Nikkei Asia / Amit Jain

Öğrenci olduğum yıllarda Kilimanjaro Dağı’nın zirvesinin yarısı karla kaplıydı. Bugünlerde zar zor fark edilebilir. Kenya’da hava daha da sıcak ve bilim insanları şimdi dağın buz örtüsünün gelecek yıla kadar tamamen gözden kaybolmasından korkuyorlar. Bu bir trajedi olurdu, ancak küresel ısınma 2015 yılında Paris Anlaşması’nda belirlenen hedefe uygun olarak sanayi öncesi seviyelerin 2 santigrat derece altında tutulsa bile artık kaçınılamaz bir durumdur. 

Afrika Görüşmeciler Grubu, İskoçya’nın Glasgow kentindeki COP26 olarak bilinen Birleşmiş Milletler (BM) 26. İklim Değişikliği Konferansı’na giderken odak noktası bu yüzden iklim uyumu. Bu onu önlemeye çalışmaktan ziyade geleni karşılamaya hazır olmak anlamına geliyor. Küresel karbon emisyonlarına sadece yüzde 4’ten daha az bir oranda katkıda bulunmasına rağmen Afrika, dünyanın geri kalanına göre iki kat daha hızlı ısınıyor ve kıta iklim değişikliğinden en kötü şekilde etkileniyor. 

İklim Değişikliği Hükümetlerarası Paneli’nin son raporuna göre, Afrika muhtemelen bu yüzyılın sonuna kadar 3 santigrat dereceden daha fazla ısınma deneyimi yaşayacak. Yağışların birçok bölgede azalmasının, kuraklığa yol açması bekleniyor. Fakat yağmur yağdığı zaman o kadar şiddetli yağacak ki geniş çapta sellere ve yıkımlara sebebiyet verecek. Her 10 kişiden yedisinin yaşamak için yağmurla beslenen tarıma bel bağladığı bir kıta için bu kıyamet anlamına geliyor. İklim değişikliğinin kanıtı her yerde. Sahel’in güneyine doğru tırmanarak büyüyen çöl, bir zamanlar verimli tarıma elverişli arazileri çorak bölgeye çeviriyor ve mahsulün azalması daha sık hale geliyor. Bir zamanlar yüzyılda bir olan şiddetli hava vakalarına şimdi sıkça rastlanıyor. 

AFRİKA’DA YAĞIŞLAR 2030 YILINA KADAR YÜZDE 20 ORANINDA DÜŞECEK

Idai kasırgası 2019 yılında Mozambik’i harabeye çevirdikten sonra iki yıldan az bir sürede ülke iki yıkıcı kasırga tarafından alt üst edildi. Somali, geçen yıl kayıtlı en kötü kasırgaya maruz kalırken, seller Sudan’da 250 milyon dolar tutarında kayba mal oldu. İklim değişikliği milyonlarca Afrikalı için o kadar canlı bir gerçeklik halini aldı ki COP26’da şimdi ne tür taahhütler verilirse verilsin, onların iklim değişikliğinin en kötü etkisinden kaçması mümkün değil. Kenya’da sıcaklıklar 2050 yılına kadar 2,2 santigrat dereceye kadar yükselebilir. 

Çalışmalar Afrika’da yağışların 2030 yılına kadar yüzde 20 oranında düşeceğinin görüleceğini işaret ediyor. Afrika’da tarımsal üretimin gelecek 30 yıl içinde yüzde 10 kadar düşeceği tahmin ediliyor. Buğday üretimi 2080 yılına kadar yok olabilir ve mısır, temel gıda üretimi az bulunur hale gelecek. Tarımın Afrika’nın karbondioksit emisyonlarının üçte birini oluşturmasıyla, iklim akıllı tarımı benimsemek ileriye doğru bir yöntemdir. Bu Asya’da büyük bir fark yaratmaya yardımcı olabilir. Afrika’dan yedi milyon metrik tondan fazla tarımsal ürün tedarik eden Singapur merkezli Olam International, 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını yüzde 50 kadar kesmeyi taahhüt etti. Şirket, tarımsal verimliliği modern tarım teknikleri yoluyla artırmaya çalışan ve eğitim, finansman ve daha iyi girdi sağlayarak çiftçi toplulukların dayanıklılığını iyileştiren bir program uyguladı.

AFRİKA’NIN EN AZ 12 MİLYAR DOLARA İHTİYACI VAR

Diğer Asya emtia tüccarlarının benzer yatırımları Afrika tarımını iklim değişikliği karşısında daha da dirençli hale getirebilir. Çin zaten Afrika’daki en verimli altyapı geliştiricisidir. Çin ayrıca önemli krediler sağlıyor. Ancak Çin’in Afrika’ya sağladığı krediler 2016 yılında 28,3 milyar dolarla zirveye ulaştı ve o tarihten bu yana düşüyor. Beijing yönetiminin yapabileceği şey Afrika’ya mevcut kredi taahhütlerinden bazılarını iklime dirençli altyapı projelerine doğru yönlendirmek olacaktır.

Elektriği ele alalım. Sahra Altı Afrika’sında evlerin yüzde 40’ı elektrik şebekesine bağlı değildir, bu evlerin birçoğuna Çin yapımı güneş panelleriyle elektrik sağlanmaktadır. Örneğin, Çin’in elektrik iletim şirketi Çin Devlet Elektrik Şebekesi Kurumu’na (State Grid Corporation of China) bağlı China Electric Power Equipment and Technology (CET) şirketinin, elektrik şebekesine bağlı olmayan güneş enerjisi istasyonları Etiyopya’da binlerce eve ve küçük işletmelere elektrik sağladı. Çin şimdiye kadar ekseriyetle hidroelektrik projelerine yatırım yaptı, ancak onların kaderi genellikle çevresel ve finansal kaygılar tarafından tehdit ediliyor. CET gibi şirketlerin Afrika’da güneş panelleri yapmaya başlamasının zamanı olabilir. Eğer bunu yaparlarsa yenilenebilir enerji sektörü yerel ekonominin bütünleşmiş bir parçası olabilir, tedarik zinciri boyunca istihdam yaratabilir.

AFRİKA DÜNYANIN GERİ KALANINA GÖRE İKİ KAT DAHA HIZLI ISINIYOR

Japonya önemli bir ikili bağışçı ve Afrika Kalkınma Bankası’nın (AfDB) dördüncü büyük hissedarıdır. Ancak Afrika’da 9 milyar dolar tutarındaki özel Japonya yatırımları Çin’in gerisinde kalmaktadır ve bunun değişmesi gerekmektedir. 2019 yılında AfDB ile Japonya Uluslararası İş Birliği Ajansı, Genişletilmiş Özel Sektör Yardımı girişimi altında 3,5 milyar dolar tutarında üç yıllık bir yatırım hedefi belirledi. Bu, devlet garantileriyle desteklenen altyapı projelerinin ortak finansmanını ve AfDB’nin iklim değişikliğinin üstesinden gelmeye çalışan özel şirketlere yatırım yapmasına izin verecek yeni bir finansman olanağını kapsıyor. Yeni projeleri destekleyen kendi ulusal ajansıyla Japon yatırımcılar, yatırım kararlarında daha fazla cesaret gösterebilirler. 

Günün sonunda bu soruna daha fazla para yatırmakla ilgilidir. Afrika’nın, toplam mevcut yıllık uyum ihtiyaçlarını karşılaması için en az 12 milyar dolara gereksinimi bulunmaktadır. Açığı kapatmak adına 8,8 milyar dolarlık Yeşil İklim Fonu gibi piyasa odaklı finansal araçlara güvenmek zorunda kalacak.

Bu, özel sektör yatırımcılarının riskini azaltabilir ve Asyalı yatırımcıları Afrika iklim değişikliğine uyum sağlamaya çalışırken ortaya çıkan birçok fırsattan yararlanmaya teşvik edebilir.