CGTN / Josef Gregory Mahoney

20 yıl önce Asya için Boao Forumu başlatıldığında, dünya yeni bir hızlı değişim sürecinin eşiğindeydi. Aynı yıl Çin, Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) katıldı ve kalkınma çabaları ileri doğru büyük gelişim gösterdi, bu da Çin’in bugün Asya’da en büyük ekonomik güç ve dünyada ikinci büyük ekonomi pozisyonuna gelmesine yardımcı oldu.

Diğer taraftan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), 9-11 Eylül saldırılarına maruz kaldı ve Orta Asya, Orta Doğu ile hatta Afrika’da yanlış yönlendirilmiş ve büyük oranda tek taraflı bir maceracılığa yol açan “Terörle Savaş” gibi yeni bir tür dünya savaşı ilan ederek kendi kötü içgüdülerinin kurbanı oldu. Bu, emperyalizm sonrası dünyada dik kafalı egemenliğin değişimleridir.

Dünyanın 2001 yılından bu yana edindiği tecrübe değişimlerini kısa bir paragrafta özetlemek mümkün değildir, geçen yıl meydana gelen değişiklikleri de kısa ve öz şekilde tanımlamak imkânsızdır. Küresel salgın, birçok eski çok taraflı kuruluşların eksikliklerinin yanı sıra birçok önde gelen Batılı ülkelerdeki yönetim yetersizliklerini açığa çıkardı.

Gerçekte, ABD ile birkaç önemli Avrupa ülkesi halen Covid-19 salgınını kontrol altına almak için mücadele verirken, Çin ve önemli Doğu ve Güneydoğu Asya ülkeleri daha iyi sonuçlar elde ettiler.
İki Çince deyim bu değişiklikleri ve onların karşıtlarını tanımlamaya yardımcı olur. Birincisi, “eski alışkanlıklara saplanıp kalmak”, bir kişinin nasıl hızını kaybettiğini ve zamana takılıp kaldığını ve giderek kendini soyutladığını kısa ve öz şekilde ifade eder. İkincisi “ilerlemek için mücadeledir” ve her zamanki gibi ilkiyle karşılaştırıldığında, Çin’in reform ile açılım döneminde ve özellikle son yirmi yılda çok daha yaygın olarak duyulan bir ifade oldu.

Gerçekte bu deyimlere küresel bağlamda bakarsak, birincisi her şeyden önce Batı ve ABD için uygun görünürken, ikincisi Asya ve özellikle Çin’de meydana gelen karşıt dinamiğe uygun düşüyor. Bu, Asya için Boao Forumu’nun sadece yeni çok taraflılığı ilerletmek amacıyla gösterilen yirmi yıllık bir çaba değil, aynı zamanda Asya’daki Batı egemenliği tarihsel deneyimlerinden geçmiş ülkeleri temsil edecek şekilde görülmesi gereken çerçevedir, onlar şimdi kesinlikle eski alışkanlıklara saplanıp kalmayan girişimler ve yeni kuruluşlar yoluyla aynı mirasların ötesine geçiyorlar.

Dört yıllık eski ABD Başkanı Donald Trump döneminin ve bir yıllık Covid-19’un kanıtladığı gibi, dünya Washington veya Batı ülkelerinin liderliğine ya da eli açıklığına bel bağlayamaz. Eski alışkanlıklar ve özellikle Trump yönetiminin yeni eski alışkanlıkları (Karl Marx’ın söylediği gibi “birincisi trajedi, ikincisi komedi”) eski çıkarlara ve başarısız yaklaşımlara hizmet eder ve bunların, sadece tarihin çöp tenekesine atılmış şekilde yığılıp kalmış gibi göründüğünü iddia etmek abartı sayılmaz. Muhakkak bugün Batı’da ABD Başkanı Joe Biden’in seçilmesinin talihin tersine döndüğünün işareti olduğunu ümit eden birçok kimse var. Elbette, ABD’deki seçmenlerin yaklaşık olarak yarısı bu tersine dönüşün karanlık bir gelişme olduğuna inanıyor.

BOAO FORUMU BAŞLATILDIĞINDA DÜNYA YENİ BİR HIZLI DEĞİŞİM SÜRECİNİN EŞİĞİNDEYDİ

Bununla birlikte Trump’ın “Amerika’yı yeniden büyük yapmak” için hayalperest “Önce Amerika” yaklaşımından sonra, Biden canlandırılmış çok taraflılık ve Amerika’nın küresel liderliğiyle “Amerika’nın geri geldiği” sözünü verdi, güya bu iddiaların hiçbiri iç çelişkilerle dolu değil. Aynı şekilde, Biden’ın büyük ulusal yeniden kalkınma planı sözü ve küresel iklim değişikliğiyle mücadele taahhüdü, sanki bu ikisi arasında çatışma veya çelişki yokmuş gibi. Ek olarak Biden, Çin’e rekabet üstünlüğü sağlamayı amaçlıyor ve yeni bir çevreleme stratejisi uygulamaya çalışıyor veya öyle görünüyor ki, benzer şekilde birçok önceki çabanın başarısız olması gerçeğine rağmen.
Biden’ın, selefinin sadece terk etmediği, aynı zamanda bir sorun olduğunu reddettiği iklim değişikliğiyle mücadelede küresel liderliğini yeniden ortaya koyma girişiminin, ne derecede önemli veya kalıcı olursa olsun bir ilerleme ölçüsünü temsil ettiği varsayılır.

Biden, Paris Anlaşması’na yeniden katılsa ve 2050 yılına kadar ABD’de karbon nötr hedefini desteklese bile, ABD’nin, şiddetli siyasi kutuplaşma ve bilhassa iç ilişkilerde ulusal seviyede yönetimi için sınırlı kapasitesi yüzünden uluslararası taahhütlerini sürdürme becerisi, tüm dünyada birçoğunun düşünmesine yol açıyor. Biden bir küresel iklim zirvesi istiyorsa ve iklim değişikliğiyle mücadele Beyaz Saray’ın Çin ile şimdi iş birliği yapması için siyasi olarak makul bir platformsa, o zaman bu tür gelişmeler cesaretlendirilmelidir. Ancak Washington’dan gelen birçok yeni eski açıklama ve değişim sözleri sadece son yirmi yılda geçerli olan yaygın küresel yaklaşımlarla ters düşme eğiliminde değil, aynı zamanda onlarla çatışma eğilimindedir.

Aksine, Çin’in devam eden yeşil kalkınma çabalarını, sürdürülebilir yeşil büyüme için artan siyasi ve ekonomik taahhütlerini incelersek ve Kuşak Yol İnisiyatifi yoluyla Çin’in içeride ve dışarıda gelişmesinin, Washington’ın söyleminden daha çok somut olduğu gerçeğine bakarsak, o zaman küresel olarak en önemli iklim değişikliği politika oluşturmanın Beijing’de olduğunu ve bu tartışmaların Asya için Boao Forumu’nda yankı bulacağını görebiliriz.

Asya, salgını ve sadece kriz zamanlarında giderek başarısız olan eski düşünme alışkanlıklarını geride bırakmaya devam ettiği için aynı şekilde bunların birçoğundan önemli ölçüde sorumludur.