Hüseyin Vodinalı

Sevgili CRI Türk okurlarına merhaba diyerek söze ya da yazıya girelim.

Malumunuz Amerika Birleşik Devletleri (ABD) uzun bir süredir stratejik kaos denilen yıkıcı bir siyaset uyguluyor.

Bunun en somut örneğini Afganistan’dan çekildiğinde gördük.

Amerika kaçarken, yenilen Yunan ordusunun Manisa ve İzmir’i yakması gibi Afganistan’ı kaosa teslim etti.

Batı emperyalizmi yıkıcı, Asya güçleri ise yapıcı bir rol oynuyor bugünkü sahnede. 

İngilizler 1800’lerden, devamında ABD 1945’ten beri Asya’yı rahat bırakmıyor.

Özellikle de İngiliz (anti-Bolşevik) Jeostratejist Mackinder’in dünya adası olarak nitelediği, Avrupa, Asya ve Afrika ile dünya adasının kalpgâhı olarak nitelediği Avrasya’yı, dünya hegemonluğunun “olmazsa olmazı” olarak belirlediği 1902’den beri Asyalılar gün yüzü görmekte zorlanıyor.

Biz garipler, Hollywood propaganda makinesinin kurbanları, Amerikan filmlerinde 2. Dünya Savaşı’nın Avrupa’da Naziler ve Amerikalılar arasında geçtiği yalanıyla büyüdük.

Oysa savaş esasen Asya üzerindeydi ve 25 milyon Rus ile 20 milyona yakın Çinli hayatını kaybetti.

Sonunda faşizm ezildi ve komünizm kazandı.

Ancak Soğuk Savaş ile sistemik iç hastalıklar Sovyetler’i çürüttü ve bugün geride sadece Çin Halk Cumhuriyeti kaldı.

Amerika’nın Asya’ya sistemli saldırıları 1945’ten beri sürüyor.

Bunları kronolojik bir sıraya koyarsak; 1945’te Japonya’ya atom bombaları, 1950’lerde Kore Savaşı, 1965 Endonezya’da 1 milyon kişiye varan komünist katliamı, 1960 ve 70’lerde Vietnam, Laos ve Kamboçya Savaşları, 1983 Lübnan, 1991 Irak, 2001 Afganistan işgalleri yaşandı.

Türkiye dâhil pek çok Asya ülkesindeki askeri darbeleri, devam eden vekâlet savaşları ve terör faaliyetleri ile hâlâ kanayan Afrika’yı saymıyorum bile.

1945 sonrası ABD’nin başlattığı ve karıştığı savaş, iç savaş, darbe ve terör eylemlerinde ölen insanların sayısının 20 milyonu bulduğu hesap ediliyor.

Ancak her devrin bir sonu vardır.

ABD’nin emperyalist işgalci döneminin sonunu haber veren tarih ise 30 Ağustos 2021 oldu.

Geleceğin tarihçileri, Afganistan’dan çekildikleri tarih olan 30 Ağustos 2021’i Amerikan döneminin sonu olarak hatırlayacak. 

9/11 kumpas terör saldırılarıyla resmen başlayan ve 20 yılda 20 trilyon dolar harcanan “Amerikan Yüzyılı” böylelikle bitmiş oldu.

Ekonomisi son derece kötü durumda olan Amerika şimdi Batı Asya’dan da çekilmeye hazırlanıyor.

Bu, bir devrin kapanışı olduğu kadar yenisinin da başlangıcı sayılır.

Asya Çağı’nın yani.

ŞANGHAY İŞ BİRLİĞİ ÖRGÜTÜ

Amerika’nın Afganistan’dan çıkışının ardından, Taliban ve Afgan halkı şaşkın biçimde karşı karşıya kaldı.

Yenilen Amerika’nın teselli babından hesabı, bu boşluğun Taliban ve diğer dinci terör örgütleri tarafından doldurulması ve Asya’nın kalbinde bir kaos adasının doğmasıydı.

Doğu’da Çin’i, Kuzey’de Türk Cumhuriyetleri ve Rusya’yı, Batı’da İran’ı ve Güneyde de Hindistan ve Çin ile iş yapan Pakistan’ı tehdit edecek dört kollu bir terör sarmalı idi bu uğursuz hayalin adı.

Fakat bölge güçleri bu durumu bekliyordu ve hazırlıklarını çoktan yapmıştı.

Sadece askeri bakımdan değil, siyaset ve diplomasiyi de çalıştırdılar.

Mesela Çin, Kuşak ve Yol İnisiyatifi hatlarının açık tutulması için diyalog yöntemini seçti.

Hakeza Rusya da benzer bir süreci en azından 7 yıldır yürütüyordu.

İran derseniz onlar da Taliban ile pazarlık masasına oturmuştu.

Tüm bunlar olurken, Asya “NATO”su da denilen Şanghay İş Birliği Örgütü (ŞİÖ), bugünler için kurulduğunu dünyaya göstermek üzere ayağa kalkıyordu.

1996’da 5 ülke (Çin, Rusya, Kırgızistan, Tacikistan ve Kazakistan-2001’de Özbekistan ile Şanghay İş Birliği Örgütü adını aldı) tarafından Şanghay Beşlisi olarak mütevazı bir törenle kurulan örgütün 3 temel hedefi vardı.

Bunlar, ilk aşamada üye ülkeler arasında güvenin artırılması, sınır bölgelerinin silahsızlandırılması ve bölgesel iş birliğinin teşvik edilmesiydi.

Daha sonra teröre karşı da kurumlaştı.

ŞİÖ öncelikli olarak Orta Asya güvenliğini amaçlar; başlıca tehditler olarak terörizm, ayrılıkçılık ve aşırılıkçılığı ileri sürer.

Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te yapılan 2004 zirvesinde, Bölgesel Antiterörizm Yapısı kuruldu.

Afganistan’ı işgal ederek terör ve uyuşturucuyu coşturan ABD’ye karşı ilk ciddi adım, 2005’te atıldı.

O yıl ŞİÖ zirve toplantısında, ABD’ye Orta Asya’daki askeri varlığına son verme çağrısı yapıldı.

Bunun üzerine, Özbekistan’daki ABD üsleri kapatıldı.

2006’da, ŞİÖ antiterörizm kapsamı altında uluslararası uyuşturucu suçlarıyla mücadele etme planını açıkladı.

2017’de düşman kardeşler Pakistan ve Hindistan’ın da ŞİÖ tam üyesi olması büyük bir olaydı.

Keşmir’de savaş halindeki 2 nükleer gücün aynı örgüte üye olması, Pakistan’ın Çin’e, Hindistan’ı ise Rusya’ya yakın geleneksel politikaları, gelecekteki barışçıl çözüm için büyük bir adımdı.     

ŞİÖ’nün içeriğine dikkatlice bakıldığında esasen Afganistan’ı tarif ettiğini ve onu hedef aldığını anlarsınız.

Çünkü Asya’nın kalbindeki Amerikan hançeri buradaydı.

ŞİÖ’nün çok önemli bir özelliği de, soğuk savaş döneminde araları çoğunlukla kötü olan Rusya ve Çin’i bir araya getirmesi oldu. (Ekonomik temelli bir başka Gelişen Dünya oluşumu olan BRICS de yine Rusya ve Çin’i -Hindistan’ı da-ortak platformda buluşturuyor).

ABD’nin terki diyarından sonra, Asya güçlerini istikrar şemsiyesi altında birleştirme zorunluluğu, ŞİÖ için daha da yakıcı bir ihtiyaç haline geldi.

Yarın (16 Eylül 2021) Tacikistan’da toplanacak ŞİÖ Zirvesi bu anlamda çok önemli.

2001’de “Şanghay Beşlisi” adından ŞİÖ’ye dönüşen örgüt aynı zamanda 20. yaş gününü de kutlayacak.

Bir önemli haber de, İran’ın gözlemci üyelikten tam üye olmaya geçişi için bu zirvede bir irade belirmesi beklentisi.

Zirveye ev sahipliği yapacak olan Tacikistan, aynı zamanda Afganistan’daki etnik ve dini bileşenlerden olan Tacikleri de temsil ediyor.

Bugün örgütün 8 üyesinin yanı sıra 4 gözlemcisi ve 6 “diyalog ortağı” bulunuyor.

Gözlemciler; Afganistan, Belarus, İran ve Moğolistan.

Örgütün diyalog ortakları ise, Ermenistan, Azerbaycan, Kamboçya, Nepal, Sri Lanka ve Türkiye.

ŞİÖ üyesi 8 ülke, gözlemci üyeler ve diyalog ortakları, dünya nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturuyor.

ABD’nin kaçmasından sonra işlerin bir anda düzelmesi zor.

Ama bir yerden başlanacak.

Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Rusya, İran ve Çin’in yanı sıra Pakistan ve Hindistan’ın ortasındaki Afganistan kaosu epey baş ağrıtacak.

Ancak Asya’nın kadim kültüründeki sabır ve alçak gönüllülükle çözülmeyecek bir mesele yok.

Taliban’ın ilelebet Afganistan’ı yönetemeyeceği bilinen bir gerçek.

Afganistan’da istikrarın yerleşmesine daha çok var.

Ama Asya güçleri, iç işlerine direkt müdahale yerine, dolaylı dokunuşları, ekonomik iş birliklerini, ticaret rotalarını önceleyecek.

Yanlış anlaşılmasın…

Askeri hazırlıklar devrede, bölgede tüm sınır boyunca tatbikat ve yığınaklar yapılıyor.   

Bunlar, daha çok ateşin diğer ülkelere sıçramaması için alınan önlemler.

Türkiye’nin Afganistan’a bulaşmaktan önce ŞİÖ’yü çok iyi çalışması gerekiyor.

Kendi sınırında “küçük Afganistan” olarak duran İdlib, Suriye ve Irak sınırları ötesindeki Amerikan destekli PKK oluşumları, Türkiye’nin de bir bölge “ŞİÖ”sü ihtiyacını yakıcı hale getiriyor.

Aynı Afganistan’ı çevreleyen ülkelerin kurduğu ŞİÖ gibi, Suriye, Türkiye, İran ve Irak’tan (Rusya ve Çin de güvenlik ve ekonomik ortaklar olarak dâhil olabilir) oluşan bir “Ankara İş Birliği Örgütü” (bunu Şam, Bağdat, Tahran olarak da telaffuz edebiliriz) kurulması için çok geç kalındı.

1998 Adana Mutabakatı çerçevesinde benzer bir oluşum fiilen kurulmuştu ama daha sonra AKP iktidarı ile bu dağıldı gitti.

Türkiye de uzun yıllar kendi içinde ve bölgesinde yıkıcılığı destekleyen Amerikan politikalarını izledi.

Hâlâ da Amerika’ya umutsuz ve talihsiz çağrılar yapılıyor.

Oysa Amerika belki de pek yakında Suriye ve Irak’ı da terk edecek.

İsrail bile Çin ile alternatif ilişkiler üzerinde beyin fırtınaları yapıyor.

Amerika’nın en has müttefiki olan Suudi Arabistan, Rusya ve Çin ile yakınlaşırken, ezeli düşmanı İran ile gizli diplomatik görüşmelere hız kazandırıyor.

Avrupa Birliği (AB) de, özellikle Afganistan’dan çıkışı sonrası Amerikan yörüngesini terk edip Avrasya yönelimini artırmayı hedefliyor.   

Özetle, Asya çağı artık güne damgasını vuruyor. 

Asya’nın Asyalılara ait olması fikri günden güne Batılı odakların dimağına daha çok yerleşiyor.

Bunun için de ortak tehdit ve zorluklara karşı birlikte çözüm üretme refleksleri canlanıyor.

“Küçük Asya” olarak da bilinen Anadolu’da buna imece denirdi yüzyıllardır.

Asya’nın imece zamanı geldi.