CGTN / Daryl Guppy

Avustralya Başbakanı Scott Morrison, Batı ittifakına zarar vermek için NATO’nun kurulmasından bu yana herhangi bir düşmanın yapabileceğinden daha fazlasını yaptı. Avustralya’nın, yeni bir Avustralya denizaltı gücü inşa etmek için Fransa ile yaptığı anlaşmayı iptal etmesi kararı NATO’nun kurucu müttefikleri tarafından desteklendi. Avustralya’nın Fransa’nın yerine geçecek denizaltısı ya Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) ya da Birleşik Krallık’tan gelecek.

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, Avustralya’nın emriyle NATO müttefiklerinin yaptığı işle ilgili olarak, “Bu sırtımıza saplanmış bir hançerdir.” ifadesini kullandı. Bu karar, hiçbir zaman doğrudan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Marcon’a iletilmedi. Marcon, NATO anlaşmasının temeline olan güveni baltalayan bu kararı medyadan öğrendi. Macron, haziran ayında sözleşmeyi, “iki ülke arasındaki ortaklık ve güven ilişkisinin sütunları” olarak nitelemişti. Macron şimdi, bir “arkadaş” ve NATO’nun kurucu iki ortağı tarafından ihanete uğramış gibi hissediyor. 

ABD Başkanı Joe Biden, güvensizlik unsuru oluşturmayı neredeyse eski ABD Başkanı Donald Trump kadar harika yapıyor. Sadece NATO’nun düşmanları bu tür bir ayrılık yaratmayı hayal edebilir. Genel olarak ulus devletler, uluslararası yatırım camiasına yanlış işaret göndereceği için diğer ulus devletlerle milyarlarca dolarlık ticari anlaşmazlar yapmaktan uzak durmazlar ya da ihmal etmezler. Algılanan ülke riski ne kadar yüksek olursa ülkenin uluslararası kredi piyasalarından borçlanması o kadar pahalı hale gelir ve iş insanları ülkeye yatırım yapmada daha da gönülsüz olur. Avustralya, Yabancı Yatırım İnceleme Kurulu’nun yatırım kararlarını geriye dönük olarak bozmasına ve ilk ticari karar alındıktan yıllar sonra şirketleri bu yatırımları geri almaya zorlamaya izin veren mevzuatın uygulanmasıyla bu yola zaten girmişti. Darwin Limanı’nın kiralanmasının potansiyel olarak iptal edilmesi ticari güvenin bir sonraki sınavı olacak. 

ABD GÜVENSİZLİK UNSURU OLUŞTURMAYA DEVAM EDİYOR

Fransızlarla yapılan denizaltı anlaşmasından çekilmek önemli bir olaydır. Bu ülkeler arası ticari anlaşmaların reddidir ve en önemli yatırım sorusunu akla getirir: Avustralya’ya güvenilebilir mi? Hemen verilecek yanıt, Avustralya’nın ticari taahhütlerine yerine getireceğine güvenilemeyeceğidir. Avustralya’yı da kapsayan Hint-Pasifik bölgesinde dağılmış ülkelere Avustralya ile iş yapma konusundaki güven ve riskle ilgili güçlü bir mesaj verilmiş oldu. 

Avustralya’nın, Afganistan’da Avustralyalılara çalışmış bütün tercümanlar ve destek görevlilerinin tahliye taahhüdündeki eksiklikler zaten bölgede tedirginlik yaratmıştı. Öyleyse ABD, savunma sanayisi için büyük miktarda para anlaşmasının haricinde bundan ne kazanıyor? Avustralya, Amerikalıların yararına Çin’e karşı yüksek sesle suçlamalara öncülük etmeye gönüllü oldu. Denizaltılar aslında en az 10 yıl daha denize indirilemeyecek. Gelecek on yılda stratejik bir caydırıcı araç olarak en iyi ihtimalle kelimenin tam anlamıyla kâğıttan kaplanlar. 

Ancak Avustralya daha fazlasını yapma, diğerlerinden daha fazla gürültü çıkarma ve Avustralya başbakanının adını bile hatırlamakta zorlanan bir ABD başkanının “ilelebet arkadaşı” olmaya sadakatini kanıtlama sözü vererek Çin karşıtı gruba davetsiz girdi. Bu açık sözlü Avustralyalı coşkusu ABD’ye hareket etmesi için daha fazla alan sağlıyor, çünkü kendilerinin bağırıp çağırmasından ziyade bunu onlar için yapacak başkaları var. Bu ABD’yi, ABD-Çin ilişkisine daha fazla diplomatik çözüm bulma konusunda özgür kılıyor. Bu daha uzlaştırıcı yaklaşım, uzlaşmanın açıkça mümkün görünmediği Çin ile Avustralya’nın çekişmeli ilişkilerine tam bir tezat oluşturuyor.

AVUSTRALYA’NIN ASYA’DAKİ KONUMU ZORLAŞIYOR

ABD Başkanı Joe Biden ve Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping arasındaki son telefon görüşmesi politik dönüşün bütün ayırıcı özelliklerine sahipti. İki lider “rekabetin çatışmaya dönmemesini” sağlamak için iki ülkenin sorumluluğunu tartıştı. AUKUS anlaşması, imzacıların hiçbirini askeri hareket desteği için bağlamayan iyi hissettiren bir duyurudur. 

Eski Avustralya Başbakanı Paul Keating, “Bu anlaşma, ABD’ye maddi bağımlılığının Canberra’nın, Avustralya’nın uygun görebileceği herhangi bir ilişkide özgürlüğünü veya seçim hakkını elinden alacağı için Avustralya’nın egemenliğinin daha dramatik bir şekilde kaybına görgü tanıklığı edecektir.” dedi.

Batı liberal düzenine derinden saplanıp kaldıktan sonra Avustralya, sadece Çin ile değil, aynı zamanda ASEAN bölgesiyle bağımsız bir dış politika yaratma ve izleme yeteneğini azalttı. Eski Başbakan Kevin Rudd, Avustralya’nın Çin ve diğer Asya ülkeleriyle yakın ilişki kurma kapasitesini azalttığına inanıyor. Rudd, AUKUS anlaşmasının, Avustralya’yı ABD politikasına bağımlı hale getirdiği için Avustralya’nın egemenliğini elinden aldığını söylüyor.

Asya, ABD’nin bir vekili olarak bölgesel öneme sahip konularda Avustralya’nın liderliğine artık güvenemez. Milyar dolarlık anlaşmalardan uzaklaşmak ülke riski algısını artırır ve Avustralya’ya olan güveni yok eder. AUKUS’un resmen açıklanması sadece zor değildir, aynı zamanda herhangi bir yeni denizaltı göreve başlamadan uzun süre önce Avustralya’nın Asya’daki konumunu daha da zorlaştırmaktadır.