir jeopolitik kültür geliştirdi. Soğuk Savaş’ın bitiminden sonraki 30 yılda NATO birçok ülkeye birkaç bin bomba attı. Aksine, aynı dönemde, Doğu Asya’da hiçbir yere bomba atılmadı. Bu nedenle NATO kollarını Atlantik’ten Pasifik’e uzatırsa karşılayacağımız en büyük tehlikedir. Bu, kendi felaket militarist kültürünü Doğu Asya’da geliştirdiğimiz görece barışçı ortama ihraç etmesiyle sonuçlanabilir.

Aslında eğer NATO mantıklı, düşünen ve öğrenen bir örgüt olsaydı, aslında Doğu Asya’nın geçmişini -özellikle ASEAN’ın barışı koruma geçmişini- incelerdi ve bundan dersler çıkarırdı. Aksine, o tersini yapmaya eğilimli, böylece de bölgemiz için gerçek tehlikeler yaratıyor. Doğu Asya’nın NATO kültürünün potansiyel ihracı ile karşı karşıya kalacağı tehlikeler bakımından, bütün Doğu Asya’nın tek bir ağızdan NATO’ya “hayır” demesi gerekir.