CGTN / Keith Lamb

Çin Kasım 2020’de, geriye kalan 5,51 milyon vatandaşını daha mutlak yoksulluktan kurtardığını duyurdu. Dünya Bankası verilerine göre, ülkenin son 40 yılda 850 milyondan fazla insanın yoksulluktan kurtulmasına yardımcı olduğu düşünüldüğünde, bu muazzam bir başarı oldu.

Mutlak yoksulluğun Küresel Güney’de ciddi bir sorun olmaya devam ettiği ve Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) şu anda 567 binden fazla evsiz olduğu düşünüldüğünde, Çin’in eşi görülmemiş başarısı ve mutlak yoksulluğu ortadan kaldırmak için kullandığı yöntemler dikkat gerektiriyor.

Çin’in yoksulluğa karşı başarısı, hem makro hem de mikro faktörleri içeren çok yönlüdür. Yine de tüm faktörler, Çin’in aşırı yoksulluğu azaltmadaki başarısının makro temelini oluşturan yönetim ve felsefi sistemiyle karmaşık bir şekilde iç içe geçmiş bir durumda bulunuyor.

Örneğin, Çin’in egemenlik işlerine karışılmama ilkesi iki şekilde işler. Çin, diğer devletlerde siyasi ve ekonomik değişiklikler talep etmiyor ve aynı şekilde kendi sistemine dış müdahaleyi de reddediyor. Bu, Çin’in dış yabancı güçlerden bağımsız hareket etme ve kendi yargılarına dayanarak kendi ihtiyaçlarına uygun politikalar benimseme yeteneğine sahip olduğu anlamına gelir. Çin’in yabancı sermaye ile iş birliği, istihdam ve yoksulluğun azaltılması için gereken sermaye ile teknolojiyi elde etmesine yol açtı. Bununla birlikte, eş zamanlı olarak, Çin’in piyasalaşmasının, Küresel Güney’deki birçok ekonominin yıkılmasına yol açan neoliberal Washington mutabakatı tarafından dikte edilmesine izin verilmedi.

ÇİN KENDİ SİSTEMİNE DIŞ MÜDAHALEYİ REDDEDİYOR

Bu nedenle Çin, piyasa reformlarını uyguladı, ancak kaynakları buna göre yeniden dağıtmasına izin veren devlete ait büyük işletmelerini korudu. Üstelik piyasadaki oyuncuların kendilerini besleyen eli ısırmalarına izin verilmiyor. Onlar serbest piyasa rekabeti ilkesinin ve nihayetinde piyasanın parçalanmasına yol açan kanunları kendileri için yapmaktan ziyade, merkezi hükümetin kanunlarına tabidirler.

Çin’in özel siyasi biçimi, aşırı yoksulluğun azaltılması için stratejiler oluşturulmasında çok önemli olan uzun vadeli ekonomik planlamaya izin veriyor. Çin, yabancıların dayattığı liberal demokratik bir sistemin kurbanı olsaydı, herkes için uzun vadeli planlama, liberal sistemleri gölgeleyen sermayenin kazanılmış çıkarları tarafından reddedilirdi.

Örnek olarak, yoksulluğun azaltılmasının içini besleyen evrensel sağlık hizmetini ele alalım. ABD’nin muazzam zenginliğine rağmen, sosyalleştirilmiş sağlık hizmetleri diğer gelişmiş eyaletlerin gerisinde kalıyor. Sosyal sağlık bakım hakkı bile, Capitol Hill’de lobi yapan büyük ilaç firmaları tarafından demokratik olmayan bir şekilde hâlâ tartışılıyor.

Aksine Çin için, sosyalleştirilmiş sağlık hizmetleri bir “eğer” değil, “nasıl ve ne zaman” sorusudur. Çin, 2009 yılında, evrensel sağlık sigortası oluşturmaya yönelik sağlık reformları başlattı. Bu, 2003 yılında nüfusun yüzde 22,1’inden 2013’te yüzde 95,1’e yükselen temel sağlık kapsamına yol açtı. Bu süre zarfında beklenen yaşam süresi 72’den 76,4 yıla çıktı ve anne ölüm oranı 100 bin canlı doğumda 59’dan 29’a düştü.

Çin’in süren evrensel sağlık hizmeti sağlamadaki ilerlemelerinden biri, tanımlanabilir sağlık hizmeti sorunlarını çözmeyi amaçlayan “Sağlık Çin 2030” stratejisidir. Buna hizmet kalitesinin iyileştirilmesi, mali güvencenin güçlendirilmesi ve tıbbi bakımın kalitesinin artırılması dâhildir.

ÇİN’İN SAĞLIK REFORMLARI

Öyleyse, Çin’in durumunda dört yıllık liberal demokrasi döngüsünün dışında çalışmanın faydaları olduğu açıktır. İsterseniz buna itiraz edin, fakat başka hiçbir politik-ekonomik sistem bu kadar çok insanı yoksulluktan bu kadar çabuk sürede kurtarmadı. Çin, uzun vadeli 2030 sağlık planında başarılı olursa, sadece aşırı yoksulluğu hafifletmekle kalmayacak, aynı zamanda insanların buna geri dönmemesini sağlamada da büyük adımlar atacaktır.

Çin’in aşırı yoksulluğu ortadan kaldırma yeteneği, belirli önlemlerin uygulanmasına izin veren yalnızca yönetim sisteminin bütününden gelmiyor. Çin’in yönetim felsefesi olan sistem içindeki ruh da önemli bir rol oynamaktadır. Bu, hayatı fakirlerin fakir olarak hak ettiği Darwinci bir mücadele olarak gören kapitalizmin tam tersidir. Böyle bir tutum, hükümetin doğal bir fenomen olarak görülen yoksulluk konusundaki sorumluluğunu hafifletebilir.

Bir ulusun politik-ekonomik sisteminin ruhu veya kimliği, kitle iletişim araçlarına yansıtılır. Batı’da haberler kimin cezalandırılacağı, istila edileceği ve yaptırım uygulanacağının etrafında dönüyor. Aksine, Çin’de haber medyası ağırlıklı olarak Çin vatandaşlarının geçim kaynaklarını iyileştirmeye ve bir bütün olarak ülkenin kalkınmasına odaklanmıştır.

ÇİN BİR BÜTÜN OLARAK ÜLKENİN KALKINMASINA ODAKLANDI

Bu tür medya, neyin mümkün olduğuna dair anlayışı şekillendirir ve hükümetleri sorumlu tutar. Örneğin Donald Trump, diğer başkanlarla karşılaştırıldığında yeni savaşlar başlatmadığı ve sadece mevcut çatışmalarla devam ettiği için övgü alıyor. Bunun aksine, yoksulluğu azaltma planlarının farkında olan Çin vatandaşları, bu planları hem yerel hem de merkezi hükümetleri sorumlu tutmak için kullanıyor.

Dolayısıyla 2020 yılına kadar aşırı yoksulluğun azaltılması hedefi ciddiye alınmış ve bu amaca ulaşmak için her türlü önlem uygulanmıştır. Trajik bir şekilde, Batı’da sınırlı imkânlar içinde hapsolan nüfuslar, yönetim sistemlerinden bu kadar yüksek beklenti içinde olmayı hayal etmeye bile cesaret edemiyorlar.

Batıda insanlar tarihsel sürecin fazlalığı olarak görülüyor. Tarihin nesnel olarak üzerlerinde hareket ettiği, ancak onların bir parçası olmadığı “insan”lardır. Böylece tarih, “aydınlanma” getiren görünmez ve nesnel bir evrensel güç olarak düşünülmüştür.

Buna karşılık, Çin’de insan, tarihin yapımcısı ve yaratıcısı olarak görülüyor. Onlar, sosyal koşullarını daha iyi hale getirmek için doğuştan gelen kapasiteye sahip “insan yapıcılardır”. Bu insanlığın dünyadaki yeri anlayışında, yoksulluk, doğal bir durum olarak sonsuza kadar var olan bir şey değil, insanın doğasında üstesinden gelme kapasitesine sahip olduğu bir şeydir.

Bu dünya anlayışı önemsiz görünebilir, ancak onsuz hiçbir yoksulluk azalması gerçekleşemez. Bunun nedeni, birinin maddi durumunu değiştiremeyeceğine inanma dogmasına takılıp kalırsa, maddi durgunluğun kendi kendini gerçekleştiren bir kehanetinin ortaya çıkmasıdır.